29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : Speed Racer
Yönetmen : Andy Wachowski & Larry Wachowski
Senaryo : Andy Wachowski & Larry Wachowski
Oyuncular : Emile Hirsch, Christina Ricci, Matthew Fox, Susan Sarandon, John Goodman...
Yapım Evi : Warner Bros. Pictures
Ülke : ABD
Dil : İngilizce
Süre : 135’
Tür : Aksiyon / Aile / Spor
Gösterim Tarihi : 20.06.2008
Ayrıntılı Künye İçin : IMDb
  Resmi Site
  Fragman
 




Ünlü Matrix üçlemesi (1999 & 2003) ve V for Vendetta (2005) adlı filmleriyle adlarından çok söz ettiren Wachowski biraderler Andy ve Larry Wachowski’nin son filmi Hızlı Yarışçı, yine yüksek teknolojilerden faydalanılan, ancak bu kez daha küçük bir yaş grubuna hitap eden çok renkli ve çok hareketli bir çalışma. 1960’larda Amerika’da çok izlenen ve çok sevilen kült çizgi filmin sinema uyarlaması, bir çizgi filmi andıran sanat yönetimi ve görüntüleriyle özellikle çocukları ve nostaljik bir yolculuğa çıkmak isteyen Hızlı Yarışçı hayranlarını hedefliyor. John Goodman ve Susan Sarandon’ın ağırlık kazandırdığı filmde Emile Hirsch, Christina Ricci ve Matthew Fox’tan oluşan kadro, sıkı aile bağlarını vurgulayan filmdeki ideal aile portresini çizen isimler. Renk cümbüşü içinde akan hiperaktif yarış sahneleri, anlamlı bir öykü ve macera arayışındaki izleyiciye fazlasıyla hafif ve sıkıcı gelecektir.

Speed Racer (Emile Hirsch), dünyanın en iyi yarışçılarından olan abisi Rex Racer’ı (Scott Porter) bir yarışta kaybettikten sonra, bu efsanevi yarışçının anısını yaşatmaya karar verir. Speed de abisinden öğrendiği tekniklerle yarışçılık mesleğinin basamaklarını hızla tırmanır ve özel yeteneğiyle pistlerde tanınan bir yarışçı haline gelir. Elbette Royalton Industries adlı büyük bir şirket onu takımına alıp karlarını katlamak üzere Speed’a yaklaşır. Speed, şirketin gözünü para bürümüş patronunun (Roger Allam) bu büyük teklifini, yarış arabaları üreten ve araba yarışlarını kutsal gören ailesinin desteğiyle geri çevirir. Ancak yarışma sevdasından çok oyunun kurallarının ortada dönen büyük paralara göre belirlendiği bu dünyada, bağımsız bir yarışçı olarak Speed’in kazanması bir yana hayatta kalması bile imkansız gibidir.

Hızlı Yarışçı’da öykücülük ya da filmcilik öykünün ve filmin ötesine geçiyor. Wachowski biraderler yaratmak istedikleri görsel etkiye hiçbir elle tutulur tarafı olmayan bir olay örgüsünü yapıştırıyor; parlak renklerin, çizgilerin ve ışıkların dansettiği yarış sekanslarını besleyecek –ve bu arada ailenin önemine dikkat çekecek– basit bir öyküyle işin içinden çıkıyor. Problem öykünün az dallı budaklı olmasından değil, zayıflığı nedeniyle izleyicinin yarış sahnelerinde heyecan duyamamasından, karakterlere ve öyküye yeterince değer verememesinden kaynaklanıyor. İlgi çekici olmayan ve umursamadığımız insanların yarışından bize ne?

Karakterleri tanımak ve öyküyü takip etmek şöyle dursun, filmin beceriksizliği Wachowski biraderlerin tutumundan belli. Yarış sahneleri gibi sözümona parmak ısırtacak sahnelerde adrenalin yükselmesi adeta izleyiciye dikte ediliyor, emrediliyor. İlişkilerde izleyiciye nerde meraklanması, beklentiye girmesi, nerde duygulanması gerektiğini söyleyen ısmarlama diyaloglar; yarış sekanslarında kimin önde olduğunu, kimin hileye başvurduğunu, ne zaman işlerin iyice kızıştığını veya hayat tehlikesinin ne zaman baş gösterdiğini gösteren reaksiyon planları ve daha da fenası haber yorumcularının bizzat seslendirdiği bu tür bilgiler, ‘iyi’ bir filmde performanslarla, kadrajla, montajla vb. yaratılan atmosferi ve gerilimi suni yollardan izleyiciye enjekte ediyor. Film belki çocuklar için tasarlanmış olabilir evet, ama kimse –bir çocuk bile– “şimdi kork,” “şimdi heyecanlan” deyince bunları yapmaz; ortada bir neden olması gerekir.

Bunun bu şekilde ortaya çıkmasının önemli bir nedeni de filmde ne olup bittiğini görememek, gördüğünü anlayamamak, bir gördüğüyle öbürünü ayırdedememek. Filmin teknolojik üstünlüğü de bir göz aldatmacası gibi. Planlar o kadar hızlı geçip gidiyor ve hızla dönen kameralardan ve efekt yığınından ortalık o kadar renge ve çizgiye boğuluyor ki, değil yarışı takip etmek, rakipleri bile kavramak güçleşiyor. E bir de durup dururken birileri “aman tanrım nasıl olur” gibi telaşlı yorumlarda bulununca insan “ne oluyor ki” diye düşünüyor, derken gittikçe gözler yoruluyor, uykulanıyor. Hele bir de aralara geçmişe dönüşler girmiyor mu, paralel kurgular, dış sesler… Adrenalin yükseleceğine aksiyonun ortasına giren dram dalgaları ninni gibi geliyor, sıkılma hormonları devreye giriyor.

Açıkçası Speed’in ebeveynlerini oynayan John Goodman ve Susan Sarandon’ın iyilik akan yüzleri de olmasa Hızlı Yarışçı hiç çekilmeyecek. Onlar filmin tek ciddiye alınası, içtenlikli parçaları. Emile Hirsch sanki beş gün boyunca bir stüdyoda dişini sıka sıka sağa sola direksiyon kırmış durmuş. Christina Ricci en antipatik çocuk kahramanı olmaya aday. Ufak tombul bir çocuk ve bir maymundan oluşan komedi celladı iki tip de çocukları kıkırdatmaya yarıyor. Filmin en tarzına ve tipine yakışan kişi ise sadece sesi ve öfkeli yüz ifadesiyle bir çizgi romandan fışkırmış gibi görünen –ve duyulan– Roger Allam.

Hızlı Yarışçı için daha filmi izlerken kafamda beliren sözler şunlar oldu: psychedelic trash – anormal bir şuur yaratan rengarenk sanrılar çöplüğü. Renk için film yapılır mı hiç? Yapılsa izlenir mi? İzlense 135 dakika katlanılır mı? İlla “vınnnn vınnnnnnn” diye arabalarıyla oynayan erkek çocuklarınızın zırıltısına boyun eğecekseniz, en azından sinemaya gidin, çünkü küçük ekranlarda filmin tek albenisi olan renkleri solgun, hızı iyice allak bullak görünecektir. Ebeveynlere sabır diliyorum.

Selin Sevinç


 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.