Dizi yazarlığından gelen Mustafa Uğur Yağcıoğlu’nun yazıp, Iraz Okumuş’la birlikte yönetmenliğini üstlendiği Son Ders, iki yönetmenin de ilk uzun metraj deneyimi. Usta oyuncu Ferhan Şensoy’la beraber genç bir oyuncu kadrosunun bir araya geldiği filmde 12 Mart döneminde yurtdışına kaçmış solcu bir delikanlının yıllar sonra ülkesine dönüp bir üniversitede öğretmenlik yapmaya başlaması ve bu süreç içerisinde öğrencilerine hayata dair aktardıkları konu ediliyor.
Gençliğinde devrimci hareketin içinde yer almış, bu nedenle sevdiği tek kadını geride bırakıp İsveç’e kaçmak zorunda kalmış olan Hakan (Ferhan Şensoy), ülkesine Saffet Hoca olarak geri döner. Ölümcül hastalığı nedeniyle geçmişteki hatalarını telafi etmek, daha fazla geç olmadan hiç sevmeyi bırakmadığı kadına açılmak için geldiği İstanbul’da bir üniversitede ders vermeye başlar. Burada öğrencilerine hayatı sorgulayıp sıkıntılarına gerçek çözümler bulmayı, dolu dolu yaşamayı ve sevmeyi öğretecektir. Bu arada öğrencilerinden biri (Kaan Urgancıoğlu) konuşmaya bile cesaret edemediği bir kıza (Ekin Türkmen) aşıktır. Bu aşk hikayesi Saffet Hoca’nın kendi pişmanlıklarını aktardığı günlüğü sayesinde mutlu sona erişirken Saffet Hoca’nın kendi hikayesi de hazin bir son bulacaktır.
Film Saffet Hoca’nın gençliğindeki öğrenci hareketinin elemanları olan bir grup arkadaşla açılıp, ülkenin şartlarını umursamayan, siyasetle ilgisiz, yalnızca derslerden geçip sevgili edinmeyi düşünen günümüz gençliğiyle devam ediyor. Filmde hem bu iki gençlik psikolojisi karşılaştırılıyor hem de bir aşk hikayesi anlatılıyor. Film ilerledikçe silikleşen politik arka plan, yerini basit hoca-öğrenci diyaloglarına, öğrenciler arası lakırdılara bırakıyor. Filmin başında gösterilen politik kaçışın gerilimi film boyunca sürmüyor; Saffet Hoca’nın ülkesine uzaklığı, yabancılığı vurgulanmıyor. Saffet Hoca’nın, ona ilgi gösteren bir bayan öğretmenle, ya da yıllarca uzak kaldığı kızıyla olan sohbetleri gibi bu alanlarda yapılan ufak girişimler de bir yere varmadan tüketiliyor.
Son Ders genel olarak öyküyü derinleştirecek detaylardan yoksun. Filmdeki duygusal anlar da komik anlar da sadece o anı varetmek için ya da senaryonun rastlantılara dayandırılmış kurgusuna destek çıkmak için filme serpiştirilmiş gibi. Zoraki kesiştirilmiş bir grup hayatın A’dan Z’ye izleyicinin önüne serilmesi ister istemez seyircisinin yaratıcılığına güvenmeyen bir anlatım tavrını düşündürüyor. Film daha çok televizyon ve dizi seyircisini hedefleyen bir altyapıyla, zaten son derece tekdüze bir mesajı, öykünün yatay düzlemine boyut katmaktan aciz diyaloglar ve olay örgüsüyle anlatıyor.
Son Ders her ne kadar sinemanın birçok alanında zayıf kalıyorsa da, iyi niyetlerle ele alınmış, sempatik aktörlerle donatılmış, ve en azından merkezine Ferhan Şensoy’u oturtarak belli bir ağırlığı sağlamış bir ilk film. Büyük beklentiler içinde olmayan bir izleyicide sıcak duygular uyandıracağını tahmin ediyorum. İyi seyirler...