Birkaç başarısız filmden sonra konusunu bile henüz bilmediği yeni bir film çekmeye hazırlanan meşhur yönetmen Guido’nun tek derdi düşüşe geçmiş profesyonel hayatı bile değildir. Guido karısıyla problemlerini çözmenin yanında metresini de idare etmek, ilham perisini hoş tutmak, kendisiyle beraber olmak isteyen kadınları savuşturmak zorundadır. Bir yandan kariyerinin ilk günlerini yakalamak isterken bir yandan da tüm ilişkileriyle beraber mutlu olmak isteyen Guido, film çekimlerinin iptali ve tüm sevgililerinden ayrılmakla yüz yüze gelir.
1963 yapımı Federico Fellini filmi Sekiz Buçuk’un müzikal uyarlaması Nine, bu fantastik dram ve müzikal bileşiminin vaat ettiklerinin aksine hayal kırıklığı yaratıyor. Birbirinden yetenekli, başarılı ve güzel kadın oyunculardan oluşan kadroyla beraber Daniel Day Lewis’i iddialı bir yapımda sahneye çıkartmak için zoraki uydurulmuş gibi bir his veren senaryo ve parçalarını oluşturan koreograflı sahneler, yamalı bohça gibi birbirine tutuşturulmuş, bir yüzeysel karakterden öbürüne sıçrıyor.
Guido’nun çocukluğundan yetişkinliğine ona hayatı öğretmiş ve bunu yaparken de vazgeçilmez birer saplantı haline gelmiş bu kadınlar, ve genel olarak ‘kadın’ olgusu, antipatik bir Guido’nun yanında parlayıp sönen yıldızları andırıyor. Ne bu kadınları bu adama çeken o hayranlığın temellerini görebiliyoruz, ne de aralarındaki bağların köklerine inebiliyoruz. Her bir kadın figürünü -tahminen ticari nedenlerden- yüceltmeye meraklı devasa müzikal skorlar, bu kadınların görünüşte hiçbir özelliği olmayan derbeder bir adamın etrafında birer karton kukla gibi görünmeleriyle tezat oluşturuyor.
Şarkılar ve koreografilere gelince, yapımın görkemi kadronun büyüklüğüyle örtüşüyor, ama şarkılar son derece sıradan ve unutulmaya mahkum. Filmin öncül ihtiyacı insanı yeri geldiğinde kıpır kıpır edip yeri geldiğini sarsacak müziklerse, ikinci en elzem gereksinimi de İtalya atmosferi. Bu ikisinden de filmde şaşırtıcı bir şekilde eser yok. Kostümler bile çok özel ya da karizmatik değil, bir iç çamaşırı defilesini andıran basitlikte.
Kadroya, prodüksiyona ve fikre bakınca insan doğal olarak unutulmaz birkaç saat geçireceğini sanıyor. Ama Nine hiç beklenmedik bir şekilde iki saatin sonunu zor getireceğiniz, her şeye rağmen düpedüz sıkıcı bir film. Ben bile böyle düşündüğüme inanamıyorum, o nedenle herkes filmi izleyip kendi kararını vermeli belki de.
Selin Sevinç