30’lu yaşlarında, işinden nefret eden, aşktan umudunu kesmek üzere olan nevrotik karakter Nora Wilder, çevresindekilerin baskılarına rağmen bir türlü kendine uygun bir sevgili bulamaz. Hayatın onu iyice katılaştırdığı bir noktada karşısına çıkan uçarı ve özgür ruhlu bir Fransız, beklenmedik bir şekilde Nora’nın aklını başından alır. Tekrar incinmemek için kendini korumaya alan Nora mutluluğu bulabilecek midir?
Aşkın İngilizcesi ’nin Türkçe’si şu: gidişat ne kadar umutsuz, mutluluk ne kadar imkansız görünse de, umuda kollarımızı açabildiğimizde ve hayatımıza alamaya hazır olduğumuzda imkansız gerçek olur. Nora hayatıyla ilgili bir risk almaya karar verdiğinde ve mutluluğun mümkün olduğuna inanmaya başladığında her şeyin bir anda değişebileceğini görüyor. Ve biz izleyiciler de bunu görebilmeliyiz. Bir gün yakışıklı bir Fransız delikanlının ne kadar hayattan bezmiş de olsak bize yargısız ve koşulsuz aşık olabileceğine, tüm nevrotik saçmalarımızın karşısında bizi deli ya da hastalıklı yerine koymayacağına, bizim yolumuzu gözleyip kapısını çaldığımızda orada ve hazır olacağına inanmalıyız.
Filmin ne baştaki trajikomik ve depresif dünyasına ne de sonunda kalkıp bir peri masalına dönüşmesine söyleyecek bir şeyim var. Ama bunların aynı film içerisinde peşi sıra gelmesi acayip bir dalgalanma yaratıyor insan ruhunda. Olur mu olmaz mı? Saçma mı ’gerçek’ mi? Umutsuzluk her zaman ’gerçekçilik’ mi? Peri masalları hep hayal mi? İnsan ’ne güzel, bana da olur belki’ deyip heyecanlansa mı? ’Böyle şey olur mu’ diye alaycılığa mı vursa... İşte böyle ne hayatın sillesini ne de Hollywood’un cilasını yemiş filmler kafa karıştırıcı olabiliyor.
Bu mütevazi öykü, mütevazi bir yapımla ve mütevazi bir oyuncu olan Parker Posey’le buluşunca, kağıt üzerinde yavan ve bunaltıcı/gerçek dışı görünebilecek film bir nebze nefes alıyor. Özellikle Posey’nin çekim gücünden faydalanan yeni yönetmen Zoe Cassavetes babası John ve ağabeyi Nick’in ardından sinema dünyasına adımını atarken şık imajları ve sahne tasarımlarıyla umut vaat ediyor. Şık New York kostümleri ve mekanları da ’sex and the city’ci gençliği hoş tutacaktır. İyi seyirler...
Selin Sevinç