Meryem Ana: Hz. İsa’nın Doğuşu, birinci yüzyılda Meryem ve Yusuf’un Hz. İsa’nın dünyaya geleceği Bethlehem’e yolculuğunu anlatırken Hristiyanlığın doğumuna da ışık tutuyor. Film, prodüksiyon tarasımcısı olarak birçok filme imza atmış olan Catherine Hardwicke’in üçüncü uzun metrajı. Filmde İncil’den birebir alınmış sahneler ve İsa’nın çevresindeki insanların yolculuklarını izlerken kendinizi bambaşka bir dönemin içinde, kutsal topraklarda hissediyorsunuz. Bunu mekanlar ve kostümlerin tasarımlarına ve oyuncu seçiminin doğallığına veriyorum. Ne yazık ki filmde çok iyi bilinen bu öyküye değişik bir yorum getirilmemiş, senaryo kupkuru, karakterler olması bekleneceğinden farklı değil.
Birinci yüzyılda orta doğu topraklarında ‘kralların kralı’nın gelip tüm insanlığı kurtaracağına inanılır. Dönemin astrologları nereden ve nasıl ortaya çıkacağı bilinmeyen bu mesihin, Venüs, Jüpiter ve doğacak çocuğu sembolize eden bir yıldızın daha aynı hizaya geleceği nadir bir günde doğacağı inancındadırlar. Kral Herod yeni gelecek bu mesihin iktidarını bozacağından korkmaktadır; halka zulmeden acımasız rejiminin sarsılmaması için her şeyi göze alacaktır.
Bu sırada babası Herod’ın adamalarının topladığı vergilere yetişemeyen Meryem 16 yaşında sıradan bir çocuktur. Ailesinin durumu onu aşık olmadığı Yusuf’la evlenmeye zorlar. Bu sıralarda küçük kıza görünen bir melek, ona Tanrı’nın oğlunu dünyaya getireceğini söyler. Birdenbire hamile kalan bakire Meryem müstakbel kocasını ve ailesini saflığına nasıl inandıracaktır. Bethlehem’e vardıklarında, yeni doğmuş erkek çocuklarını öldürmekte olan Herod’dan bebeklerini koruyabilecekler midir...
Film döneme hakim olan bağnazlığı, cehaleti ve yeni bir dinin doğum sancılarını aktarmakta zaman zaman etkili olabilmiş. Dağlar arasında, çöller ve nehirler üzerinden yapılan yolculuklar, köylerde ve Kudüs kentindeki düzen, insanların ilişkileri, halkın kültürel profili İsa’nın içine doğduğu dünya ve doğumundan sonra başa çıkması gerekenler hakkında yeterli bir izlenim yaratıyor. Hardwicke tüm bunları hem gerçekçi bir sinema dili hem de fantastik kimi sahnelerle harmanlamış. Keşke son dönemde yapılan Mel Gibson’ın The Passion of the Christ’ı (2004) gibi bu filmin de daha keskin, kendine has bir tarzı olsaydı. Tarihin ya da İncil’in herhangi bir kişisel yorumu filmi gömüldüğü sıradanlıktan kurtarabilirdi.
Meryem Ana: Hz. İsa’nın Doğuşu Hollywood’un kendi kültürünü sinema aracılığıyla defalarca resmedişinin ve tüm dünyaya kendini tanıtmasının son örneği. Filmin sonunda Meryem Ana ve İsa’yı aydınlatan kutsal ışık sanki Hollywood’un ışığı, kutsanan topraklar da Hollywood toprakları. İsa’nın doğumu ve ölümünden sonra şimdi sırada İsa’nın yaşamıyla ilgili bir epik yapıt.
Orta çağ gravürlerini ve Rönesans yağlı boyalarını andıran görüntüleriyle Meryem Ana: Hz. İsa’nın Doğuşu şüphesiz meraklısını tatmin edecektir. Ama filmin sinemasal gücü düşük ve bilinçli bir seyirciye yeni bir şey vermiyor. Meryem Ana rolünde Keisha Castle-Hughes’un duru güzelliği filmin sinema dünyasına kazandırdığı en önemli unsur.