“The loudest one in the room is the weakest one in the room.” “Ortamdaki en göze çarpan kişi en zayıf kişidir.”
Blade Runner (1982), Thelma & Louise (1991) ve Gladyatör (2000) gibi filmleriyle uzun ve çok verimli bir film kariyeri sürdüren usta İngiliz yönetmen Ridley Scott’tan bir dev film daha: Amerikan Gangsteri. 1970’ler, Harlem, New York’ta uyuşturucu ticaretini yöneten mafya ağının görünmez patronu Frank Lucas (Denzel Washington) ile işbirlikçi polise meydan okuyan dedektif Richie Roberts (Russell Crowe) arasındaki sessiz çekişmeyi konu alan film, Amerikan tarihinin önemli bir dönemine de ışık tutuyor. Yaklaşık üç saatlik süresi boyunca bir an olsun temposu düşmeyen bu gerçek hikayenin güçlü senaryosu, Hannibal (Ridley Scott, 2001) ve Gangs of New York (Martin Scorsese, 2002) gibi büyük Hollywood yapımlarının yazarı Steven Zaillian’a ait. Yılın Oscarları’nda adı sık sık duyulacak filmde özellikle Denzel Washington’ın performansı kaçırılmamalı.
Harlem sokaklarını yöneten zenci lider Bumpy Johnson (Clarence Williams III) tüm bildiklerini hiç yanı başından ayrılmayan şoförü Frank Lucas’a (Denzel Washington) öğretmiştir. Bumpy Johnson değişen zamanlardan şikayet ettiği bir giriş sahnesinde kalp krizi geçirir ve onun koltuğunu almak, mütevazi bir hayat süren, ailesine ve dinine bağlı Frank Lucas’a düşer. Hocasıyla aynı bilinci güderek işe koyulan Frank Lucas’ın arkası sağlamdır. İşbirlikçi polisler sayesinde işlek bir sokağın orta yerinde gündüz gözüyle adam öldürebilecek kadar özgür, Vietnam savaşı sırasında asker cenazelerini getiren ordu uçaklarıyla ülkeye uyuşturucu sızdırabilecek kadar cesurdur. Bu zengin ve sıra dışı hayatın zıttını yaşayan Richie Roberts (Russell Crowe) ise, işine olan bağlılığı ve aşırı dürüstlüğüne rağmen ailesine karşı aynı ideal çizgiyi koruyamaz. İşine ve kadınlara düşkünlüğü nedeniyle karısını ve oğlunu kendinden uzaklaştırır.
Richie’nin düzensiz, meteliksiz, ailesi tarafından terkedilmiş, ama doğruların izinden ayrılmayan tavrına karşılık Frank’in hayatı, ailesiyle çevrili, zengin, düzenli, dindar ve ‘tertemiz’ görünen, ancak sayısız ölüme neden olan bir endüstrinin kaynağı ve patronu kimliğiyle toplumsal çürümeyi simgeleyen bir kara deliktir. Bu iki karakterin kendi kişisel yöntemleriyle, zaaflarının gölgesinde yaptıkları seçimlerin kaçınılmaz ödülleri ve bedelleri vardır; bu oyunun kurallarına göre hayatın bir alanında kazanmak varsa diğerinde kaybetmek kaçınılmazdır. En önemli şart yukarıdaki alıntıda anlatılan altın kurala dayanır. Aşırıya kaçan, gösterişle yapılan tek bir eylem bile hassas dengeleri çökertebilir.
Amerikan Gangsteri’nde Scott da karakterlerine verdiği öğüdün ta kendisini uyguluyor. Bu denli etkili bir gangster hikayesi ve bu kadar derinlemesine bir uyuşturucu dünyası portresi çizmek için hiç göze batırmadan arka planda bıraktığı tarihsel, toplumsal ve kültürel öğeleri filmine nakış gibi işlemiş. Geçiş planlarındaki televizyon haberlerinde, arka fondaki ekranlarda ve konuşmalarda, Vietnam savaşı; Muhammed Ali’nin toplumsal etkisi; uyuşturucunun hem yüz binlerce kişiye iş sağlayan vazgeçilmez bir sektör, hem de bir ölüm çemberi olduğu gece hayatı; mafya ailelerinin yaşam tarzları ve güçleri, bilinçaltına işleyecek dozda, olduğu gibi aktarılmış. Kimi zaman bir belgeseli andıran sahneler filme başarıyla entegre edilmiş, tarihsel doku bir epik film ölçülerinde işlenmiş.
Scott filminde silahlı çatışmalar ve kanlı aksiyon sahnelerindense ilişkiler ağına ağırlık vermiş. Ağırlıklı olarak diyaloglarda ve kompozisyonlarda insanların değerleri, hareketlerinin kazançları ve bedelleriyle ilgilenmiş. Bir satranç oyununu andıran film, sakin sakin ama en beklenmedik yerlerde tarafların birbirini mat edebildiği bir zeka düellosu; ses tonları ve bakışlarla oynanan tehlikeli bir kumar gibi.
Daha da kötüsü bu oyunun bir sonu yok. Seçimler ne olursa olsun, ‘kirlilik’ ve ‘kötülük’ az sonra nerede olacak ve ne yapacak belli olmuyor; sonsuz çember kendi kanunlarını uygulamaya devam ediyor. Richie’nin kariyerine damgasını vuran, bulduğu bir milyon dolarlık kirli parayı polise teslim ettiği hikaye de buna en belirgin örnek. ‘Doğru’ şeyi yapmakla temizlenen bilinç, her zaman bir sonraki adamın yapacağı ‘yanlış’ seçimle karalanıyor, anlamsızlaşıyor. Frank ve Richie’nin eşleri de bu kısır döngünün en belirgin mağdurları ve sözcüleri. İki kadın da erkeklerinin dürüstlük ve onurlarının, kendilerini adadıkları doğruların hem altını çizen hem de içini boşaltan simgeler olarak filmin duygusal boyutunu oluşturuyorlar.
Scott’un filminde kamera başlı başına bir anlatıcı. Her bir kompozisyon, renkleri ve ışığıyla muhteşem bir denge oluşturuyor; aksiyonla ve diyaloglarla anlatılanın ötesinde bir atmosfer yaratarak dışsal bir ses, ayrı bir göz oluyor. Çerçevelerin içi ise prodüksiyon ve kostüm tasarımlarının göz alıcığıyla en amaca hizmet eden şekilde doldurulmuş. Özellikle Denzel Washington belki de sinema tarihinin en yakışıklı takımlarını giyiyor. Amerikan Gangsteri’nin müzikleri ise filmin en aktif piyonu ve taşıyıcısı.
Amerikan Gangsteri’nin en büyük kozu şüphesiz Denzel Washington. Aktör tüm mafya patronlarının en başındaki adama yaraşacak şekilde güçlü, karizmatik, yakışıklı, şık ve korkusuz. Washington zaman zaman çok güvenilir, yumuşak ve sempatik olabilirken, yeri geldiğinde tüyler ürpertici; hem sabırlı ve erdemli, hem de kontrolsüz bir canavar; elleri titremeden, gözünü bile kırpmadan adam öldürebilirken aynı zamanda tam bir centilmen. Washington’ın ağır ve kendinden emin duruşu sayesinde, bu karmaşık karakterde her zaman saygı uyandırıcı bir aura dolaşıyor.
Amerikan Gangsteri, Ridley Scott’un kariyerinin ve ‘mafya filmi’ türünün unutulmaz bir parçası olacak şüphesiz. Godfather (Francis Ford Coppola, 1972) Scarface (Brian De Palma, 1983) ve Heat (Michael Mann, 1995) gibi filmlerle ortak özellikleri taşırken, gerçek öyküsünü aktarmada kendine has bir tarz ve dili olan film, sadece bu film türünün takipçilerine değil, her türlü ustaca kaleme alınmış dram ve polisiye filmin tadını çıkarmaya niyetli herkese keyif verecektir. Bu ay sonunda açıklanacak Oscar adaylıklarında adını kesinlikle duyacağımız filmi kaçırmayın!