29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : Zincirbozan
Yönetmen : Atıl İnaç
Senaryo : Avni Özgürel
Oyuncular : Bülent Yarar, Suavi Eren, Haldun Boysan, Suna Selen, Ayşe Tunaboylu, Ege Aydan, Emre Karayel...
Yapım Evi : Digiturk
Ülke : Türkiye
Dil : Türkçe
Süre : 110’
Tür : Dram / Politik
Gösterim Tarihi : 13.04.2007
Ayrıntılı Künye İçin : Imdb
  Resmi Site
 


Avni Özgürel’in senaryosunu yazdığı, Atıl İnaç’ın yönettiği Zincirbozan, 12 Eylül’e giden yolda ülkemizdeki 1973-1980 arası siyasal ve toplumsal gelişmelere ışık tutuyor; 12 Eylül sonrasında dönemin siyasi liderlerinin zorunlu olarak yerleştirildikleri Çanakkale-Lapseki’deki askeri kışla Zincirbozan’da geçirdikleri sürgün dönemini anlatıyor. İhtilalin nedenleri ve dönemin terör eylemlerinin ardındaki uluslararası gerçeklerin açığa çıkmasını merakla beklerken, Zincirbozan’da açıklığa kavuşan tek şey, Türk sinemasında böyle ağır konular hakkında gerilimli ve sürükleyici bir dram çekme olasılığının düşüklüğü oldu. Filmin Amerikan filmlerine özenen estetiği, kurgusu ve görüntüleri aynı oranda vasat oyunculuklarla birleşerek filmin siyaset odağına yönelmemizi bile engelliyor.

Öncelikle dönemin kişilerini ve siyasi/toplumsal olaylarını belli ki derinlemesine araştırmış olan Özgürel sıradan bir seyircinin aynı öğrenimden geçmediğini unutmuş sanırım. Filmin içinden gelip geçen, ya karmaşık olayları yöneten ya da bunlar sonucunda kurban edilen kişilerin kimlikleri ve tarihteki yerleri ya çok geç ya da hiçbir zaman açıklanmıyor. Sahneler bölük pörçük ve birbirleriyle bağlantıları net değil. Olaylar bir giz perdesi ardında cereyan edebilir, ama bu filmin amacı, izleyiciye belli pencereleri açmak, en azından ilgiyi ayakta tutacak kadar kimi gerçekleri günyüzüne çıkarmak olmalı. Bunu yapmayacaksa hangi tarihte hangi gizli konuşmanın geçtiği, kimin hangi kuytu köşede öldürüldüğünün ne önemi olabilir?

Senaryo ile ilgili eksikliklerden bahsederek konuyu açtım ama aslında buna daha dikkatimi bile yöneltemeden, klişelerle dolu sayısız estetik hata gözlerimi kamaştırdı. Filmin görüntüleri ve ışığı tamamen amatörce. Kamera açıları ve çerçevelerin kompozisyonu çoğu Amerikan mafya filmini, ya da siyasi gerilim filmlerini, son dönemlerden bir örnek olarak Kirli Sırlar’ı (Robert De Niro, 2006) andırıyor. Ne yazık ki bu bahsettiğim filmlerde öyle lezzetli bir ışık, öyle doygun renkler, öyle doyulmaz bir atmosfer vardır ki, çerçevelerin stilistik kompozisyonu göze batmaz, filmin dokusunun organik bir parçası olarak kamufle olur. Zincirbozan’da ise renkler solgun, ışık pasparlak, görüntü hoşaf gibi bulanık.

Buraya kısa bir not düşelim: örneğin merkez-dışı yakın plan bir profilin etkili bir dramatürji sağlaması için Amerikalı meslektaşlarımız ince ve keskin bir arka ışığı kullanır, mimikler yer yer parlayan çizgilerde öne çıkar, yüz bir silüet gibi çoğun karanlıkta kalır, arka plan pusludur, sesler ve buğulu ışık-gölge oyunları bizi sahneye mıhlar. Bizde ise görünüşe bakılırsa, özellikle misafir ağırlarken yeni avizelerimiz iyice parıldasın diye kullandığımız enfes bir salon ışığı kullanılıyor.

Yine Amerikan sinemasına öykünerek girilmiş detay görüntülere hem yanlış çerçevelerden geçiş yapılmış, hem de saçma sapan bir zamanlamayla. Bu girilen detayların zaten sahneyle ve kişilerle ilgili hiçbir yeni bilgi iletmediğini ve filmden bağımsız olarak da doğru bir açıdan çekilmediği ve yönetilmediğini de tabii ekleyelim. Filmde yerli yersiz el ve kulak planları ne görsel olarak tatmin edici, ne de montajı hareketlendirme amacına hizmet edebilecek kadar isabetli; zihin karıştırmaktan ve dikkat dağıtmaktan başka hiçbir işe yaramıyor.

Ayrıca konuşan kişinin yüzüne uzun süre kesmeyip, sadece baş sallayan dinleyici karakteri uzun uzun gösteren planlar, kurgu masasına oturulduğunda filmin dramatürjisine göre değil de, oyuncuların kusurlarını kapatmak üzere makaslanmış bir kurgunun göstergesi. Filmde vurucu bir olay olmuş ya da olmak üzereymiş gibi gururla kondurulmuş sert geçişler, susmak bilmeyen mafya müziğinin senkronize bile edilmeden görüntülerin üstüne döşenmesiyle de pekişerek, bize ait olmayan bir anlatım dilinin ve montaj geleneğinin nasıl da vahim bir başarısızlıkla dibe vurduğuna işaret.

Kısa kısa oyunculuklara da değineyim... Ben karakterlerin neyi çağrıştırdıklarını anlatayım, dönemin siyasetçilerinin aslında nasıl göründükleri ve davrandıklarını şüphesiz daha iyi bilen sizler de kendi yorumlarınızı yapın. Ecevit (Bülent Emin Yarar) filme ilk adımını attığında zıpır, popülist, fazlasıyla enerjik ve anime bir karakter olarak göze çarpıyor; Demirel (Haldun Boysan) kılıksız, sefil bir görünümde; Evren (Suavi Eren) ürkütücü bir biçimde evcil; Özal (İsmail İncekara) yılışık, güdük ve komik bir tip; Rahşan Ecevit (Suna Selen) bunaltıcı ve renksiz; Nazmiye Demirel (Ayşe Tunaboylu) kaskatı, donuk ve süzgün; Richard Perle (Emre Karayel!) Türkçe’yi harika konuşuyor, bir tek ‘r’lerde sıkıntı çekiyor. Suavi Eren hariç hiçbir karakterin karizmatik, güçlü ve özgün bir portresi çizilmemiş. Eren ve Ege Aydan’ın oyunları samimi; iyi gizlenmiş bir çaba ve emek kendini hissettiriyor.

Görüntü, ışık, montaj, müzik ve oyunculukların ardından hafif gelebilir ama, filmin açılış grafiklerinin bile Arial’a benzer klasik bir Microsoft Word font’u olduğunu da yüzüm kızararak eklemeden edemeyeceğim. Küçük gibi görünen, ama aslında sinema tarihimiz için önemli bir yapıtaşı olabilecek bu film için Atıl İnaç’ın sergilediği sinemacılığı özetleyen bu detayla yazımı sonlandırıyorum.

Selin Sevinç


 
 
 
cemil tüyloğlu ( 02.11.2009 22:31:03 )
80 darbesi üzerine inşa edilmiş film,aslında her şeyin baş sorumlusunun dış mihraklar olduğunu anlatıyor.Daha doğrusu anlatmaya çalışıyor.Darbeyi bir çok yönden göstermeye çalışmak filmin anlatamama gibi büyük bir sorun oluşturmuş.Sinema filminden çok bir dizi film gibi hatta ve hatta politik bir tv programın canlandırması gibi olmuş.Hiç bir şekilde seyirciyi yakalıyamıyor.Sinema filmi olarak görmezseniz,birazda meraklıysanız yakın tarihe izlenebilir.Ben yine yakın tarihimizle ilgili filmlerin yapılmasından yanayım.Daha iyi yapımlar gelir umarım.
 
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.