Michael Patrick King; Candace Bushnell (karakterler)
Oyuncular
:
Sarah Jessica Parker, Kim Cattrall, Cynthia Nixon, Kristin Davis, Chris Noth, David Eigenberg, Evan Handler, Jason Lewis, Willie Garson, Jennifer Hudson...
1998’den beri bir televizyon olayı olarak birçok kadının yalnız akşamlarını süsleyen televizyon dizisi Sex and the City’nin sinema filmi vizyonda! Filmde meşhur Carrie Bradshaw gazete köşesine, çalkantılı aşk hayatına ve kız arkadaşlarıyla kurduğu sarsılmaz dostluğuna kaldığı yerden devam ediyor. En son ciddi ilişkiler içinde bıraktığımız dörtlü bu kez evlilik, uzun soluklu ilişkilerde cinsellik, bağlılık, ideal aşk ve ilişki kavramlarına eğiliyor. Her zamanki gibi birbirinden uzak karakterlere sahip dört kadın da kendi pencerelerinden tüm kadınlara örnek olmak, uyarılarda bulunmak ya da kimi zaman yön vermek için öykülerini ve kalplerini tüm çıplaklığıyla açıyorlar. Ancak film, dizi versiyonundan çok daha belirgin bir biçimde, Amerika’nın sembolü ve yuvası olduğu emperyalizm canavarının kadınların konumlarını, ihtiyaçlarını ve arzularını belirleyişinin en yeni ve en ışıl ışıl imalatı.
Sex and the City kadınların bir çift ayakkabı, bir tasarım çanta ve bir pırlanta yüzükten başka hiçbir hayali ya da hedefi yokmuş gibi ‘aşk’ı tüm bunlara sahip olabilmek için bir bahane olarak kullanıyor sanki. Bir reklam panosu, markalar geçidi ya da ürün tanıtımı gibi kadınlara ‘bunu satın alın’ demekten başka bir şey yapamayan, ya da öyküdeki tüm duygusallıkların bunların gölgesinde kaldığı filmde, ‘aşk’ da sıradan ve satın alınabilecek bir üründen farksız. Tamamen tüketimi destekleyen, tüketiciye yönelik ve tüketilip unutulması için yaratılmış bir film var karşımızda.
Dizi versiyonunda Sex and the City kadınların cinsel ve ekonomik özgürlüklerinin, güçlü sosyal konumlarının, birer birey olarak toplumda bağımsızca varolabilmelerinin kutlaması şeklinde lanse edilmişti ve öyleydi de. Kadınların cinsel ve duygusal dünyası, dertleri ve sevinçleri, en önemlisi de aralarındaki güçlü dostluk bağları ve dayanışma ön plandaydı. Ancak sinema filminde evlilik ve para iki en önemli unsur olarak beliriyor; yani hayatımızın iki birbirinden bağlayıcı meselesi. Filmde güya ‘mutlu bir son yoktur’ deniliyor; güya ideal değil ama ‘gerçek’ bir ‘aşk’ portresi çiziliyor. Bu bağışlayıcı ve boyun eğmeci ‘mutlu’ son her ne kadar kağıt üstünde ‘mantıklı’ görünse de, aslında konformist güdümlemenin bir uzantısı. Filmin ‘bir kadın böyledir, böyle görünür, yapar, hisseder’ önermeleri, ‘bir kadın böyle olmalı, görünmeli, yapmalı, hissetmeli...’ yargısını saklıyor altında aslında.
Elbette, altı üstü bir Sex and the City deyip geçmek de mümkün; doğru da olabilir. Amaç filmde hortlayıp duran koyunlaştırma çağrışımlı noktaların altını çizmek... Meraklısına... Sonuç itibariyle filmde Sex and the City hayranlarını tatmin edecek oranda moda, komedi ve romatizm var. Çok fazla hayal kırıklığı yaratacağını sanmıyorum. İyi seyirler...