29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : The Great Raid
Yönetmen : John Dahl
Senaryo : Carlo Bernard & Doug Miro (senaryo); William Breuer & Hampton Sides (roman)
Oyuncular : Benjamin Bratt, James Franco, Connie Nielson, Marton Csokas, Joseph Fiennes, Robert Mammone...
Yapım Evi : Miramax Films
Ülke : ABD & Australia
Dil : Filipince / İngilizce / Japonca / Tagalog
Süre : 132’
Tür : Aksiyon / Savaş / Dram
Gösterim Tarihi : 29.06.2007
Ayrıntılı Künye İçin : Imdb
  Resmi Site
  Fragman
 


II. Dünya Savaşı sonlarında geçen Büyük Baskın, Amerikan tarihinin en büyük ve önemli kurtarma operasyonunu konu alıyor. John Dahl’ın yönetimindeki savaş draması gerçek olaylardan esinlenerek sinemaya uyarlanmış ve olmazsa olmaz bir aşk hikayesiyle yoğrularak piyasaya sürülmüş. Kazanılacağı açık bir baskının süreç hikayesi olan filmde gerçek bir gerilim yaratmak mümkün olmadığına göre, neden Dahl yoğun bir karakter dramasına yoğunlaşmaktansa cansız bir olay dizisini ikinci sınıf bir romans eşliğinde sunmuş akıl almıyor.

Son zamanlarda görüyorum ki sinemada gerçek hikayelere sık sık başvuruluyor. Bu, yazarların yaratımla ilgili yaşadıkları bir kuraklıktan mı yoksa izleyicinin ilgisini garantilemek için duydukları bir kısayol ihtiyacından mı doğuyor bilemiyorum. Hayattan öykülerin sanatçılara ilham kaynağı olması çok doğal elbette. Ama Büyük Baskın örneğinde açık ki, bu saydığım nedenler biraz ağır basıyor. Neden gerçek öykülere gelince yönetmenler yeni anlatım tekniklerini araştırmayı bir yana bırakıp en konvansiyonel yöntemlere bel bağlıyorlar? Büyük Baskın, geçen hafta vizyona giren Sahtekar’la (Lasse Hallström, 2007) beraber bu tür filmlere örnek diyebilirim.

Neticede Büyük Baskın yalnızca bir büyük çatışma sahnesiyle sıradan bir tv dramasından ayrılıyor. Dahl zaten engebesiz bir düzlemde ilerleyen öyküsünün etrafında döndüğü bir avuç karakter dışındaki kimseyi izleyicilerle bir araya getirmiyor. Japonya’nın tekelindeki bir esir kampında yıllarca kurtarılmayı bekleyen yüzlerce Amerikalı askerden yalnızca üçünü tanıyoruz. İzleyiciyle karakterler arasında hiçbir empati ve iletişime zemin hazırlamayan Dahl, binbir zorlukla serbest bırakılan bu askerler sonunda özgürlüklerine kavuştuklarında bizden nasıl bir duygu yoğunluğu, nasıl bir rahatlama ve zafer coşkusu bekleyebilir?

Filmde kurtarma operasyonuna paralel olarak, aralarında aşık olduğu Gibson’ın (Joseph Fiennes) da olduğu hasta mahkumlara gizlice ilaç sızdırmaya uğraşan ve bunun için Filipinli direnişçilerle işbirliği yapan Margaret’in (Connie Nielson) hikayesi akıyor. Dahl böylelikle filmde, savaş döneminin acımasızlığına dair bir eleştiri paleti, belli bir gerilimi sağlayacak bir açılım yaratmış. Ama filmin bu yüzünde de aynı sıradanlık süregidiyor. Üstelik Margaret’in Gibson’a yardım etmek için duyduğu motivasyon inandırıcı değil. Margaret’in aşkını kurtarmak yönündeki hedefi için aldığı riskler, yapımcıların filme biraz tutku serpiştirip bayan izleyiciyi tavlamak için geliştirdikleri basit bir girişim gibi.

Bu filmin ihtiyacı olan daha enigmatik, karanlık bir atmosfer, biraz gizem, biraz tutku, ve bol miktarda dinamizm. Son dönemlerde vizyona giren savaş öykülerine göz atıldığında Büyük Baskın için bir reçete hazırlamak mümkün: Iwo Jima’dan Mektuplar’dan (2006, Clint Eastwood) sıkı bir karakter draması, yoğun bir savaş dokusu; Apokalipto’dan (2006, Mel Gibson) vahşet, kudret, insan doğasına dair gözlemler; 300 Spartalı’dan (2007, Zack Snyder) güç, dinamizm ve coşku; İyi Alman’dan (2007, Steven Soderbergh) gizemli ve karanlık bir atmosfer bu film için örnek alınması gereken artılar.

Yönetmen John Dahl ‘hayatta kal ve sabırlı ol’ mesajını mı veriyor, ‘fedakar, sadık ve güçlü ol’ mu diyor, ‘yoksa savaş ne berbat bir şey’in altını bir kez daha mı çiziyor? Büyük Baskın tarih belgeseli gibi işlenmeye ve benzer bir keyfi sunmaya elverişli bir noktadan, bu iki özelliğin de hakkını veremeden, alelade bir dram olarak hızla göçüp gidiyor. Potansiyel olarak şık ve ayrıksı bir strateji ve savaş filmi olabilecekken gereksiz dramatik yan-öyküler ve savaş propagandasıyla kuru kuruya ömrünü tüketiyor. Joseph Fiennes’ın avaraj oyunculuğu ve James Franco’nun misafir oyuncu uzaklığı da, Connie Nielsen ve Benjamin Bratt ile gelen bir gıdım heyecanı da yok ediyor. Amerikan savaş tarihinin zafer sayfalarından birini daha perdeye taşıyan, ‘savaş filmi’ ve ‘gerçek hikaye’ şablonlarının arasına sıkışmış, eski moda bir filmi daha dağarcığınıza yerleştirmekte gecikmeyin.

Selin Sevinç


 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.