14 yaşındaki Susie bize cinayetinden sonra gittiği cennetinden seslenmektedir. Ailesi, okulu, aşık olduğu genç adam ve katilini cinayetine uzanan yolda teker teker anlatır. Cinayetinin nasıl gerçekleştiği ve sonrasında kendisini bulduğu cennette hissettikleri ve başına gelenler birbirini takip eder. Artık yeryüzüne arkasını dönüp ait olduğu cennete gitmelidir, ancak cinayetini çözmeye çalışan ve parçalanmanın eşiğine gelen ailesini izledikçe onlara mesajlar göndermek ve özlemini paylaşmaktan kendini geri tutamaz.
Cennetimden Bakarken’in çatışmasını, kırılma noktasını anlatmak güç. Elbette Susie’nin katilinin bulunup bulunamayacağı her zaman sürükleyen bir merak konusu. Fakat filmin bu polisiyevari gerilim iskeletinden çok daha ön plana çıkan başka bir itici gücü var: Susie’nin başka bir gerçekliğe geçmiş olmasına rağmen büyümesi ve olgunlaşması. Yani dünyalar arası bir olgunlaşma öyküsü var karşımızda.
Peter Jackson’ın bir cennet fantazyasına zaman zaman fazlasıyla ağırlık verdiği filmde bazen karakterlerin başlarından geçen büyük trajediye rağmen hiçbir belirgin çatışmalarının olmaması bir boşluk duygusu yaratıyor. Karakterlerin aksiyon aldıkları bir alan ya da girişimlerinde kaybedecekleri, riske ettikleri bir şeylerin olmaması kimi zaman neyi izlediğimizi sorgulamamız için geçerli bir neden.
Öte yandan filmin ilginç tarafı da zaten girişi, gelişmesi, sonucu olan bir olaylar zincirinden ziyade ölümün, hele hele hayalleri ve geleceği milyonlarca seçenekle dolu bir genç kızın ölümünün, yaşanabilecek bir hayatın elden alınmışlığının ve bunun yalnızca yaşanmayı bekleyen koca bir hayatta değil, geride kalanların hayatında da yarattığı doldurulamaz boşluğun resmini çiziyor olması.
Filmde Susie’nin cennetinin olağanüstü renkler ve temalardaki resimlerinin yanında bir de bir sapığın karanlık dünyasının çekip aldığı bir kızın dünyasında artık nelerin olamayacağının, Susie’nin ve ailesinin artık veda etmesi gerekenlerin, tutunacak dalların, hayatın acımasız devamlılığının hikayesi de anlatılıyor. Cennetimden Bakarken adeta hayatın güzellikleri ve değeri üzerine uzunca bir meditasyon.
Saoirse Ronan’ın gençlik ve saflığın sembolü olarak merkezde bir inci gibi parladığı filmde, ailenizden olmalarını dileyeceğiniz sevgi dolu ebeveynler rolünde Mark Wahlberg ve Rachel Weisz; üstü kapalı bir acı ve mizah kaynağı büyükanne rolünde Susan Sarandon; ve elbette sapık rolüyle Oscar’a haklı olarak aday olan tüyler ürpertici Stanley Tucci filmi izlenmeye değer kılan faktörlerden.
Cennetimden Bakarken, hayatın soğuk ve acımasız yüzüyle, sıcacık ve yaşanmaya değer yanlarını çarpıcı bir şekilde yan yana getiriyor. Fantastik görünen öğeler tam tersine hayatın ta kendisine, günümüzde sık sık duyduğumuz, alışageldiğimiz dehşet verici olaylar ise karanlık bir akıl dışılığa işaret ediyor. Filmde bu birbirine geçmiş kontrast ve çelişkilerden akla düşecek çok malzeme var. Filmin hem bu içerik zenginliğinin hem de görsel güzelliklerinin tadını çıkarmanızı öneririm.
Selin Sevinç