John Waters’ın 1988 yapımı ünlü müzikal komedisi Hairspray’in Broadway müzikalinden sonra yepyeni film versiyonu, koreograf Adam Shankman’ın yönetiminde perdede! Leslie Dixon’ın senaryosunu yenilediği film, orijinaline büyük ölçüde sadık kalınarak, ama karakterlerin dansetmenin yanında bol bol şarkı da söylediği, eleştirel tarafı törpülenmiş bir müzikal eğlence. Corny Collins Show adlı televizyon programında dansetmek isteyen, ancak televizyon ölçülerini aşan tombul bedeniyle kendini kabul ettirmek zorunda olan Tracy Turnblad (Nikki Blonsky), genç bir yıldız olunca kendine radikal misyonlar edinir. Tracy’nin tombul annesini John Travolta, şaka dükkanı sahibi babasını ise Christopher Walken canlandırırken, Michelle Pfeiffer şeytansı televizyon yapımcısını, Queen Latifah ise zenci şarkıcıyı oynuyor.
1962’de Baltimore’da geçen öykü, kentin gri tonları ve gelenekçi halkına karşın neşeli, hareketli ve sıra dışı görünümüyle ayrıksı Tracy’nin kente kontrast yaratan müzikal coşkusuyla açılıyor. Tracy en yakın arkadaşı Penny Pingleton’la (Amanda Bynes) birlikte Corny Collins Show’un fanatiklerindendir. Şovun dansçılarından olmak için girdiği seçmelerde, televizyon yapımcısı Velma Von Tussle (Michelle Pfeiffer) ve kızı Amber’ın (Brittany Snow) karşı çıkışlarına rağmen sürpriz şekilde gruba katılan Tracy, biricik aşkı Link Larkin’e (Zac Efron) de yakınlaşmış olur.
Gittikçe ünlenen Tracy’nin menajeri olan utangaç annesi Edna (John Travolta) ve en büyük destekçisi babası Wilbur (Christopher Walken), Tracy’nin bir sonraki hedefine şaşıp kalacaklardır: Tracy, ayın sadece bir günü yapılan ‘zenci günü’nün kaldırılıp, yerine zencilerin ve beyazların televizyonda birlikte dansettikleri bir şov yapılması için ‘zenci günü’nün sunucusu Motormouth Maybelle (Queen Latifah) ve dansçılarıyla beraber protesto yürüyüşlerine katılır. Bu radikal hareketin sonucu ya Tracy’nin dans kariyerinin sonu olacaktır, ya da Amerikan televizyonlarında bir devrim yaşanacaktır.
Hairspray, orijinal filmin darkafalılığa, gelenekçiliğe, ırkçılığa ve şekilciliğe yönelttiği mizahi ama karanlık eleştiriyi dramatize ederek dozunu düşürüyor. Baltimore ve karakterler orijinalde daha groteskken bu versiyonda daha renkli ve parlak. John Waters, küçük Amerikan kentinin bozuk düzeni, çürüyen kültürel yapısı, kirliliği ve cehaletinin her fırsatta altı çiziyordu; burada ise Baltimore daha sevimli, dolayısıyla daha az etkili ve gerçekçi. Müzik, gırgır, şamata orijinal filmin eleştirel yapısına araç olurken Shankman’ın filminde bir amaç gibi kullanılmış.
Hairspray özellikle de John Travolta’nın şişman bir kadın kılığında şarkı söyleyip Christopher Walken’la dansettiği sahneleriyle izlenmeye değer ve şüphesiz çok konuşulacak. Filmin şarkıları, dansları ve dansçıları birbirinden çekici, kadro harika, koreografi etkileyici. Özellikle zenci dansçı grubun lideri Seaweed’i canlandıran Elijah Kelley filmin parlayan yıldızı. John Waters’ın da küçük ama görülmeye değer rolü filmin neşeli ve capcanlı çehresini tamamlıyor. Eğlenceli, renkli ve hareketli Hairspray’i özellikle müzikal severlere öneririm.