29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : Vanity Fair
Yönetmen : Mira Nair
Senaryo : Matthew Faulk & Mark Skeet
Oyuncular : Reese Witherspoon, Gabriel Byrne, Eileen Atkins, Jim Broadbent, Jonathan Rhys Meyers, Romola Garai, Rhys Ifans, Bob Hoskins...
Yapım Evi : Focus Features
Ülke : İngiltere / ABD
Dil : İngilizce / Fransızca / Almanca
Süre : 141’
Tür : Dram / Romans
Gösterim Tarihi : 08.12.2006
Ayrıntılı Künye İçin : Imdb
  Resmi Site
 


Salaam Bombay!, Kama Sutra ve Muson Düğünü gibi filmleriyle uluslararası üne kavuşan Mira Nair’in 2004 yılında çektiği, İngiliz edebiyatının yüksek sosyete parodileriyle tanınan yazarı William Makepeace Thackeray’nin ünlü Vanity FairGurur Dünyası adlı romanından aynı adla uyarlanan filmi nihayet Türkiye’de de vizyonda. Oscar ödüllü oyuncu Reese Witherspoon’un, sosyete çevresinde yükseklere tırmanmak için güzelliğini ve aklını cömertçe ve kurnazca kullanan Becky Sharp’ı canlandırdığı film, 1800lerin İngiliz sosyete toplantılarını, sosyete halkının savaşa karşı kahramanlık taslayan tutumunu, İngiliz sömürgeciliğinin izlerini ve evlilik kurumunu teşhir eden bir portre çiziyor. Ne yazık ki, Gurur Dünyası alıştığımız kostüm dramalarının tadını verememekle birlikte, filmin bel kemiğini oluşturması beklenen eleştirel yaklaşımı derinlikle ve tutarlılıkla aksettiremiyor ve atmosfer yaratma, sürükleyen bir hikaye kurma bakımlarından da sönük kalıyor.

Simon Langton’ın Aşk ve Gurur’u (1995) ve Douglas McGrath’ın Emma’sının (1996) 19. yüzyıl sınıfsal ayrımlarını ve toplumsal davranış ve ahlakını ele alan filmlerinin derinliği, sıcaklığı ve izleyiciyi o döneme götürmeyi başaran mekan, kostüm ve senaryo tasarımları Gurur Dünyası’nda eksikliğini sık sık gösteren öğeler. Nair, dönemin yaşam tarzını sergileyen doyurucu diyaloglar ve görkemli sahnelerdense, Becky Sharp ve çevresindeki karakterlerin hiçbir zaman sivrilmeyen, döneme ya da dönem toplumuna belirgin bir yorum getirmeyen bulanık sahneleri tercih etmiş.

Örneğin filmde savaş olgusu fazlasıyla geri planda ve neredeyse sosyete toplumunun herhangi bir çay saati kadar değer buluyor. Filmin konu edindiği karakterler için savaşın yalnızca kahramanlık vaktini çağrıştırdığına ilişkin tavırları filmin vurgu noktası olabilir elbette. Ama filmde karakterlerin bu ilgisizliği ve sığlıklarının altı çizilmektense, kısa bir savaş sekansı, Witherspoon’un parodi anlatımını bile aşan hafiflikteki ciddiye alması güç performansının da yardımıyla, izleyicide bir “hay allah” duygusu yaratmaktan öteye geçemiyor. Halbuki karakterler için bir oyun gibi deneyimlenen olay –aslında öyle olmadığı için– seyircide toplumsal analizi mümkün kılan yeterince ironisi yüksek bir çerçevede yorumlanabilmeliydi.

Filmde gerek evlerin Hintli hizmetçileri, gerek Hindistan’a göreve giden İngilizler, gerekse Hint dans ve müziklerinin İngiliz salon eğlencelerine dahil olmasıyla vurgulanan Hindistan motifinin hikayeyi geliştirmesi ya da öykünün atmosferi ve dokusu açısından olumlu bir etken olması söz konusu değil. Witherspoon’un hint ezgileri eşliğinde, geleneksel kostümlerle sergilediği dans sekansı oyuncunun üstüne hiç oturmadığı gibi, hikayede de kocası Rawdon Crawley’i (James Purefoy) kıskandırmasından başka hiçbir anlam taşımıyor. Bu gibi sahneler Gurur Dünyası’nı kasti olup olmadığı anlaşılamayan bir komedyaya dönüştürüyor.

Mira Nair’in romanın uyarlanmasında nasıl bir üslup kuracağı konusundaki belirsiz tutumu filmin tüm karakterlerine de yansımış. Becky Sharp’ın zengin ve saf arkadaşı Amelia (Romola Garai) fazlasıyla aptal ve saplantılı; Amelia’nın bıçkın sevgilisi George (Jonathan Rhys Meyers) fazlasıyla kötü; George’un dostu, Amelia’nın sadık aşığı Dobbin (Rhys Ifans) ise nedeni belli olmayan bir israrla fazlasıyla aşık. Gurur Dünyası’nda karakterler belirgin özelliklerini ya siyah ya beyaz şekilde gösteriyorlar. Üstelik bu özellikleriyle ne kendi kişiliklerine ne parçası oldukları hikaye bloklarına pek bir katkıda bulunmuyorlar.

Karakterlerin iki boyutluluğu en çok da filmin merkezinde yer alan Becky Sharp karakterinde kendini gösteriyor. Romanda hesapçılığı, fırsatçılığı, bencilliği, küstahlığı ve iki yüzlülüğüyle bir anti-kahraman olan karakter, Witherspoon’un Bu Nasıl Sarışın filmindeki yorumunu hatırlatan, sempatik, çaresiz ve sevimli bir portre çiziyor. Dolayısıyla filmin sonunda her şeye rağmen yolunu bulan Becky Sharp, seyircide “vay be yine dört ayağının üstüne düştü” duygusundansa, “yolu açık olsun” duygusu yaratıyor. Başrol karakterini sevdirmek üzere harcanan çabalar filmin genelini sıradanlaştırdığı gibi, filmin sonunu da sönükleştirmiş.

Gurur Dünyası kostümleriyle göz doldursa da 20 yıllık bir zaman sürecinde karakterlerin hiçbir yaşlanma belirtisi göstermeyişleri nedeniyle sanat yönetmenliği açısından zayıf kalıyor. Filmin farklı karakterlerinin hikaye zincirleri ise senaryoda birbirine bağlı hareket etmediği için kurguda da gerekli akıcılığı sağlayamıyor. Yan hikayeler, dizi anlatımını çağrıştıracak biçimde, birbirini doğurmadan ve nedenlendirmeden rastlantısal şekilde ilerliyor.

Eğer eski ve klasikleşmiş bir eserin adaptasyonu radikal bir dil ve anlatım benimsenerek baştan yaratılacaksa, Gurur Dünyası bu başarıyı gösteremiyor. Örneğin Baz Luhrmann’ın Shakespeare’in Romeo & Juliet’ini modern bir oyuncu kadrosu ve kostümlerle yeniden yapılandırdığı filmi, hem dönemin ruhunu taşıyabilmiş hem de yepyeni bir tat vermeyi başarabilmişti. Gurur Dünyası’nda ise Nair kararsızlığının getirdiği gevşek ve oturaksız sinema dilinin kurbanı olmuş.

Mira Nair’in üstlendiği bu başa çıkması zor proje çoğu bakımdan hedeflenen başarıya ulaşamayacak gibi görünüyor. Filmin derinliği ve güçlü duyguların temellendirdiği akıcılığı eksik de olsa Gurur Dünyası çekilmez ve sıkıcı bir seyirlik de değil. Film hiçbir şey için değilse de kostüm dramalarını özleyen, biraz salon dansı ve İngiliz üst sınıflarının burnu büyüklüğünü izleyip eğlenmek isteyenler için taze bir alternatif sunabilir. Ancak Mira Nair’in güçlü ve cesur sinemacılığını aratıyor.

Selin Sevinç


 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.