Fransız modacı Coco Chanel, bir gün Paris sosyetesinin büyük tepkisini çeken bestekar Igor Stravinsky’nin bir eserini sahnede izler. Yıllar sonra imparatorluğunu kurma yolunda çoktan bolca yol katetmiş olan Coco, sanatını icra edebilmek için para sıkıntısı çeken Igor ve ailesini evine davet edecek, bir sonraki eserini yaratmasına önayak olacaktır. Ancak aynı çatı altında yaşamaya başlayan iki radikal beynin arasındaki çekim çok açıktır. Kısa süre içinde aralarındaki kıvılcım alev alacaktır.
Coco Chanel & Igor Stravinsky: Büyük Aşk, bir aşk öyküsü olarak lanse edilse de, Coco’nun olgunluk dönem portresi daha çok. Siyah-beyaz, ince uzun ve erkeksi kıyafetleri bu oturmuşluğun başlıca simgesi. Sigaradan çatlamış sesi, donuk ve ciddi bakışları, tükenmek bilmeyen iş merakı, kendine aşırı güveni, sahip oldukları şeyler arasında eforsuz ve umursamazca yürüyüşü, olgun Coco’yu anlatıyor.
Anna Mouglalis’in bu şekilde perdeye yansıyan Coco performansı, tam da yukarıdaki Coco yorumunun soğukluğu ve nüfuz edilmesi / empati kurulması güç resmi nedeniyle izleyiciyle kaynaşması kolay bir Coco portresi yaratmıyor. Perdede gördüğümüz, duyduğumuz, hayattaki seçimlerini izlediğimiz bu kadının nasıl ve neden bulunduğu noktaya geldiğiyle ilgili film şaşırtıcı bir şekilde hiçbir ipucu vermiyor. Coco sert bir kadınsa neden öyle; Igor’a gerçekten aşıksa neden aşık; eğer aşkından vazgeçecekse neden? Davranışlarının nedenleri bir yana, sonuçlarını yaşarken bile ne hissettiğini tam olarak çıkaramayabiliyoruz. Yani film, ‘neden’den öte ‘ne’ sorusunu bile yanıtlamakta zayıf kalıyor.
Coco & Igor’la ilgili ikinci ve en az bunun kadar önemli bir problem de, ikili arasındaki aşkın aşka benzememesi. Çift, sanki yalnızca birbirleri üzerindeki güçlerini kullanarak uykuya yatmış cinselliklerini uyandırıyorlar. Her ani, bencil ve yıkıcı dürtüden bir aşk öyküsü çıkarmaya kalkarsak ‘büyük aşk’ denilebilecek şeyin içini boşaltmış oluruz. Film, her şeye sahip, ama sanki aşktan yoksun bir Coco’nun öyküsünü anlatmayı tercih etseydi, ki buna yaklaşan kimi sahneler var, çok daha dramatik olarak sağlam bir film olabilirdi karşımızda.
Coco ve Igor’un aşkı yalnızca kavramsal açıdan değil, duygusal açıdan da aşka benzemiyor. Oyuncular arasında hiçbir kimya yok, birlikte sahnelerinde sevgi yok, şefkat yok, saflık yok, ihtiyaç yok, birbirini bulmuşluk, özgürleşmişlik, mutluluk yok, arzu bile yok. Yalnızca olmaması gereken bir şeyin cılız heyecanı, bastırılmış hisler, bencillik ve doyurulmaya çalışılan hırslar var. Ancak eğer aşktan anlaşılan ve beklenilen buysa Coco & Igor izleyeni tatmin edebilir diye tahmin ediyorum.
Filmin bana göre tek enteresan tarafı Igor’un karısı Katya. Hem performans itibariyle hem de gerçek ve tanıdık gelen -sırasıyla sevgi, hayal kırıklığı, gurur, keder, kabullenmişlik- hisleri yansıtması itibariyle Katya’nın durumu, yaşadıkları ve seçimleri inandırıcı, anlaşılır ve dram yüklü. Keşke tüm film bu kadının bakış açısından anlatılsaydı. Coco’nun ‘aşk’ı, neden olduğu acılardan doğru gözlemlenseydi. Coco ve Igor acıyı bırakın aşkı bile yaşamak konusunda pek bir başarı gösteremediğine göre.
Coco Chanel & Igor Stravinsky: Büyük Aşk, Coco’nun olgunluk yıllarındaki kişiliğine dair bir egzersiz. Modacı olarak kariyeri ve yaratımları üzerine pek biyografik bir tarafı yok, bir aşk hikayesi olarak da doyurucu değil. Yine de ortada bir Coco var ve Coco yorumu var. Fransız modacıya ilgi duyanları çekebilcek bir portre ve şık giysiler geçidi için izlenebilir.
Selin Sevinç