2001’de Amerika’da gerçekleşmiş skandal bir olaydan esinlenerek perdeye aktarılmış filmde, hemşirelik mesleğinde terfi etmek üzere olan Brandi, uyuşturucu aldığı bir gecenin sonunda, o gün evini kaybetmiş ve iş bulma sıkıntısı çeken perişan Tom Bardo’ya çarpıyor. Brandi’nin arabasının ön camına sıkışan henüz hayatını kaybetmemiş Bardo, işini kaybetmekten korkan kızın garajında ölüme terkediliyor. Ancak ölmemekte israr eden Bardo Brandi’nin işini zorlaştırmaya başlayınca, günlerini yaşlı hastalara bakarak geçiren Brandi bir canavara dönüşüyor.
Daha önce de benzer bağımsız korku filmlerine imza atmış olan Stuart Gordon gerçek bir öyküden hareketle gerçekliğini korumayı başaran, insanların baskı altında beliren şeytansı yüzünü yansıtan bir kara film yapıyor. Onun için basit bir terfi ve erkek arkadaşının ihaneti, garajında can çekişen bir adamdan çok daha önemli olan bir kadın ve ev sahibi ve iş bulma kurumlarının zalimliğinin karşısında hayata tutunmaya çalışırken bir de akıl almaz bir işkenceye maruz kalan bir adamın kesişen öykülerinde sıradanlıktan sapıklığa uzanan o kısa ve acılı yol çiziliyor.
İnsan ilişkilerinin çürümesi ve ölümün olağanlığı yalnızca öykünün damarlarında değil, filmin sinematografisinde, müziklerinde ve grafik detaylarında yaratılan atmosferde de kendini gösteriyor. Oyuncular da izleyiciyi depresyona sokacak kadar inandırıcı performanslar veriyor. Filmin mizahi yanı oyunculukların gerçekliği içinde kamufle oluyor, gittikçe karanlıklaşıyor.
Çıkış Yok klasik bir korku-gerilim filmi değil. Hatta birkaç kanlı sahne dışında fazlaca korkunç şeyler olmuyor. Gerilim bile sık sık dağılıyor, ağırlaşıyor. Filmdeki asıl korku ve gerilim temaları insanların davranış biçimlerinden, hiçbir şey yapmayarak yarattıkları şiddetten, çaresizliklerinden doğuyor. Film, son zamanlarda gördüğüm en enteresan ve riskli korku-gerilim-komedi bileşimlerinden. Gordon’un bu sanatsal ve toplumsal denemesini tavsiye ederim.
Selin Sevinç