29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : Ocean’s 13
Yönetmen : Steven Soderbergh
Senaryo : Brian Koppelman & David Levien
Oyuncular : Geroge Clooney, Brad Pitt, Matt Damon, Al Pacino, Elliott Gould, Don Cheadle, Bernie Mac, Scott Caan, Casey Affleck, Ellen Barkin...
Yapım Evi : Warner Bros. Pictures
Ülke : ABD
Dil : İngilizce
Süre : 122’
Tür : Komedi / Suç / Gerilim
Gösterim Tarihi : 08.06.2007
Ayrıntılı Künye İçin : Imdb
  Resmi Site
 


Steven Soderbergh Ocean’s serisinin üçüncü ve en dinamik filmiyle izleyicisini karşılıyor. George Clooney, Brad Pitt, Matt Damon, Andy Garcia, Don Cheadle, Elliott Gould ve Bernie Mac’ten oluşan yıldız Ocean’s castı, bu kurnaz grubun suçları yanlarına kalarak olay yerini terk etmelerini izlemeye doymayanlara muhteşem bir iki saat yaşatıyor. Al Pacino’nun çekridek ekibi intikam ateşiyle tetikleyen ‘kötü adam’ rolünde ortaya çıkması filmin en önemli bonus faktörü. Seride alıştığımız soygun ve düzenbazlık tabii ki 13’de de mevcut; çete tüm ‘imkansız’lıklar ve aksilikleri –kılıktan kılığa girmeyi, en büyük düşmanlarıyla işbirliği yapmayı, en tehlikeli risklere girmeyi dahi göze alarak– mucizevi bir şekilde aşıyor ve bizi sürprizlerle süslü klasik sona doğru götürüyor.

Avrupa’da geçen Ocean’s 12’den sonra ekip yeniden Las Vegas’a dönüyor. Avrupa’nın tarih kokan eski püskü sokaklarından ışıltılı Las Vegas’a geçiş, casino dünyasına dönüşün getirdiği tematik yapıyla da beraber filme daha parlak ve görkemli bir ruh kazandırmış. Poker, rulet ve blackjack masaları, slot makineleri, iskambil kağıtları, zarlar ve pullar, kokteyller ve milyarderler arasında rengarenk bir mise-en-scene oluşturuyor. Las Vegas’ın ışıklı billboardları ve dev gökdelenleri elbette bu görünüme yaraşır bir aksiyon bekliyor. Soderbergh de tam da bunu yapıyor. Bu görüntülerin arasında muhteşem bir ‘plan’ı parça parça bir araya getiren özlediğimiz çete, yine sistemleri çözüp, engelleri aşmanın cazibesine kapılıyor.

Üstelik Soderbergh, ‘yine mi aynı hikaye!’ diyecek peşin hükümlü izleyiciyi de şaşırtıyor. Bu kez ekibin hedefi soygun yapıp para kazanmak, ya da kendilerini kanıtlamak değil. 13’ün merkezinde, çeteye bildikleri her şeyi öğretmiş olan Reuben’ı (Elliott Gould) dolandıran, yıllardır otel zincirleriyle paha biçilmez ödüller ve hayal edilemeyecek rakamlar kazanmış düzenbaz Willy Bank’den (Al Pacino) intikam almak var. Bu sefer ekip kazanmak değil kaybettirmek, kaybettirerek intikam almak ve hocalarına sahip olduklarını geri kazandırmak hedefinde. Bunu gerçekleştirmek için gerekli teknolojiyi ve ekonomiyi sağlamak üzere işin içine giren can düşman Terry Benedict’in (Andy Garcia), otelin kazanacağı ödül olan elmasların çalınmasını şart koşması da cabası. Böylece kurnaz ekibimiz hem kumarhaneyi zarar ettirecek teşkilatı kurmak, hem otelin ödülü kazanmaması için gerekli önlemleri almak, hem de paha biçilmez elmasları çalmak, yani ‘imkansız’ı başarmak durumunda kalır.

Tanıdık ama farklı öyküsüyle diğer Ocean’s filmlerinden ayrılan Ocean’s 13’de, Ocean’s 12’ye göre daha izleyiciyi sarıp sarmalayan bir sıcaklık var. 13’de, sanki lise sıralarından tanıdığımız, her tepkisini, mimiğini ve tüm zayıf noktalarını ezbere bildiğimiz arkadaşlarımızı yeni bir maceraya atılırken izliyoruz. Soderbergh öyküsünü işlerken karakterlerinin arasında geçen sohbetleri, münakaşaları, esprileri izleyicinin ön bilgisinden yararlanarak tasarlamış. Dolayısıyla çoğu zaman nereye varacağını kestiremediğimiz olay parçacıkları ve takip etmekte zorlandığımız stratejik detaylar bile izleyicinin filmin ortamına dahil edilmesiyle rahatlıkla kamufle oluyor. Bu yönüyle 13, 11’den daha dağınık, ama 12’den de daha sempatik diyebiliriz.

Ocean’s 13’ün bir diğer dikkat çeken tarafı da artık fantazi boyutlarına gelmiş problem çözme taktikleri. Kumarhanenin teknoloji harikası güvenlik sistemini devirmek için bir doğal afet; elmasların gizlendiği odaya girmek için takma bir burun ve afrodizyak yardımıyla bir kadını tavlamak; zar oyunlarını kazanmak için Meksika’da bir fabrikada zarların karışımına mıknatıs tozu karıştırmak gibi uçuk detaylar ve mantık dışı hesaplar gerektiren çözümler bulunmuş. Bunların gerçekte tam tasarlandığı gibi yürümesi ve ekibin bilemeyecekleri alanlarda bile üstün zamanlama ve yetkinlik göstermesi pek mümkün görünmüyor elbette. Ama tüm bunlar gerçek hayatta olacağı gibi gerçekleşseydi böyle komik ve eğlenceli bir film yapılabilir miydi? Gerçeklerin bulandırdığı bir ‘oyun’dan zevk alır mıydık? James Bond filmlerini olduğu gibi kabul edip sorunsuzca izleyen seyirci, mantığı bir silah olarak kullanan zekice bir kandırmacaya niye karşı çıksın?

Soderbergh yüzdüğü suların absürdlüğünden haberdar belli ki. Film kendi ‘şaka’sının eskimişliğine ve içine düştüğü tür kategorisinin patikalarına ve klasik esprilerine sık sık göndermeler yapıyor. Al Pacino’nun karakterine verilen abartılı ‘kötü adam’ tiplemesi; Roman Nagel’in (Eddie Izzard) yeni teknolojilere eski moda hırsızlık stratejileri getiren ekibi köşeye sıkıştırması; Andy Garcia’nın karizmatik Bond laflarıyla dalga geçilmesi; Matt Damon’ın takma burun takarak girdiği kılıkta elmasları çalıp, aslında kendisini babasına kanıtlamaya çalışması; Scott Caan ve Casey Affleck’in canlandırdıkları ikilinin sıcak şakalaşmaları, tüm bunların sadece bir oyun olduğunun sık sık altını çiziyor.

Hem bir seri, hem de bir tür filmi olarak sayısız tuzağa hedef olan Ocean’s 13, klişelerden ve tatsızlıklardan elbette Soderbergh’in tür filmi üzerine yetkinliği ve usta oyuncu kadrosunun şık performansları sayesinde korunuyor. Brian Koppelman ve David Levien’in eğlenceli senaryosu ve Soderbergh’in kendi sinematografisi de bu genel başarının birer parçası. Dostluk ve düzenbazlık kurmacası olan Ocean’s 13 tanıdık bir öykü dünyasının şüphesiz bıkmadan izlenebilecek harika bir varyasyonu.

Yapımcı Jerry Weintraub’ın sette tüm oyuncuların bir araya gelmesi için kurdurduğu The Ocean’s Club da filmin üstümüzde bıraktığı etkinin kilit nedenlerinden olsa gerek. Weintraub’ın dediği gibi: Welcome to the Club!

Selin Sevinç


 
 
 
mustafa ( 01.07.2007 14:49:15 )
bu filmden o kadar etkilendiğimi söyleyemem, izlenmediğinde herhangi birşeyin kaybedileceğini düşünmüyorum.

devasa bir sinema salonunda beş kişi izlemiştik bu filmi :D
 
candan şipka ( 20.06.2007 19:42:30 )
çok eğlenceli bir film,ancak matt damon ı daha çok görmek isterdim.
 
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.