Ümit Ünal’ın 44. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne kabul edilmemesiyle ünlenen filmi Ara, çıkmaza düşmüş –ya da arada kalmış– dört insanın bunalımlı on yılını anlatıyor. Hayatlarında bir türlü tatmin olamayan dört kişilik bir arkadaş grubu, ortak olarak kullandıkları bir evde birbirlerini aldatıyorlar; mutluluk arayışında ümitsizce çırpınıyorlar. Erdem Akakçe, Selen Uçer, Serhat Tutumluer ve Betül Çobanoğlu’nun oynadığı tek mekanda geçen düşük bütçeli film, nihayet vizyonda seyirci karşısında.
Fakir bir aileden gelen ama bir iş adamı olarak mesleğinde yükselmiş ve zenginleşmiş Ender (Akakçe); Ender’in okuldan arkadaşı ve iş ortağı Veli (Tutumluer); Ender’in, annesi Fransız babası Türk zengin ve sofistike kız arkadaşı Gül (Uçer) ve Ender’le birlikte büyüyen, onun en yakın arkadaşı ve Veli’nin karısı Selda’dan (Çobanoğlu) oluşan grup, Gül’ün ailesinden kalan, içinde yaşamadığı ama film çekimleri için kiraya verdiği dairesinde bir araya gelir, gizli ritüellerini gerçekleştirirler. Ender ve Selda yıllardır gizledikleri beraberliklerinden habersiz olan Gül ve Veli’yi aldatmakta; Veli ne karısına ne de en yakın arkadaşı Ender’e açamadığı eşcinsel ‘öteki’ hayatını sürdürmekte; aldatılan Gül ve Veli de yalnızlıklarını birbirlerine sığınarak gidermektedir.
Damdan düşme sınıfsal atlamalara sahne olan son yirmi yıl içinde farklılaşan ekonomik düzeyler belli kimlik çatışmaları ve kültürel yozlaşmaları da beraberinde getirdi. Ara’nın karakterleri de artık çok uzakta hissettikleri geçmişlerinden kopamıyor, rayından çıkmış bir sosyal başkalaşmanın yönlendirdiği geleceklerini sindiremiyorlar. Ender geçmişindeki fakirliğiyle sonradan edindiği yabansı bir zenginliğin arasında kalıyor; Gül ise batılı annesi ve doğulu babasının bir sentezi olarak kültürel anlamda bocalıyor.
Nereden geldiklerinin, ne olduklarının ve nereye varacaklarının bilincine varamayan arada kalmış karakterler, sınıfsal dönüşümlerinin sonucu olarak yalnızca kültürel ve sosyal anlamda değil, aynı zamanda duygusal olarak da bir boşluğun içinde. Karakterlerin, hem sevmek, hem aldatmak arasında kalan, ama ikisinden de vazgeçemeyen açgözlülükleri, kapitalist hırsın duygusal hayata izdüşümü adeta. İki erkek arasında kalmış Selda, Veli’yle annelik içgüdüsünü, Ender’le de içindeki ‘küçük kız’ dürtüsünü tatmin ediyor; aslında çocukluk ve annelik arasında sıkışmışlığını yaşıyor. Veli ise aynı manevi boşluğun bedelini cinsel kimliğini bulamamakla, eşcinsel bir erkek olarak özgürleşememekle ödüyor.
Filmde karakterlerin kullandığı ev, çeşitli reklam, video ve film çekimleri için kiralandığında araya giren görüntüler de kapitalist çağın oyuncaklarını, dilini, sahte üslubunu göstererek, karakterlerin iç sıkıntılarına temel oluşturuyor. Yozluk, sahtelik, yalan ve yapaylık yalnızca karakterlerin içinde değil, dışında da, her yerde.
Ünal ayrıca Ender’i, Gül’ü yine Selen Uçer’in canlandırdığı bir fahişeyle aldatırken gösteriyor. Gül ise Erdem Akakçe’nin canlandırdığı bir emlakçıya evini satarken onunla beraber olarak içi boş bir özlemi gideriyor. Karakterlerin sevgililerini yine onların imgesel özdeşleriyle aldatması, içinde bulundukları kısır döngünü, hareketlerinin içi boşluğunu, saplantılı aşklarının ‘ne senle ne de sensiz’ mizacını aktarmakta etkili.
Tek bir mekanda geçen ve hemen hemen yalnızca dört karaktere odaklanan filmde performansların önemi büyük. Zaman zaman aksayabilen ve çoğu kez yüz buruşturan oyunculukların en pürüzsüze yakını Betül Çobanoğlu’na ait. Serhat Tutumluer birkaç yerde –karakterinin ince ruhuna rağmen– rolüne fazla edebi ve teatral kaçıyor. Selen Uçer çok yönlü bir oyuncu olduğunu kanıtlıyor, ancak karakterine yaraşır şekilde bir ‘Fransız sanat sineması’ performansının kıskacından sakınamamış. Erdem Akakçe ise sık sık sevimsiz bir teatralliğe sürükleniyor, abartılı oyununun zamanlamaları kaçıyor. Buna rağmen film, mizah gücünü Akakçe’nin performansından alıyor.
Ümit Ünal’ın tartışma yaratacağı şüphesiz filmi Ara, kimi sert diyaloglara ve izleyicinin ‘çirkin’ bulabileceği sahnelere sahip. Kompleks senaryo yapısı güzel esprilerle zengin; olay örgüsü akıcı ve sürükleyici; ancak konu ve içeriğin bunaltısı sık sık yükseliyor. Geçtiğimiz Antalya Film Festivali’nde gösterilen çoğu filmden çok daha iyi tasarlanmış olduğu açık olan film, bu yıl İstanbul Film Festivali’nde yarışıyor.