Bu yıl Rotterdam’da En İyi Film ödülünü kazanan Uzak İhtimal, Mahmut Fazıl Coşkun’un ilk filmi. Şehre yeni gelen müezzin Musa’nın Katolik yan komşusu Clara’ya duyduğu imkansız aşkı konu alıyor.
Filmin ilk yarısında masumiyetiyle ilgi uyandıran bu ilişki, ikinci yarıda Yakup adlı üçüncü bir karakterle Clara arasında beklenmedik bir şekilde kurulan ilişkiyle beraber arabesk bir ton kazanıyor. Gereği çok net olmaksızın başvurulan bu tesadüf tekniği hem filmin inandırıcılığını düşürüyor hem de ideal olmayan koşullarda yan yana düşen iki kişi arasındaki ilişkinin tazeliği ve enteresanlığından dikkat çalıyor. Sanki izleyiciyi birdenbire şaşırtmak lazımmış ya da böyle bir öyküyü ilerletmek için başka bir yol bulunamazmış gibi ikinci yarıda başka bir öyküye dönüşen film, finali bulana kadar fazla kan kaybediyor.
Finale gelindiğindeyse Clara tarafından hiçbir zaman tatmin edici bir karşılık bulamayan bu aşk anlamını çoktan yitirmiş oluyor. Biz Clara’dan sürekli bir hareket, bir açılma ya da kapanma, ya da herhangi bir tepki beklerken, beklediğimizi bulmak yerine yavaş yavaş filmden fazla bir şey beklememeyi öğreniyoruz. Başta çok güzel tanıştırılan karakterlerin ve güçlü öykü damarının tıkanmaya başladığını hızla farkediyoruz.
Uzak İhtimal, henüz senaryosu ilk provasındayken çekilmeye kalkılmış bir filmi andırıyor. Senaryo ve karakterler üzerinde detaylı bir çalışma, Coşkun’un yönetim yetkinliğinin ve filmin görüntü ve prodüksiyon başarısının hakkını daha iyi verebilirdi.
Öyküsünün zayıflıklarına rağmen Uzak İhtimal Türk sinemasının son dönemdeki ürünlerine örnek olması gereken şık ve anlamlı bir film. Aynı zamanda yalnızca biraz daha zaman ve tasarıyla aşılabilecek sorunlarının olması, bir film için verilen emeği layık olduğu potansiyele ulaştırmanın sanıldığından çok daha kolay olduğuna işaret ediyor. Geçtiğimiz haftalar içinde vizyona giren en izlenmeye değer Türk filmlerinden.
Selin Sevinç