Forrest Gump (1994), What Lies Beneath (2000), Cast Away (2000) ve son olarak da The Polar Express (2004) filmleriyle tanıdığımız Amerikalı yönetmen Robert Zemeckis, daha önce de sinemaya uyarlanmış ünlü Yunan mitolojisini ilk kez üç boyutlu teknolojide görüntülenmek üzere uyarlamış. Öyküde mitolojik kahraman Beowulf, Grendel adlı bir canavarın tehditi altında olan Danimarka’yı mucizevi bir mücadele vererek kurtarıyor. Ancak bu kez çok daha şeytani bir güce karşı gelmek zorunda kalıyor. Mitolojik bir dünyada hırs, kibir ve kahramanlık üzerine muhteşem bir masal olan Beowulf, aynı zamanda üç boyutlu teknolojiye harika bir örnek. Ray Winstone, Angelina Jolie, Robin Wright Penn, Anthony Hopkins ve John Malkovich gibi ünlü yıldızların animasyon simülasyonlarını izlemek de ayrı bir zevk.
Neil Gaiman ve Roger Avery’nin senaryosunu yazdığı uzun bir şiir olan öykü, hemen hemen hiç değiştirilmeden kaleme alınmış. Öykünün kendisi de zaten oldukça basit. Danimarka kralı Hrothgar (Anthony Hopkins) müzikli bir eğlencede halkını katleden dev canavar Grendel’i (Crispin Glover) öldürtmek için kendine bir kahraman arar. Bunu duyan Beowulf (Ray Winstone) savaşçı adamlarıyla kralın yanında alır soluğu ve zafer tutkusunu doyurmak ve güzel kraliçeye (Robin Wright Penn) sahip olmak için hızla canavarın zayıf noktasını belirleyip onu alteder. Ancak bir de canavarın annesiyle (Angelina Jolie) yüzleşmek zorundadır. Beowulf karşısında alabildiğine alımlı ve çırılçıplak bir kadın bulunca onun vaad ettiği tüm güç ve şöhreti kabul etmekle kalmaz, bir de bu cazibeye dayanamayıp kadına bir oğul daha verir. Kral ilan edilen Beowulf, bu zayıflığının acısını uzun yıllar çekecektir.
Beowulf efsanesinin günümüzde hala gündeme gelebilmesinin nedeni öyküsünün hala günümüzde varolan zaafları ve hırsları göz önüne sermesinde yatıyor. Mitolojik kahramanlara göre çok daha kibirli ve fiziksel gücüne rağmen zayıflıkları olan Beowulf sonunda, iktidar ve şöhret hırsına ve erkeksi içgüdülerine yenik düşüyor. Zemeckis bu konuları filminde inceleyerek filmine öğretisel bir boyut kazandırmış. İnsan olmayanın insana karşı, grotesk olanın mükemmel insan figürüne karşı savaşı, aslında neyi mükemmel olarak algıladığımız ve bu fikrin düşebileceği tuzakları akla getiriyor. Senaryonun eski İngilizce dilindeki şiirsel diyalogları da metnin altını dolduruyor, filme gerekli bir entellektüel çerçeve kazandırıyor.
Daha önce The Polar Express’de de aynı tekniği uygulayan Zemeckis, Beowulf için de aktörlerini filme alıp, daha sonra animasyona dönüştürmüş. Sesleri ve görüntüleri birebir alınmış olan oyuncuların gözlerindeki anlam ve canlılık bu yöntemle kayba uğramış elbette. Buna rağmen oyuncuların gerçekleri varken neden simülasyonlarını izlediğimize dair tartışma yersiz. İzleyicinin filmin geneline olan algısını hayli değiştiren bu görüntülerle, aksi takdirde gerçekliğine inandırılacağımız mitolojik dünyayı kabullenişimiz arasında şüphesiz büyük farklar var. Bu teknolojinin ilerletilmesi için sinemanın bu muhteşem aracının sık sık kullanılmasını memnuniyetle kucaklamak; yeni deneylerle yeni oyunlar keşfetmek varken, bir görkemli masalın daha perdeye aynen yansıtılmasında neden israr ediyoruz?
Teknoloji böyle yepyeni ve taptaze olunca film sanatının tüm inceliklerine de daha çok dikkatimiz çekiliyor üstelik. Beowulf’un muhteşem kostümleri, propları, dış ve iç mekanlarının detayları bu teknik sayesinde capcanlı öne çıkıyor. Zemeckis, özellikle bol yakın planlara yer verdiği filminde, saçlarda, püsküllerde, kumaşlarda ve su görüntülerinde son derece gerçekçi kıvrımlar ve pırıltılar yakalamış. Geniş planlardaki göz alıcı mizansenler 300 Spartalı (Zack Snyder, 2007) filmindeki sanatkarlığı, Grendel canavarının başarılı animasyonu da Yüzüklerin Efendisi’nin (Peter Jackson) yaratıklarını hatırlatıyor.
Beowulf, kahramanlar, şeytanlar, canavarlar, kraliçeler ve savaşçılarla dolu tipik bir mitolojik destan. Zemeckis kullandığı teknolojiyle filmin üç boyutlu izlenmini de hesap ederek son derece başarılı mizansenleri olan bir epik ortaya çıkarmış. Böylece video oyunlarını andıran bir görsel şölen ve maceranın mitolojik öykücülükle harmanlanmış dengeli ve kuşkusuz eğlenceli bir versiyonunu izliyoruz. Beowulf’un ne üç boyutlu film izlemeye merakı olan, ne de mitolojik aksiyon hikayelerini çekici bulan izleyici için de bir albenisi var. John Malkovich’in kıskanç bir prensi canlandırdığı perfomansını izlemek ve anime görüntüsüne de aynen yansımış yüz ifadesini izlemek ayrı bir keyif. Kaçırmayın!