Elektrikçi Celal karısı Sevilay ve oğlu ile mutsuz bir hayat sürmektedir. Pavyonda çalışan Sibel Ceylan’a aşıktır ve kadının bir belalısı olmasına rağmen ona Sevilay’ın gizli zulasından çaldığı paraları yedirmektedir. Sonunda karısını öldürmeye karar verir. Çıktıkları bir piknikte uçurumdan aşağı yuvarlanan karısı kayıplara karışınca sorunlar çözülmüş sanar. Ama karısı ve çaldığı paralar kolay kolay yakasını bırakmayacaktır.
İki farklı uçtan da açılıp kapanabilen elektrik bağlantısı anlamına gelen vavien, Taylan Biraderler’in son filmine adını veriyor. Bir şeylere metafor olmaya çok müsait olan bu başlık, Celal’in yıllardır elektrikçi olmasına rağmen hala kurmasını bilmediği bağlantı olarak çıkıyor önce karşımıza. Bunun ötesinde Celal’in ne karısıyla ne de kendisi ve hayatıyla ilgili problemlerine yorulabilecek anlamsal ya da estetik bir ağırlığı var. Matematik olarak da filmde çok geç belirip karakterler ve öykü için yeterince kapsayıcı ve tatmin edici bir manaya kavuşmuyor.
Vavien’in ilk hayal kırıcı yanı bu. İkincisi de ana karakterin hedefinde yatıyor. Sonradan anladığımıza göre Celal filmin ilk karesinden itibaren kafasında çoktan varolan büyük bir planın parçalarını bir araya getiriyor. Bunun temellerinin izleyiciyle önceden paylaşılmaması, geçerliliği olan sinemasal bir yöntemse de, olay öncesi, sırası ve sonrasında da hala Celal’in eyleminin dişe dokunur bir nedeni/motivasyonu olmayışı sıkıntı veriyor. O ana kadar izlediğimiz şeyleri boşa çıkarıyor adeta.
Sonradan tahmin ettiğimiz (!) üzere Celal aşık olduğu Sibel Ceylan’a -özel bir talep olmaksızın- yedirmek üzere -zaten o ana kadar çalmakta olduğundan- daha fazla paraya ihtiyaç duyuyor ve bunun için bulduğu tek yol karısını öldürmek. Bunun dışında Celal’in hayatının genel bunaltıcılığına ve karısından nefretine ilişkin ipuçları varsa da onu yolun sonuna getirecek, cinayetten başka çözüm bırakmayacak denli keskin, ya da Celal’in karakterinin yoldan çıkma meyiline ilişkin yerleşik bir belirti yok.
Keşke belli belirsiz bir stilistik gerilim uğruna Celal’in kompleksleri, dertleri, hedefleri ve arzuları izleyiciyle buluşmadan önce bu kadar beklemede bırakılmasaydı. Türk sinemasında sık sık gördüğümüz gibi asıl olay anını filmin kırkıncı dakikalarına kadar sarkıtıp öykünün karakter ve dünyasını önden tanıtmaya bir hayli zaman harcanmış; karakterin ve öykünün damarını asıl bundan sonra çözüp yeşertmek tercih edilmemiş. Kendini uzun bir süre gizleyen bir öykünün bir yandan da kendini deşifre etme çabası öykünün yapısı ve seyrinde derin bir çelişkiye işaret ediyor.
Tüm bunlar izleme keyfi hayli yüksek olan filmde kamufle olmuyor değil.
Vavien’in karakterleri ve herbirinin yan öyküleri çok esprili bir dil ve gözlem gücüyle yazılmış; küçük kasaba evrenindeki tiplemeler ve yaşam tarzıyla ilgili tespitler çok yerinde. Performanslar su götürmez şekilde yaratıcı ve detaylı; görüntü ve sesler, sanat departmanı, teknik krediler tıkır tıkır işliyor. Genele bakıldığında öykü doyurucu olmasa da ve kaçırılmış fırsatlar üzse de,
Vavien sonuna kadar takip edilesi bir film. Vizyona giren yığınla Türk filmi arasında
Neşeli Hayat’la birlikte en tercihi hak eden filmlerden.
Selin Sevinç