Fantastik ve gerçeğe yakın birbirine paralel düzlemlerde yaşayan iki dünyayı resmeden Franklyn, iki düzlemde de yaşayan karakterleri ve gerçekleşen olayları akli dengesi yerinde olmayan bir adamın hayal gücünde yan yana getiriyor. Ya da bu allak bullak dram/fantazi/gerilim filminden çıktıktan sonra gördüğü şeyden bir mana çıkarmaya çalışan zihnim ancak böyle şüpheli bir cümleyle bu filmi açıklayabildi. Bu nedenle aşağıda filmin tanıtımını aynen koruyorum.
Benim son sözüm ise, Franklyn kendini beğenmiş, fazla iddialı, gereksizce ve tasarısızca karmaşık, temelsizce karanlık ve karamsar, karakterleri sevimsiz, performanslarıysa büsbütün gülünç bir film. Tek iyi tarafı, eğer Eva Green ve Ryan Phillippe’nin nasıl olup da beyazperdeye çıkabildiğini merak edenler varsa, Franklyn sayesinde kendilerine bu durumun yanlışlığı konusunda sapasağlam bir kanıt bulmuş olacaklar.
Selin Sevinç
Körfez Savaşı gazisi, dini bütün Esser, gelecekteki hayali Londra’nın evsizlerin hükmündeki karanlık sokaklarında kayıp asi oğlunu aramaktadır. Otuzlarındaki Milo, gerçek aşkın saf ve güçlü duygularına tekrar sahip olmak için çabalayıp durmaktadır. Şehrin tek ateisti, başına buyruk maskeli detektif Preest sokaklarda intikam peşindedir. Tek bir kurşun, bu dört kayıp ruhun kaderini beklenmedik bir şekilde belirleyecektir.
-- Tiglon Film