29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : There Will Be Blood
Yönetmen : Paul Thomas Anderson
Senaryo : Paul Thomas Anderson; Upton Sinclair (roman)
Oyuncular : Daniel Day-Lewis, Paul Dano, Ciaran Hinds, Kevin J. O’Connor, Dillon Freasier, Sydney McCallister, Christine Olejniczac, David Willis...
Yapım Evi : Ghoulardi Film Company
Ülke : ABD
Dil : İngilizce
Süre : 158’
Tür : Dram
Gösterim Tarihi : 15.02.2008
Ayrıntılı Künye İçin : IMDb
  Resmi Site
  Fragman
 




Boogie Nights (1997) ve Magnolia (1999) filmleriyle ün kazanan Amerikalı yönetmen Paul Thomas Anderson’dan yine çok ses getirecek bir film: Kan Dökülecek. Kapitalizm ve hıristiyanlığın karşı karşıya getirildiği film, Upton Sinclair’in Oil! adlı romanından Anderson tarafından uyarlanmış. Filmde sıradan bir madenciyken Kaliforniya’nın endüstriyel geleceğini inşa eden petrol adamlarından biri haline gelen bir adamın sarsıntılı portresi çiziliyor. Daniel Day-Lewis’in Oscarlık bir oyunculuk sergilediği film, uzunluğuna ve ağır temposuna sabır gösterebilecekler için kaçırılmaması gereken bir eser.

Daniel Plainview (Daniel Day-Lewis) madencilikten gelen deneyimleriyle petrol bulma ve çıkarma konusunda yetkinlik kazanır. Verimli toprakların sahipleriyle anlaşmalar yaparak kendine ve adamlarına önemli bir gelir sağlar. Bir gün Paul Sunday adında bir genç (Paul Dano), Plainveiw’e önemli bir petrol yatağı olduğuna inandığı arazilerinden bahseder. Plainview müşterilere masum görünmek için yanında dolaştırdığı evlatlık oğlu HW (Dillon Freasier) ile beraber pazarlık yapmak için geldiği Sunday çiftliğinde genç vaiz Eli Sunday’le (Paul Sunday) tanışır. Hızla başlayan petrol kuyusu açma çalışmaları sırasında oğlu duyma yeteneğini yitirir. Oğlunu bu yüzden terkeden Plainview, ele geçirmesi gereken bir parça toprak için Eli Sunday’in sahte günah çıkarma seanslarına bile katılır. Yıllar sonra sadece kazanma hırsı için katlandığı Eli Sunday ve sahte dinciliğinden intikamını alacak; kendi elleriyle kararttığı hayatının birikmiş kini ve nefreti, aynı petrol gibi büyük bir patlamayla günyüzüne çıkacaktır.

Kan Dökülecek’in sinemacılık adına tüm üstün vasıflarının ve derin anlamsal bütünlüğünün birleştiği en kapsayıcı alan, Radiohead’in gitaristi Jonny Greenwood’un hazırladığı olağanüstü soundtrack. Filmin yaklaşık yirmi dakikalık diyalogsuz girişinin ilk saniyesinden, 158 dakika sonraki son anına dek süren bu tüyler ürpertici olduğu kadar da hüzünlü müzik, Plainview’in benliğinin derinliklerindeki acı, nefret, sıkıntı, yetersizlik, tatminsizlik ve hırs duygularını derimize işletiyor. Soundtrackin tiz çığlığı, film boyunca derinlerde büyümekte olan bu duygularla eşdeğer şekilde yükseliyor. Palinview’in izolasyonu, yalnızlığı ve kaynağı bellisiz kini bir çığ gibi büyürken, biz de hararetle beklemekte olan yanardağın patlama anını endişeyle bekliyoruz.

Kan Dökülecek’teki ‘kan’ın binbir anlamından biri de Plainview’in yüzeye fışkırmak üzere olan lavları olsa gerek. Akla gelen diğer anlamları, elbette petrol, süt, para, kapitalizm, nefret, inanç, Tanrı, yaşamın kaynağı/özsuyu... Bu ilişkilendirmelerin hepsiyle ilgili başlı başına birer araştırma yazısı yazılabilir; altanlamların da altanlamları çıkarılabilir. Burada söylenecek en kestirme şey, ‘Kan Dökülecek’ başlığının izleyicide yarattığı beklentinin, çağrışım yaptığı kan, şiddet ve gerilim beklentisinin ötesinde, dikkatli zihinler için filmin ürettiği psikanalitik çıkarımlar ve tükettiği dünyevi ve ruhani kavramlarla da karşılanıyor olması.

Filmdeki daha göz önünde olan noktalardan en önemlisi, 19. yüzyılın eşiğindeki Amerika’nın endüstriyel hayata geçiş süreci ve filizlenen ‘Amerikan rüyası’ ideası. Bu geçiş döneminde ortaya çıkan din ve kapitalizm arasındaki çelişkiler, Plainview’ün Eli’la yaşadığı sürtüşmeler aracılığıyla mizahla karışık anlatılıyor. Filmde açılan petrol kuyularında can veren işçiler sanki bu rüyaya sürüklenmiş ve kapitalizmin dipsiz kuyusunda kaybolmuş ya da kaybetmiş insanlığı anlatıyor. Sonuçta da Hıristiyanlık kapitalizme yenik düşüyor; Plainview’ün ve bu sancıyı duyan herkesin ruh sağlıklarının pahasına. Kapitalizmin aşıladığı hırs kazandırıyor; Plainview sona geldiğinde hala güçlü ve korkusuz, ama yorgun, kızgın ve kırık dökük.

Kan Dökülecek yüz yıl öncesini anlatmasına rağmen şu an dünyada süregiden savaşların en temel kaynağı olan petrolü anlatarak çok güncel bir konuya parmak basıyor. Plainview ve Eli gibi iki zıt kutbu temsil eden kişi de ticari de olsa dini de olsa güç, iktidar ve kontrol kazanmak tutkusuyla günümüzde herkesin içinde bulunduğu çıkmazlara tamı tamına denk düşen portreler çiziyorlar. Bu iki karakterin birbirlerine kurduğu tuzaklar, Anderson’ın zekice ve mizah dolu uygulamalarıyla hem keyifli hem de empati kurmak için çok elverişli hale geliyor.

Anderson’ın başlangıçta müzikle kurduğu anlatım dili senaryosunun çarpıcılığıyla birleşmekle kalmıyor, klasik bir öykücülüğün geri dönüşünü de müjdeliyor. Anderson gibi çoğunlukla sinemaya deneysel yaklaşan bir yönetmenden böyle yalın, lineer, sabırlı ve anlamsal olarak zengin bir eser görmek sevindirici. Çok detaylı bir şekilde düşünülmüş, yazılmış ve çekilmiş sahneler görsellikte de sürekli bir fırtına öncesi hissi veriyor. Robert Elswit’in sinematografisi ve Jack Fisk’in prodüksiyon tasarımı da bu etraflı bileşimin yapıtaşları. Sinemada yeni bir etki yaratmak için tüm teknikleri birbirine bulayan filmlerin yarattığı kirlilik böylece biraz dağılmış oluyor.

Bu yıl Oscar’ın en güçlü adaylarından Daniel Day-Lewis tartışmasız çok güçlü bir performans sergilemiş. Lewis kimi zaman teatral bir vücut dili ve ses kullanımıyla performansına, sinemayla bir şekilde uyumlu ve sonuç olarak çok ilginç bir hava katıyor. Bu çok güçlü ve derinlikli performansın karşısında Paul Dano’nun şaşırtıcı başarısından da söz etmek gerekir. Eli karakteri kaçınılmaz değişimin ve eskimenin karşısında inancın kalıcılığını anlatıyor. Ama bu ‘kalış’ da bedelsiz değil: çürümenin en keskin olanı Dano’nun performansında vuku buluyor. Lewis ve Dano’nun sahneleri kimi zaman abartılı görünse de, tam da bu yüzden böyle insanların varolabildiği duygusu yoğunlukla ve dehşete düşülerek hissediliyor.

Sekiz Oscar adaylığını hakkıyla elinde bulunduran Kan Dökülecek’in bu ödüllerin birçoğuyla büyük geceden çıkacağı çok net görünüyor. Ancak bu, filmin kolay tüketilebileceği anlamına gelmiyor. Gerek uzunluğu gerekse ağırlığıyla bol aksiyon ve sulu bir dram beklentisiyle sinemaya gidecek izleyicileri tersine, aksiyonu ve dramatik patlamaları derinlere yerleştirilmiş, bol metaforlu ve üstü kapalı bir öykü ve sinema stili bekliyor. Sinemadan bunalarak çıkabilecek büyük bir kesmin sorumluluğunu üstüme almaktan çekinerek bu filmi tüm sinemaseverlere öneririm. İyi seyirler...

Selin Sevinç


 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.