29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : A Single Man
Yönetmen : Tom Ford
Senaryo : Tom Ford (senaryo); Christopher Isherwood (roman)
Oyuncular : Colin Firth, Julianne Moore, Nicholas Hoult, Matthew Goode, Jon Kortajarena, Paulette Lamori, Ryan Simpkins, Ginnifer Goodwin...
Yapım Evi : Artina Films
Ülke : ABD
Dil : İngilizce / İspanyolca
Süre : 101’
Tür : Dram
Gösterim Tarihi : 16.04.2010
Ayrıntılı Künye İçin : IMDb
  Resmi Site
  Fragman
 

 
 
Moda tasarımcısı Tom Ford’un ilk filmi Tek Başına Bir Adam, Ford’un moda alanındaki yenilikçi tasarımlarının ve sayısız başarılarının üstüne, sıradışı sinema dili ve ilham ve tutku dolu sanat tasarımıyla beklenenin çok üstünde tepkiler aldı.
 
16 yıllık partnerini bir trafik kazasında kaybetmiş olan George, bir sabah kalktığında artık tuttuğu yasın ve sürdüğü kopuk yaşamın sonuna geldiğini hisseder. Ölüme teslim olmak üzere gününe başlayan George, kafasında sevgilisinin sıcak varlığıyla dolup taşmış anılarıyla, İngiliz edebiyatı öğrettiği üniversitedeki günlük işine gider. Hayatı bırakmışlığına hassasiyet gösteren bir öğrencisi belki de hayatını kurtaracaktır. O ana kadar aldığı bilinçli bilinçsiz tüm kararların neticeleri bugün George’un geleceğini belirleyecektir.
 
Filmin senaryosunu yazıp yapımcılığını da üstlenen Ford, sinema sanatının olanaklarını şiirsel öyküsüne adapte etmekle kalmayıp, klasik bir film dilinin de sınırlarını zorlayarak, stil ve içeriği doğru dozlarda harmanlayan orijinal bir film çıkartmış ortaya. Filmdeki performansıyla Oscar adaylığı alan Colin Firth’ün dokunaklı yorumu da Ford’un kostümleri, kompozisyonu ve yönetiminin etkin bileşimi sayesinde parlıyor.
 
Tek Başına Bir Adam, bir sinema filmini ancak andırıyor denebilir. Daha çok George’un iç sesiyle ilerleyen; belli başlı sahnelerdeki diyaloglarla karakterin iç dünyasına belli belirsiz bir ışık tutan; bir kriz anına doğru tırmanmaktansa kahramanın iç dünyasının düzlüklerinde dolanan; bir silahın varlığıyla gerilirken dönemin ruhu ve günlük hayatın detaylarıyla gevşeyen şiirsel bir yolculuk izlediğimiz. Bir şairin dizelerini dinliyor, uzun bir şiirin imajlarını takip ediyoruz sanki.
 
Filmin finali de taşıdığı ironinin gücüyle George’un hayatını anlamlı bir şekilde bağlıyor. Ancak bu final de bir sinema filminin zirve yapıp sonra da olay örgüsünün uzantılarını bağlayan on dakikalık bir üçüncü perdesi gibi değil; aynı George’un hayatı gibi sessiz ve üstü kapalı, sanki kimse farketmeyecekmiş gibi etkisi ani ve minimal, topu topu hayatın içinden bir andan ibaret. Finalin gücü o ana kadar akümüle eden bir yaşamın tortularının yarattığı anlamlar toplamına bağlı. Ford’un hedefi sanki bir film yapmak değil, bir resim çizmek, bir şiir okumak; başı sonu önemli olmayan, bütünü hissedilerek bakıldığında bir anlam taşıyan bir izlek çizmek izleyicinin dünyasında.
 
Tek Başına Bir Adam’ın önemli bir özelliği de içindeki eşcinsel ilişkinin doğallığı ve inandırıcılığı. George ve sevgilisini nadiren ve çok kısa sahnelerde bir arada görmemize rağmen, onları birbirlerine aşık, hayatı paylaşmış, bir beraberliğin sıkıntılarını da güzelliklerini de özümsemiş bir çift olarak hayal etmek çok kolay. Bu geçmişte kalmış ilişkinin gerçekliği de George’un kaybının korkunçluğunu ve hayatın acımasızlığını daha yakından duyumsamamızı sağlıyor.
 
Tek Başına Bir Adam, hızlı, hareketli, ateşli bir seyirlik değil. Olgun, oturaklı, detaylı, zengin bir insan portresi; bir ölüm sancısı; bir son nefes şiiri. Herkese göre olmayabilir, ama sinemadan farklı tatlar almayı arzulayan dar bir kesmi düşünsel ve ruhsal olarak doyuracağı kesin. İyi seyirler...
 
Selin Sevinç

 
 
 
oğuz gökçe ( 15.02.2011 12:03:12 )
Tek Başına Bir Adam’ı yaklaşık 1.5 ay önce izledim. Çok az filmde başarılı bir şekilde işlenen şiirsel görselliği gerçekten doruğa çıkarmış Tom Ford. Backgroundda profesyonel bir görsellik ustası olduğu belli oluyor. Konusundan ziyade sadece bu yönüyle bile sessiz bir devrim niteliğinde.

Oyunculukta ise Colin Firth ustalık basamağına çıkmış artık. Role olan adaptasyonu Kevin Spacey kadar iyi. Hikaye ne kadar dar olsa da duruma özgü tarzın mükemmel sunumuyla hafızalara kazınan sahneler vermiş bize. Minimalist sinema oyunculuğunun ne kadar zor olduğu ama başarıldığında nasıl güzel eserler ortaya çıktığı bu filmle sabit. İzlerken aklıma Jack Nicholson’ın one flew over the cuckoo’s nest’deki deli rolüne hazırlanmak için bir ay boyunca çekimlerin yapılacağı hastaneye takma isimle yattığı hikayesi geldi. Colin Firth benzer bir şey yaptı mı bilmem. Ama yapsa da işe yaramazdı, çünkü sadece gay rolü oynamıyordu. Buradan da oyunculuğun neden sanat olduğunu anlayabiliriz.

Filmin bir de psikolojik bağlamı var. George’un durumunda birisi eğer bu ölümden derin bir şekilde etkilenecekse dissosiyatif füg sürecine girmesi muhtemel. Fakat mutedil bir karaktere sahip olan George bu durumda doğal ve genel bir seyir olan boşluk dönemi geçiriyor. Farklı ikilemlere düşüyor. Bu da filme gayet düzgün bir şekilde adapte edilmiş.

Filmin sonuna değinip konuyu bağlayamıyorum çünkü acil bir telefonla çıkmıştım :) benim gördüklerim bunlar.
 
oğuz gökçe ( 15.02.2011 12:03:03 )
Tek Başına Bir Adam’ı yaklaşık 1.5 ay önce izledim. Çok az filmde başarılı bir şekilde işlenen şiirsel görselliği gerçekten doruğa çıkarmış Tom Ford. Backgroundda profesyonel bir görsellik ustası olduğu belli oluyor. Konusundan ziyade sadece bu yönüyle bile sessiz bir devrim niteliğinde.

Oyunculukta ise Colin Firth ustalık basamağına çıkmış artık. Role olan adaptasyonu Kevin Spacey kadar iyi. Hikaye ne kadar dar olsa da duruma özgü tarzın mükemmel sunumuyla hafızalara kazınan sahneler vermiş bize. Minimalist sinema oyunculuğunun ne kadar zor olduğu ama başarıldığında nasıl güzel eserler ortaya çıktığı bu filmle sabit. İzlerken aklıma Jack Nicholson’ın one flew over the cuckoo’s nest’deki deli rolüne hazırlanmak için bir ay boyunca çekimlerin yapılacağı hastaneye takma isimle yattığı hikayesi geldi. Colin Firth benzer bir şey yaptı mı bilmem. Ama yapsa da işe yaramazdı, çünkü sadece gay rolü oynamıyordu. Buradan da oyunculuğun neden sanat olduğunu anlayabiliriz.

Filmin bir de psikolojik bağlamı var. George’un durumunda birisi eğer bu ölümden derin bir şekilde etkilenecekse dissosiyatif füg sürecine girmesi muhtemel. Fakat mutedil bir karaktere sahip olan George bu durumda doğal ve genel bir seyir olan boşluk dönemi geçiriyor. Farklı ikilemlere düşüyor. Bu da filme gayet düzgün bir şekilde adapte edilmiş.

Filmin sonuna değinip konuyu bağlayamıyorum çünkü acil bir telefonla çıkmıştım :) benim gördüklerim bunlar.
 
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.