29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : El Camino de los Ingleses
Yönetmen : Antonio Banderas
Senaryo : Antonio Soler (roman ve senaryo)
Oyuncular : Alberto Amarilla, Maria Ruiz, Felix Gomez, Raul Arevalo...
Yapım Evi : Green Moon Productions
Ülke : İspanya / İngiltere
Dil : İspanyolca
Süre : 118’
Tür : Duygusal / Dram
Gösterim Tarihi : 20.04.2007
Ayrıntılı Künye İçin : Imdb
  Resmi Site
 




Oyuncu kimliğiyle de hiçbir zaman ayrıcalıklı bir konuma oturtamadığım Antonio Banderas’ın yönetmen koltuğundaki performansı benim nazarımda bundan da azını hak ediyor. Özgün bir sinemacılık şöyle dursun, sıkıcı ve bayağı olmaktan kurtulamayan bir çalışma var karşımızda. Banderas’ın ikinci yönetmenlik denemesi olan Yaz Yağmuru, Antonio Soler’in ödüllü romanından uyarlanmış. Öyküde 1970’ler Malaga’sında bir yaz ayını paylaşan bir grup gencin, masumiyet yıllarından; aşk, şiddet ve seks ile dolu, hayattan/aşktan konuşmalı, yüzmeye gitmeli, güneş/yağmur altında salınmalı, ‘olgun’ bir hayata geçişlerini anlatıyor.

Banderas’ın ‘anılar ve düşünceler’ üzerine kurduğu öyküsü tam da bu çerçevenin salık verdiği bulanıklık ve gelişigüzelliği barındırıyor. Filmin geçtiği Franko rejiminin bitimine tekabül eden zaman dilimine dair hiçbir arka plan bilgisi yok. Elbette her filmde kültürel ve toplumsal altyapının o döneme damgasını vuran tarihi gerçeklerle oluşturulmasına gerek yok. Ama The Divine Comedy’nin (Dante) ölüm döşeğinde bir hasta tarafından ana karaktere (Miguelito – Alberto Amarilla) hediye edilmesiyle baş gösteren sünmüş bir şiirselliktense, bir tarihi gerçekler antolojisinin bayağılını tercih ederdik kuşkusuz.

Miguelito’nun filmin başında şair olmak istediğini beyan etmesi ve akabinde bir balerine aşık olması balığı baştan kokutan ilk unsurlar. Sıradan ve bilgisiz bir gencin çocuksu hayali bir başlangıç noktası olarak alınıyor ve onun geçireceği süreç de ‘şiirsel’ bir dil ve görsellikle anlatılıyorsa, sizi bekleyen 100 küsür dakika gözünüzde büyümeye başlıyor.

Filmin oyuncu kadrosu ne karizmatik ne de sempatik. Gerekli gereksiz birçok şeyin yaşandığı filmde bu karakter trafiğinin anlamını çözememekle birlikte, bunlardan etkilenip filmin içine çekilmekten de yoksun bırakılıyoruz.

Yaz Yağmuru, –konusunun yavanlığından olsa gerek– estetik kaygıların ayyuka çıktığı, öyküye ve karakterlere dair ilgi çekici açılımlara yaşam alanı bırakmadığı bir film. Miguelito’nun filmin başında yattığı hastanede geçen rüya sekansları hastanede danseden bir balerin ve bol miktarda kan içeriyor. Bu sahneler şiirsellik sevdasındaki filmin, rüyaların acayiplik ve aşırılık potansiyeline sığınmışlığını açıkça gösteriyor. Yaz Yağmuru’nda kendi içinde zaten estetik görüntülere gebe olan cinsellik bile, Banderas’ın salt kompozisyona odaklı dili sayesinde yerli yersiz ve upuzun sahnelerde işlenmiş; derinliksizliğiyle hiçbir duygu uyandırmayı başaramıyor.

Yaz Yağmuru’nun görsel stili de aynı komplekslerden yara almış. Xavi Giménez’in görüntü yönetimi garip açılar ve çerçeveler yoluyla aynı yapay şiirselliği ve dinamik-çağdaş görsel dili yakalamaya çabalamış durmuş. Film güya atmosfer yaratacak alelade obje planları; yüzleri kesen çerçeveler; fazla pozlanmış kareler; yüksek kontrastlı görüntüler; yavaşlatılmış, renkleriyle oynanmış abartılı bir sinematografiyle dolu. Bir şeyleri –her neyse bunlar– metaforlarla anlatmayı denemiş filmde, sözel ve görsel anlatım, karakter ve atmosfer yapıları bir bütünü oluşturamaya yetecek sağlam bağlarla kenetlenmediği için, kendi içlerindeki cazibeleri fayda etmiyor. Gösterişli kareler, şiirselliği bütünleyen ve dinmek bilmeyen dışses ve müzik, tabansız bir düzlemde kaybolmaya mahkum.

Sinemanın bir bileşim sanatı olduğunu hatırlayarak, bu filmin ‘sinemada yapılmaması gerekenler’ kitapçığına sıkı bir referans olacağını tahmin ediyorum. Zira Banderas’ın adı olmasa, böyle bir filmin ne festivallerde, ne de Türkiye gibi gişe başarısını az çok garantileyecek öncül bir cazibeye sahip filmleri satın alan bir ülkede gösterilemeyeceği çok açık. Belki film daha çekilir bir süreye sahip olsaydı alımlı görüntüleri ve renkleri daha bir değer bulabilirdi – ama ne mümkün.

Selin Sevinç


 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.