Yağmur Adam, Günaydın Vietnam ve Başkanın Adamları gibi komedi, drama ve kimi zaman da politikayı birbirine katan filmlerin başarılı yönetmeni Barry Levinson’ın merakla beklenen filmi Yılın Başkanı vizyonda. Fragmanda verilen bilgiye dayanarak politik komedi icra eden kıvrak zekalı bir komedyenin Amerika’nın başkanlık seçimlerine aday olacağını ve üstüne üstlük kazanıp ülkeyi yöneteceğini duyunca umutlanmamak olanaksız. Elbette derhal, Amerikan politikası bir komedyenin ellerine verilseydi ne olurdu önermesi üzerine kurulu, zeka, eleştiri ve mizah yüklü bir komedinin hayalini kuruyoruz. Acaba Amerika özeleştirel bir bakışla radikal bir film yaparak hem dürüst hem yumuşak başlı bir portre mi çizecek diye meraklanıyoruz.
Ama Hollywood sineması tüm ürkekliği ve basitliğiyle karşımızda dikiliyor. Williams’ın canlandırdığı Tom Dobbs karakterinin başkan seçilmesinin arkasında bir bilgisayar hatası olduğu öne sürülerek hayallerimiz suya düşürülmekle kalmıyor; güzelim komedi, bu bilgisayar hatasını çözmeye uğraşan Eleanor Green (Laura Linney) ve onun peşine düşen bilgisayar şirketinin karanlık adamları arasında bir kovalamacaya dönüşüyor; bir macera/gerilim kılığına bürünüyor. Filmi ilgi çekici kılan önerme yerini, aslında başkan seçilmeyen Tom Dobbs’un başkanlık görevini yine de üstlenip üstlenmeyeceğine dair ahlaki bir ikileme bırakıyor.
Yılın Başkanı, filmin fragmanından yola çıkarak Robin Williams’ın politika içerikli stand-up şovunun tadına doyacağımızı sandığımız eğlenceli ve radikal bir filmdense basit bir macera/gerilim ile duygusal ve komedi unsurlarının bir bileşiği haline geliyor. Üstelik bu unsurlar filme eşit bir şekilde dağıtılmış da değil. Mizah dozu filmin ilk yarısında yoğunlaşırken, ikinci yarı filmin gerilim ‘ihtiyacını’ karşılıyor. Filmin bu iki yüzünü bağlaması beklenen Tom Dobbs ve Eleanor Green arasında başlayan aşk hikayesi ise hem zayıf hem de işlevsiz. Aynı anda birçok şey olmaya çalışan film kaçınılmaz bir şekilde hiç bir türün hakkını veremiyor. Taşlar ne doğru yerlerde ne de doğru hamleleri yapıyor.
Yılın Başkanı’nın hikayesi ve senaryosu başlangıç fikrinin anlamını tamamen boşa çıkarıyor. Madem ütopik bir dünya yaratılıyor; “şöyle olsa ne olurdu...” hayaliyle bir süre kafa yormamız ve eğlenmemiz öneriliyor, neden kurulan ütopyanın elinden tutmakta bu kadar isteksiz ve korkak olunuyor? Böyle uçuk bir fikrin ayağı neden bilgisayar hatası gibi son derece rasyonel, teknik ve sıkıcı bir hikayeyle yere bastırılıyor? Üstelik, Amerikan politikasının yakın tarihine bakıldığında başkanlıkta çıkarları olmayan ve en azından kasten komik olan birinden yararlanılması fantastik bir fikir olmak bir yana anlamlı bile olabilecekken...
Nitekim filmin ilk yarısındaki Tom Dobbs’un başkanlık konuşmaları adeta Amerika’nın artık radikal bir seçim yapması ve gerçekten doğruları konuşan; çelişkili, çıkarcı ve iki yüzlü olmayan birinin başa geçmesi gerektiğini kanıtlıyor. Yılın Başkanı, önce Amerika’nın kendi politikalarına karşı özeleştirel olabildiği, yeni bir çaba sergilediği ve neticede aklının başına geldiği ilüzyonunu yaratıp, sonra, güya hissettirmeden, yine kendi bildiğini okuduğunun sinemadaki yansıması. Film baş koyduğu yolda hep yarım gönülle ilerleyip, sonra da çok doğru bir ütopyayı tersyüz ediyor; kendi tezini çürütüyor.
Yılın ümit vaadeden komedilerinden olan Yılın Başkanı maalesef hem içerik ve tutarlılık hem de uygulama bakımından çok zayıf ve hafif. Robin Williams komedisini sevenler için kimi zaman hoş anlar yaşatıyor ve zaman zaman çok yerinde politik esprilerle ödüllendiriyor izleyiciyi. Ne yazık ki çok daha zengin bir şekilde işlenebilecek bu renkli konu, Hollywood’un ürkek yapımcılarının elinde ve Levinson’un –belki de elinde olmayarak– hiçbir türsel zevki tutturamaması neticesinde harcanmış. Yılın Başkanı dejenere ve korkak Hollywood yapımcılığının dünya gözünde sahte bir imajı yakalamak için çırpınışının iyi bir göstergesi. Sinemanın politik yüzünü görmek için ideal...
Selin Sevinç