29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : The Prestige
Yönetmen : Christopher Nolan
Senaryo : Jonathan Nolan & Christopher Nolan
Oyuncular : Hugh Jackman, Christian Bale, Michael Caine, Piper Perabo, Rebecca Hall, Scarlett Johansson...
Yapım Evi : Newmarket Productions
Ülke : ABD & İngiltere
Dil : İngilizce
Süre : 130’
Tür : Dram / Fantazi / Gerilim
Gösterim Tarihi : 22.12.2006
Ayrıntılı Künye İçin : Imdb
  Resmi Site
 


Türk ve dünya sinemalarında şu ara sinemanın büyüsünü tekrar yakalamak gibi bir gereksinim duyuluyor olsa gerek. Neil Burger’ın Sihirbaz’ı ve Ali Taner Baltacı’nın Hokkabaz’ından sonra Christopher Nolan da ilüzyonu perdeye taşıdığı Prestij’le vizyonda yerini aldı. Sinema ve sihir sanatlarının, büyüleme, aldatma, inandırma ve şaşırtma yollarıyla seyircinin merakını cezbetmek ve eğlendirmek hedeflerini gütmesi onların sık sık bir araya getirilmesinde rol oynuyor.

Prestij’de Nolan İngiltere’nin iki ünlü sihirbazını birbirine düşürerek verecekleri sihir mücadelesini perdeye yansıtıyor; hırs, kıskançlık, inat ve tutku üzerine bir öykü kuruyor. Sinemada insanları gerçekten şaşırtmak ve büyülemenin giderek güçleştiği günümüzde Nolan’ın üstlendiği bu zor görevin, zayıf bir hikaye temeli ve seyirciyi sürüklemek üzere geliştirdiği zorlama metodlarıyla ne kadar hedefe ulaşabildiği tartışılır.

Öncelikle senaryoda ilgimi çeken hayata dair önemli mesajlar var. Angier (Hugh Jackman) ve Borden (Christian Bale) adlı sihirbazların birbirleriyle yarışmasında onları hem ayıran hem belirleyen en büyük özellikleri seçtikleri vizyon için hayatlarını adamışlıkları, seçimleri uğrunda ellerini kirletmekten sakınmamaları. Bana göre filmi en izlenmeye değer kılan anlardan biri, uzak doğulu bir sihirbazın akıl almaz gösterisini gerçekleştirmek için tüm hayatını bir aldatmaca üzerine kurmuş olduğunu Angier-Borden ikilisinin keşfettiği an. Bu örnekle birlikte iki sihirbaz da farklı şekillerde hayatlarından, gereksinimlerinden, hatta aşklarından vazgeçebilecek, hayatlarını adadıkları kandırmaca için benliklerinden çıkabilecek hale gelirler. Buradan Prestij’in can damarının, sihirin ötesinde bir fedakarlık gösterisi olduğu anlamını çıkarıyorum.

Filmin bütününe yayılmış bu adamışlık ve tutku kaynaklı inanılmaz rekabet filmin bel kemiğini oluşturuyor. Öte yandan filmde öyküyü ilerleten, izleyiciye olay örgüsünü adım adım takip ettiren yeterli bir neden bulunmuyor. Bir düşmanlık öyküsü ve kimin birbirinin sırrını önce çözüp diğerininkinden daha büyüleyici bir şov ortaya koyacağından başka bir soru yok kafamızda. Bu ilk bakışta, tematik olarak filmi ilerletmek için yeterli gibi görünebilir. Ama filmdeki çatışmanın bölünüp parçalar halinde seyirciye sunulması; kısa vadeli tatminler/cevaplar ve eklenip çıkarılan yeni sorular ve meraklar oluşturulması kuşkusuz filmin lehine işleyecek yöntemlerden.

Ayrıca Prestij’in ilk yarısıyla ikinci yarısı arasında hem tempo hem senaryo açısından tutarsızlıklar var. Filmin ilk yarısında ne Angier ne de Borden’la özdeşleşmemiz ve filmin gidişatıyla ilgili tercihler edinmemiz için yeterince malzeme verilmiş. Karakterlerle ilgili birçok bilgi ikinci yarıya saklanırken izleyiciye bu karakterleri merak etmek için motivasyon aşılanmadığı, ikinci yarıdaki değişimleri beklemek için bir neden verilmediği için ilk yarının izleme zevki nispeten düşük.

Prestij’de sık sık tekrarlanan sihirbazların diline ve yaratmaya çalıştıkları gizeme eşlik eden “Dikkatle izliyor musunuz?” sorusu bahsettiğim izleyicide soru ve merak uyandırma işini suni olarak gerçekleştiriyor. Halbuki bir sihir gösterisinde beklemediğimiz bir anda şaşırtılmamızla devam eden bu dikkat telkininin filmdeki yansımaları zayıf. Sinemanın –sihirle ortak olan– izleyiciyi tek bir görüntüye kilitleme ve algısıyla oynama gibi özelliklerinden yeterince yararlanılmamış. Nolan sinema tekniği olarak herhangi bir Hollywood filminden bekleneceği gibi olanları olduğu gibi gösteriyor ve basitçe sergilemekle yetindiği sihir dilini sinema dilinde uygulayamıyor.

Her şeyin bir göz aldatmacası, bir akıl oyunu olması fikriyle yola çıkan ve sık sık düşüncenin yarattığı ilüzyondan yararlanan film bununla çelişen sahneleriyle de hayal kırıklığına uğratıyor. Filmde iki sihirbazın da başvurduğu, akıl hocası ve bilim adamı kimliğindeki esrarengiz Tesla’nın (David Bowie) yarattığı, aslında ne bilim ne sihir olan gerçeküstü insan klonlama makinesi filmin bütünlüğünü ve büyüleyiciliğini tek başına yok ediyor. Eğer gerçekten olamayacak fenomenleri gerçekleştirebilecek birileri dünyada varsa, o halde filmin kurduğu akıl yarışı, sönük bir arayışa dönüşüyor: Tesla’yı önce kim bulur makineyi icat etmesine ikna ederse, o kazanır.

Elbette Prestij fantastik bilimkurgu modelini başından beri kursaydı, izlediğimizin insanoğlunun yaratımı olan ilüzyonlar olmayabileceği, filmin dünyasının her şeye kadir olduğu anlatılsaydı böyle bir hayal kırıklığı yaşanmayıp, o dünyanın kendine has kuralları olduğu gibi kabul edilebilirdi. Öyleyse filmin bu dönüşümü ve tür karmaşasını Nolan kardeşlerin kendi hırslarının bir sonucu olarak görebiliriz.

Tüm sahne sanatlarında olduğu gibi sinema sanatının da beslendiği en büyük güç, izleyicinin gözünde yarattığı şaşkınlık ve büyüleniş ifadesidir. Angier ve Borden’ı kendi sonlarına kadar götüren bağımlılıkları da, ilüzyonlarının yüzlerdeki aksidir elbette. Prestij, sinemada her fırsatta işlenen hırs ve tutku duygularına, bu kahramanlar aracılığıyla etkin bir biçimde can veriyor. Film her saniyesiyle bir heyecan ve merak tufanı yaratmakta zorlansa da, ve kimi zaman hayal kırıklığına uğratsa da, özellikle her şeyin çözüldüğü filmin sonuna gelindiğinde izlenmeye değen bir filmi geride bıraktığımızı hissettiriyor.

Sinemanın vaad ettiği, bizi varolduğumuz dünyanın dışına çıkaran, ‘başka’nın gizemiyle avutan ışığı umarım hiç sönmez. İyi seyirler...

Selin Sevinç 


 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.