Kuşatma ve Son Samuray gibi filmleriyle tanıdığımız Edward Zwick’in yönetimindeki Kanlı Elmas, geçen yılın Arka Bahçe’si (Fernando Meirelles, 2005) gibi son zamanların Afrika temalı politik dramalarından. Kanlı Elmas’ın öyküsü, Afrika’nın en zengin elmas madenlerinin bulunduğu Sierra Leone’daki Batılı elmas sömürgecilerinin kışkırttığı ve desteklediği iç savaş sırasında geçiyor. Köyüne yapılan baskında ailesinden koparılan ve sürüldüğü elmas madeninde keşfettiği büyük pembe bir elması kaçırıp toprağa gömmeyi başaran Solomon Vandy’nin (Djimon Hounsou) yolu, Güney Afrikalı elmas kaçakçısı Danny Archer (Leonardo DiCaprio) ile kesişiyor. Archer’ın elması satıp Afrika’yı terketme hayalleri, Solomon’un ailesini bulma ve oğlunu isyancıların elinden kurtarma hedefiyle birleşince ikili, güzel gazeteci Maddy Bowen’ın (Jennifer Connelly) da yardımıyla pembe elmasın peşine düşer.
Kanlı Elmas’ın olay örgüsü klasik bir Hollywood filmindeki gibi sürprizsiz bir şekilde ilerliyor. Bir çelişkili, bir masum, bir de idealist kahraman farklı çıkarlar uğruna tek bir hedef için aksiyon dolu bir maceranın içine atılıyorlar. Afrikalı fedakar baba ve Amerikalı idealist gazeteci geleneksel karakterler. Elmas kaçakçısı Danny Archer ise daha çok katmanlı, karmaşık ve çelişkili dünyasıyla daha gerçekçi. Archer’ın Afrika’yla kurduğu armoni ve diyaloglarından anlaşılan kaçınılmaz kaçış psikolojisi ilginç bir tezatlık oluşturuyor. Bu karakterin acı dolu geçmişinden kaynaklanan katılığı ve hüznünün yerini almış alaycılığı DiCaprio’nun oyunu sayesinde daima yüzeyde. Hem beyaz hem zenci Afrika halkının bulundukları koşullarda hayatta kalma çabalarıyla birlikte kaybettikleri değerler Archer’ın kişiliğinde ve diyaloglarında hayat bulmuş.
Filmin, Afrika’da geçen ve politik bir söylemi olan çoğu filme göre başardığı bir şey de, Afrika’yı da başlı başına bir karakter olarak sunabilmesi. Film Afrika’yı muhteşem doğası ve toplumsal gerçekleri ile cömertçe sergiliyor. Diyaloglarla da Afrika’nın doğasının ve şartlarının insanlarını nasıl etkilediği sık sık vurgulanıyor. Çatışma sahneleri ve sefalet görüntüleri, kimi zaman uzun ve fazlasıyla dramatik olsalar da iç savaş döneminde Afrika’da hayatın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu, her an dengelerin değişebildiğini hissettirmekte etkili. Afrika’daki kaos, güvensizlik, şüphe ve korku ortamı, temelinde klasik bir Hollywood hikayesi olmasına rağmen filmi gerçekçi kılmayı başarıyor.
Kanlı Elmas’da görmezden gelinen ya da olduğundan farklı gösterilen gerçekler var tabii ki. Filmde Afrika’nın değerlerinin sömürülmesi ve oradaki iç savaşın sorumlusu tek bir firmaymış gibi gösteriliyor. Sanki elmas ticaretinin Afrika halkları için fakirlik ve savaşlarla sonuçlanması sadece Amerikan halkının tüm bu olan bitenden haberdar olmamasından kaynaklanıyor. Sanki bu cehalet, ‘Amerikan rüyası’ imajını yaratan Kapitalist ideolojinin meyvesi değil.
Filmin sonundaki ‘elmasların kansız olması tüketicinin elinde’ duyurusu da daha çok böyle ‘eleştirel’ bir filmden ötürü özür dilemek gibi. Bahsedilen elmasları aklama mekanizması kulağa son derece suistimale açık geldiği için, ancak ikinci bir sömürü yolu olabilir diye düşünmek işten değil. Ayrıca böyle bir mekanizmanın, olsa olsa elmasları ikiye ayıracağı ve temiz elmasların değerini daha da arttıracağı için elmas tüketimini teşvik etmesi bile olası. Öyleyse bu, Kanlı Elmas’ın aslında, “Biz bir halt ettik ama siz bakmayın” demesi gibi anlaşılabilir mi? Aslında Amerika’nın, Hollywood perdesinin ardından “Biz Batılılar aslında sıkıntıları görüyoruz, anlıyoruz” diyerek günah çıkarttığını düşünebilir miyiz? Hiçbir şeyin değişmediği ve değişemeyeceği mesajını sık sık veren filmin, bu eleştirel tavır aracılığıyla Amerika’nın kendi hatalarını görebilen, dünyanın geri kalanına da değer veren ‘ideal’ konumunu pekiştirdiğini söyleyebilir miyiz?
Kanlı Elmas’da, hem olumlu hem olumsuz algılanabilecek filmcilik anlayışları hüküm sürüyor. Zwick bir yandan Afrikalı çocukların isyancılar tarafından beyinlerinin yıkanışına yer vererek şiddetin genç zihinlere nasıl kazındığını açıkça gösteriyor. Hemen ardından zamanın dramatik bir sahne için donakaldığı anlar geliveriyor. Archer ve Solomon arasındaki çıkar ilişkisine dayalı zoraki birliktelik karakterlerin evrimi için zengin bir düzlem oluşturuken, ikilinin birbiri için yapmaya başladığı kahramanlıklar sırıtmaya başlıyor. Leonardo DiCaprio ve Djimon Hounsou’nun oyunculukları ve dolayısıyla karakterleri parlarken, Jennifer Connelly, karakterinin derinliğini meraklı ve seksi bakışlı bir kendine-misyonerden öteye götüremiyor.
Kanlı Elmas’ın bende uyandırdığı karmaşık duygulara rağmen yine de keyifli bir seyirlik olduğunu söylemek kesinlikle mümkün. Günümüzde gittikçe absürd uçlara ulaşan tek taş sapkınlığını biraz olsun dindirebilecekse, bırakın Afrika ekonomisi ve halkının aldığı yaraları, böyle aşırı tüketimlerin gereksizliğini öğretebilecekse ne ala. Elbette bir Hollywood filminden sosyal ve politik gerçekçilik ya da doğrudan ve radikal bir eleştiri beklemek yanlış olur. Bu tip beklentilerin sinema keyfinin önüne geçmesini istemem.
Filmde dilegeldiği gibi: This is Africa: This is Hollywood.
Selin Sevinç