29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : Apocalypto
Yönetmen : Mel Gibson
Senaryo : Mel Gibson & Farhad Safinia
Oyuncular : Rudy Youngblood, Dalia Hernandez, Jonathan Brewer, Morris Birdyellowhead, Carlos Emilio Baez, Amilcar Ramirez...
Yapım Evi : Icon Entertainment International
Ülke : ABD
Dil : Maya
Süre : 139’
Tür : Macera / Aksiyon / Dram
Gösterim Tarihi : 23.03.2007
Ayrıntılı Künye İçin : Imdb
  Resmi Site
 


Hollywood sinemasında bu kez yönetmen olarak ağır ve emin adımlarla ilerleyen Mel Gibson, Cesur Yürek (1995) ve Tutku: İsa’nın Çilesi’nden (2004) sonra Apokalipto’yla yine izleyenleri yerinden zıplatacak, tüyler ürpertecek bir yapıt sundu sevenlerine. İki saati aşkın süresiyle epik-vari bir yolculuk Apokalipto. Hem de Gibson bu kez, hiçbir sıkıntısı yokken savaşın içine çekilen sıradan insanın kahramanlaşması üzerine kurduğu klasik öyküsüne daha çok özveri, zeka ve güç katıyor. Güney Amerika’da yerleşik, çıplak ayakları üzerinde, çıplak elleriyle avlanan ve savaşan Maya uygarlığının iç savaşını konu alan film, yerli dilin kullanıldığı kısa ve öz diyaloglar, şakalaşmalar, anlatılar ve haykırışlar eşliğinde doğayla daima iç içe ve karşı karşıya yaşayan insanın güzelliğini yaşatıyor. Film kendi yaşadığımız hayatın tasarlanmışlığı ve heyecansızlığını gözler önüne seriyor.

Apokalipto, “Medeniyetler kendi içlerinde çürümeden dışardan fethedilemezler” sözleriyle başlıyor. Gibson bizlere belki de sinemada ilk kez bu kadar çiğ ve vahşi bir ilkel insan manzarası sunmanın yanı sıra günümüzdeki savaşların nedenleri ve sonuçlarına, insanlığın değerlerine ilişkin de sıkı göndermelerde bulunuyor. Filmde Maya uygarlığı kendi inançları ve çıkarları doğrultusunda nasıl ritüeller geliştiriyor, kendi iç çekişmelerini bastırmak için kendi kabilelerini yağmalayıp yok edebiliyorsa, şimdi de ülkeler kendi toplumsal, dinsel ve siyasal ayrılıklarıyla boğuşarak önceliklerinin bulanmasına izin veriyorlar. Bu iç çatışma açık bir yara gibi dışarıdan gelecek darbeye uygun bir hedef oluşturunca da yeni gelen tehditle birlikte savaş ‘anlam’ını yitiriyor.

Apokalipto’nun heyecan verici bir yanı da, bu tür barışa dair yorumlamaları doğurmasının dışında ileri görüşlü izleyici için daha engin ufuklar açabilmesi. Filmin açtığı barış penceresinden daha da geniş bir perspektifle bakmayı becerebilirsek diyebiliriz ki, insanlar şu an hızla ölmekte olan tabiatın sinsi ve kudretli çöküntüsüyle karşılaşınca her türlü savaşın zararı katlamaktan başka bir işe yaramayacağını nihayet anlayacaklar ve milletler doğayla barışmak için kaynaklarını ve güçlerini birleştirmek zorunda kalacaklar.

Anlatımı destekleyecek temalar ve motifler bulmak konusunda da Gibson’ın üstüne yok. Film ilk sahnesindeki fırtına öncesi sessizliği, patlayıveren bir şiddetle bozmuyor; ‘korku’ adında bir insanlık hastalığıyla sızıyor vahşet toplumun içine. Ne zaman ki güvensizlik ve korku insanı yönetmeye başlıyor, o zaman vahşet benliklerimizi sarıyor. Bu dakikadan sonra şiddetin boyutu değil, insanlığın ne zaman zaaflarını kabullenip kendisiyle ve hayatla baş etmeyi öğreneceği asıl mesele haline geliyor. Bir istilacı filmin ana karakteri Jaguar Paw’a (Rudy Youngblood) ‘neredeyse’ adını takarken sadece ‘şeref’ illetinin fitilini yakmıyor, yaşamın çok basit seçimlerin ve anların ucunda asılı olduğunu, hayatta kalmanın değerini de anlatıyor.

Gibson aşırı şiddet ve kan kullanımıyla suçlandığı halde sinemaya bütünsel tutarlılık ve dil açısından bakabilen izleyici için son derece dengeli ve esaslı bir sinemacılık inşa etmiş. Maya, her ilkel toplum gibi kan dökmenin ve hoyratlığın bolca bulunduğu bir uygarlık. Bilim, tarım ve sanat alanlarındaki ilerlemeleriyle de temsil edilmesi bu filmin sınırları dahilinde gereksiz ve anlamsız olurdu. Her film, kaynağının varlıklarını kendi öyküsü ve mesajı için yontar, törpüler, değiştirir. Kurmaca sinemada bu kez ‘gerçek’lerin değil, soyutlanmış durumların bize binbir yansımasını yorumlayabilmenin tadını çıkartmakta bu kadar direnmemeliyiz.

Peki en ilkel, çıplak ve hayvansı haliyle insanı izlemek bizi neden bu kadar rahatsız ediyor? Bana öyle geliyor ki bu huzursuzluğun nedeni, medeniyet maskesi altında aslında aynı yobaz inançlar, aynı cehalet ve yıkıcılık, çağdaş bir kılığa bürünmüş olsa da yine aynı kuvvetle süregiden şiddet ve tüm bunlara olan istemli körlüğün günümüzde de hüküm sürmesi. Böyle görüntüler toplumda bu kadar kırılma yaratıyorsa filmin bahsettiği ‘korku’ değil mi aslında kendi ‘gerçek’lerimizi kabullenememe nedenimiz?

Peki modern batılılar filmin sonunda Mayalılar’ı ilkelliklerinden kurtarıyorlar mı? Apokalipto aslında bir Batılı ukalalığı mı? Apokalipto’da filmin yüzde 90’ına hakim olan vahşet tablosu, ehlileştirilmeye kalkışılan şeyin kendisi değil, yeni bir farkındalıkla ‘yeni bir başlangıca’ yelken açmaya sevkedilen insanın ta kendisi halbuki. Kapısına modern dünya dayanan Mayalılar’ın yapay bir barışa değil, ormanlarına doğru yürümesi aslında barış ve dostluğun kendi içimizde, korku ve önyargılarınsa göz yumamayacağımız kadar yakında olduğunu vurguluyor.

Tüm bu çıkarımları bir yana bırakırsak da Apokalipto keyif aldığımız Hollywood sinemasının tüm incilerine sahip. Senaryo formülaik bir olay dizisiyle ilerliyor; gerilim dozu çok yüksek; montaj öyle keskin ki perdeden gözlerinizi bir an ayırmak, gerim gerim gerilmemek mümkün değil. Savaş sahnelerindeki tüm efektler titizlikle gizlenmiş, sanki aksiyona olduğu gibi şahit oluyoruz. Hem 35 mm hem dijital çekildiği için bol materyal cömertçe kullanılmış, hızlı ve dinamik bir kurgu sağlanmış. Duru bir sinematografi abartısız ve süslemesiz çekimlere uyumla eşlik ediyor.

Gibson’ın ana rol seçimi de filme ayrı bir tat katıyor. Kısa boylu, çelimsiz gibi görünen, çocuksu ve hınzır ifadeli delikanlı Jaguar Paw Youngblood tarafından canlandırılıyor. Filmin ‘kötü’ adamları da dahil tüm yan rolleri müthiş anlamlı yüzlere sahip. Başta Youngblood’ınki olmak üzere bakmaya doyulmaz ifadeleri, muhteşem kostümler, dövmeler ve aksesuarlarla süslenmiş bedenleri görkemli bir seyirlik sunuyor.

Birçok olumsuz eleştiriye hedef olmuş Apokalipto hem Mel Gibson’ın hem de son zamanların en heyecanlı ve en anlamlı filmlerinden. Filmden çıktığınızda koşma ve başarma hissiyle doluyor insan; her şeyin insanın ellerinde olduğu, akıl yoluyla tüm güzelliklere erişilebileceği duygusunu uyandırıyor. Filmin fısıldadığı mesajı anlamak için de bu sinemayı takdir etmek için de görmek ve dinlemek yeterli.

Selin Sevinç


 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.