29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : Stranger Than Fiction
Yönetmen : Marc Forster
Senaryo : Zach Helm
Oyuncular : Will Ferrell, Emma Thompson, Dustin Hoffman, Maggie Gyllenhaal, Queen Latifah...
Yapım Evi : Crick Pictures LLC
Ülke : ABD
Dil : İngilizce
Süre : 113’
Tür : Dram / Fantazi / Komedi
Gösterim Tarihi : 15.12.2006
Ayrıntılı Künye İçin : Imdb
  Resmi Site
 


Lütfen Beni Öldürme, orijinal adı olan Stranger Than Fiction başlığının daha net ilettiği gibi hayatın aslının, kurmacanın asla ulaşamadığı boyutlarda ve katmanlarda karmaşık ve garip olduğunu düşündürüyor. Will Ferrell, Emma Thompson, Dustin Hoffman ve Maggie Gyllenhaal gibi oyuncuların bir arada olduğu film kurmaca ve gerçekliği karşı karşıya getirdiği gibi, trajedi ve komediyi de harmanlayarak tadına doyulmaz bir seyirlik sunuyor.

Filmde bir kol saati ana karakterin hayatını belirleyen ve yöneten tanrısal bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Hayatı bu saatin tik-taklarına göre sayısal bir düzlemde süregiden Harold Crick (Will Ferrell) bize, rutinlerimiz ve takıntılarımızın hayatımızı ele geçirebileceğini; bizi sonsuzlukta tekrar eden önceden yazılmış bir senaryonun parçası haline getirebileceğini; hayatımızın iplerini elimize alabilmemiz için döngülerin dışına çıkıp gidişata müdahale etmemizin gerekebilceğini düşündürüyor.

Harold Crick bir sabah, hayatının bir dış-ses yoluyla eşzamanlı olarak dilegeldiğini duyunca, zaten varolan bir hikayenin kahramanı olarak bulur kendini. Duyduğu ses onun hayatını kaleme alan Kay Eiffel (Emma Thompson) adında trajik romanların üstadı bir kadına aittir. Ama Harold’a göre bu kadın, onun her hareketini bilen ve onu ölümüne kadar kendi elleriyle götürecek olan kişidir. Bir anlamda Harold’ın kaderi ona seslenmektedir. Öykünün kurmaca-gerçeklik ikileminin bizim hayatımıza kader-gerçeklik çelişkisi olarak yansıdığını söyleyebiliriz: Harold kaderini yönlendirebilecek mi? Kaderini bilmek onun bugününü nasıl değiştirecek? Yaşamın ne kadarı insanın kendi seçimleriyle, ne kadarı kaderin cilveleriyle şekilleniyor?

Lütfen Beni Öldürme kurmaca sanatının oluşumunu da deşifre etmesiyle ilginç bir paradoks kuruyor. Hayatımız bir romanın ya da filmin trajedi ile komedi arasındaki ince çizgiyi yöneten kimi senaryo/kurgu manevralarına mı bağlı? Trajik ve komik öğeler toplamına ve dizilişine göre mi mutlu ya da trajik yaşamları sürüyoruz? Yoksa biz bir kurmacanın piyon taşlarıyız ve bir hamlede trajedinin kollarına düşebilir miyiz? Filmin kendisi bu kurmaca türlerini birleştiriyor, iki taraftan da besleniyor, iki tarafı da Harold için –ve bizim için– olası kılıyor. Lütfen Beni Öldürme yaşam ve yaşamın ikizi olan sanat üzerine bir beyin jimnastiği olmasının yanı sıra çok hoş bir aşk öyküsünü, hayata bağlılığı ve süt ve kurabiyenin ayrılmazlığını da sıcak bir öyküde bir araya getirmiş.

Marc Forster’ın yaşam üzerine bu duygusal denemesi kimi zaman carpe diem duygusunun baskınlığıyla alaycı seyirciyi bunaltabilir. Klişeleşmiş bir mesaj olmasına rağmen ‘günü yaşa’ öğretisi, belki de Harold gibi samimi bir karakterle ete kemiğe büründüğü için, izleyiciyi salondan ilham almış olarak yolcu edecek diye düşünüyorum.

Artık senaryo matematiğini, öykü kurgusunu çok iyi çözmüş olan seyirci zaman zaman filmin fazlasıyla tanıdık bir paternde ilerlediğini de düşünebilir. Bana göre bu filmin ele aldığı, üzerinde oyunlar yaptığı alanın –kurmacanın– hakimiyetinden kurtulamaması, içinde döndüğü çemberin doğasına ve verdiği onulmaz zevke bir saygı duruşu gibi. Oluşturduğu beklentileri kaçınılmaz sonuçlarla tatmin etse de bunu farklı bir bakış açısıyla, kendine özgü bir tarzla ve çok katmanlı bir kavrayışla yapabildiği için film bu konuda ciddi bir suçlamayı hak etmiyor.

Harold Crick’in sayısal bir düzene oturmuş hayatını görselleştiren dijital göstergeler, görüntülerin üzerine binen çizgi-şemalar ve rakamlar kimi zaman fazla stilistik kaçıyor. Bu diyagramlar, filmdeki diğer mekan/zaman geçişlerinde kullanılan çerçeve ve kamera hareketlerinde uygulanan estetik kararlarla çatışmadığı için çok da yersiz değil. Senaryo, oyunculuklar ve sanat yönetiminin mütevazi ve gösterişçilikten uzak olması filmi ‘zeka taslayan sanat yapıtı’ gibi görünmekten kurtarıyor.

Elbette boş ve duygusuz yüz ifadeleri, tuhaf vücut diliyle tanıdığımız son zamanların en başarılı komedyenlerinden Will Ferrell’ı böyle trajedi ve komediyi karıştıran bir rolde görmek filmin en çekici yanlarından biri. Ferrell, karakterinin robotu andıran duruşu ve monotonun ötesinde bir seyir izleyen yaşam tarzının parçalanışını sadelik ve samimiyetle canlandırıyor. Film ilerledikçe Harold Crick’in kendisi de, ciddiye alması bazen güç olan Ferrell’ın oyunculuğu da daha inandırıcı ve gerçekçi gelmeye başlıyor. Özellikle Harold’a hayatının bir daktilonun tuşları arasında son bulmaması için çaba sarfettirecek aşk hikayesinin diğer yüzü olan Ana Pascal’la (Maggie Gyllenhaal) beraber olan sahneler hem son derece duygusal ve romantik hem de hikayenin ayaklarını yere bastıran bir gerçeklik duygusu yayıyor.

Ferrell’ın karşısına gösterişli ve ilk bakışta etkileyici bir kadın figürü koymaktansa Gyllenhaal gibi sıradan ve özellikle de Harold gibi bir karakter için ulaşılması şaşırtıcı olmayacak bir oyuncunun yerleştirilmesi sağlıklı bir seçim olmuş. Emma Thompson nevrotik, hem karanlık hem merhametli yazar kimliğine çok yakışmış. Dustin Hoffman Tesadüfler filmindeki rolüne benzer bir rolde yine alımlı ve eğlenceli. Queen Latifah’nın Kay Eiffel’ın romanını tamamlatmak üzere başına gönderilen nöbetçi figür olarak filmdeki fonksiyonu ve performansı ise filmde en anlamlandıramadığım karar oldu.

Lütfen Beni Öldürme ana karakterini gerçek dışı bir döngüye sokan ve kurmaca bir dünyayla başa çıkmak üzere bırakan yapısıyla Bugün Aslında Dündü ve Truman Show; yaratıcı anlatım teknikleri, çok katmanlı ve iç içe temalarıyla Sil Baştan; senaryosuyla da Charlie Kaufman öykülerini anımsatan, bu filmlerin hayranlarına taze bir alternatif sunacak bir film. Ayrıca Harold Crick gibi başlangıçta umutsuz bir vaka gibi görünen bir karakterin geçirdiği inanılmaz dönüşüm ve kaderine karşı kazandığı büyük zafer izleyiciye ilham ve umut aşılıyor. Lütfen Beni Öldürme zaman zaman hayatın içinde kaybolmuş olduğunu hisseden herkes için iyimser ve pozitif bir soluk. Bu, hafif dozdaki düşündürücülüğünün yanında son derece eğlenceli filmi herkese öneririm.

Selin Sevinç


 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.