Tom’un kartpostal tasarımcısı olarak çalıştığı iş yerinde çalışmaya başlayan Summer, onun yalnızca tutkuyla aşık olduğu ilk kadın değil, aynı zamanda da ilk kalp kırıklığı olacaktır. Aşka inanmayan Summer, Tom’a hayatının en güzel, karmaşık ve bulanık 500 gününü yaşatır. Sonunda ikisi de kendi yollarına gidecek olsa da, bu aşk hikayesi gerçek hayata yakın çağrışımlarla dolu 500 günlük bir macera.
Aşkın (500) Günü, alışık olduğumuz romantik komedilere göre mutlu bir sona doğru gitmediğini daha en başından belli eden, bunu yaparken de hem romantik hem de komik olma sözünü vermeyi ihmal etmeyen taze bir fikir ve eğlenceli bir seyir.
Hiç kusuru yok değil elbette. Film zaman zaman fazla kalabalıklaşıyor, bir kolaj ya da puzzle gibi ufak parçaları arasında atlayıp zıplarken her bir adımı nedenlendirmekte zayıf kalabiliyor. Daha da önemlisi, bu karmaşa içinde aynı Tom’un kendisi gibi, enigmatik Summer’ın dünyasına hiçbir zaman tam olarak nüfuz edemiyoruz. Bu, Tom’la empati kurmayı kolaylaştırırken, sanki yarım bir film izliyormuşuz hissini veriyor. Biz de Tom gibi Summer’a aşık oluyoruz, ancak onu anlayamadan ellerimizden kayıp gitmesi bizim de mi kaderimiz olmalı, emin değilim.
Woody Allen’ın Annie Hall’unu hatırlatıyor zaman zaman film. Ancak Annie Hall’da Annie karakteri kayganlığını her zaman korusa da Allen bize onun nasıl bir dünyaya ait olduğunu, yolda karşılaşsak ya da bir kafede oturup konuşsak nasıl bir kadın bekleyebileceğimizi derinlemesine resmediyor. Summer’ın ise kendisinden çok ulaşılmazlığıyla tanışıyoruz. Zooey Deschanel gibi şaşkın bakışlardan çok daha fazlasını verebileceğini hissettiren bir oyuncuyu havada uçuşurken değil, ayakları yere basan gerçek bir kadın kahraman olarak izleyebilmek şüphesiz çok daha keyifli olurdu.
Aşkın (500) Günü, özellikle klasik Hollywood romantik komedilerinde sürekli gördüğümüz, dünden aşık olmaya hazır kadınlar ve özgürlüklerine düşkün, aşka ve bağlılığa inanmayan erkeklerin öykülerinin yanında, bir erkeğin duygusal ve kırılgan aşk hayatına eğilerek farklı bir öykü anlatmış oluyor. Her cinsiyetin tüm aşk öykülerinde hep aynı rolü oynamadığını hatırlatması, en az öteki kadar bunun da hayatta görülebildiğini inandırıcı bir şekilde aktarması bile bu filmi izlenebilir kılıyor.
Ufak tefek sorunlarına rağmen Aşkın (500) Günü komik, sevimli, romantik, heyecanlı, sevgi dolu bir film. Oyuncuların kimyaları, performansları, filmin stilize montajı ve sanat yönetimi de onu benzerlerinden ayırıyor. Vizyonun izlenmeye değer filmlerinden...
Selin Sevinç