Şimdiye kadar Legally Blonde (2001) ve Monster-in-Law (2005) gibi çerez filmleriyle sesini duyuran genç yönetmen Robert Luketic, gerçek bir öyküden esinlenerek yazılan roman uyarlaması 21’de, Las Vegas, büyük kumar, büyük para, büyük risk gibi heyecanlı konular etrafında dolaşan ‘garantili’ bir öyküyü, yeniyetme bir sinema izleyicisini hedefleyen basit bir Vegas macerasına dönüştürüyor. Kevin Spacey ve Laurence Fishburne gibi ağır toplara rağmen Jim Sturgess’in başı çektiği genç oyuncu kadrosu, filmin klişe öyküsü ve anlatıcılığıyla paralel bir şekilde bayat ve renksiz performanslar veriyorlar. Yine de film, beklentisi düşük bir izleyiciyi tatmin edecek kadar sürükleyici.
Harvard tıp okuluna girmek için 300 bin dolarlık bir burs kazanması gereken dahiyane MIT öğrencisi Ben (Jim Sturgess), eski moda bir mağazada çalışmak ve kankalarıyla bir bilim yarışmasına hazırlanmaktan başka hayatı oldukça sönük bir gençtir. Ben, bir gün matematik hocası Micky Rosa’nın (Kevin Spacey) dikkatini çeker. Rosa Ben’i okulun seçkin öğrencilerinden oluşturduğu özel bir gruba dahil etmek ister. Bu grupta öğrenciler Rosa’nın yönetiminde her hafta sonu Las Vegas’a gidip 21 adlı kart oyununda kart sayarak büyük paralar kazanır. Ta ki, yalnızca 300 bin doları kazanıp oyundan çekilmek isteyen Ben, Vegas’ın ve paranın büyüsüne kendini kaptırıncaya dek. Hırs ve para sonunda dahi çocukla hocasının yollarını ayıracak ve ikisini de hiç beklenmedik sonlara sürükleyecektir.
21 tipik bir Las Vegas macerası. Ortada büyük bir hedef var; o hedefe ulaşmak için alınması gereken büyük riskler ve akabinde çılgın bir yükseliş var. Elbette her hızlı yükselişin hızlı bir düşüşü, hırstan kontrolünü yitiren insanların hazin bir sonu var. 21 bu formulü adım adım takip ediyor ve klasik bir yükseliş ve düşüş öyküsünün vazgeçilmez sahneleri hiç rotayı şaşırmadan bir bir sıralanıyor. Örneğin, Micky Rosa’nın yıllardır elini ayağını haklı olarak çektiği kumar dünyasına yeniden adımını atmaya ikna olması, filmi son perdesine taşımak için çok hızlı ve kolay bir çözüm. Grup elemanlarının kumar masasında birbirlerine verdiği işaretler o kadar bariz ve film boyunca hiçbir değişikliğe uğramıyor ki bu yalnızca kumarhanenin güvenlik sorumlularını değil, bizleri de aptal yerine koyuyor. Ayrıca büyük bir dolandırıcılık işine girmiş olan yeniyetmelerin kumarhane dışında otellerde beraber kalması, klüplerde ve alışverişte birlikte takılması da cabası.
Filmdeki bütün karakterler alabildiğine iki boyutlu ve oyundaki işlevlerinden öte hiçbir keyif vermiyorlar. Ben ve grubun güzel hatunu Jill’in (Kate Bosworth) arasında yeşeren aşk ilişkisi çok bayat ve zorlama. İkilinin arasındaki çekim, Sturgess ve Spacey’nin kimyası kadar bile olamıyor. Spacey’nin Ben için sıkı dosttan düşmana dönüşmesi de, ne kadar gerçekçi de olsa çok karikatür bir karakter evrimine işaret ediyor. Sonuç olarak filmdeki bütün oyuncular birer dahi olan karakterlerine uymuyorlar. Hiçbir aktör zeki görünmüyor ve öyleymiş gibi de yapamıyor. Bunun yanında Ben’in, bir robot üretmeye çalışan olaylardan habersiz arkadaşları filmdeki en gerçekçi ve komik performansları veriyorlar.
21, Ocean’s11 serisinin (Steven Soderbergh) gösterdiği sivri zekayı ve hınzırlığı gösteremiyor; izleyicide benzer bir heyecanı yaratamıyor. Açıkçası daha çok Las Vegas’ın modasının geçmeye başladığını ve acele bir reklam desteğine ihtiyaç duyduğunu düşündürüyor. Filmde 21 oyununun kuralları ya da karakterlerin yaptığı hileler hakkında doyurucu bir bilgi yok; yeterince detaylı ve sürükleyici kart oyunu sahneleri yok.Öte yandan hedef kitleyi cezbedecek hip bir soundtrack yeniyetme gençliğe gerekli izleme şevkini getiriyor. Büyük beklentilerdense küçük heyecanların filmi 21, Luketic’in çerez filmografisinin son ürünü.