Guillermo Del Toro’nun heyecanla beklenen devam filmi
Hellboy II: Altın Ordu’da kahramanlarımız, dünyamızla fantastik yaratıkların hüküm sürdüğü dünya arasında bir yolculuk yapıyorlar. İnsanoğlu ile Dünya’nın eski sahipleri arasında binlerce yıl önce varılan ateşkes anlaşması bozulunca cehennemin tüm varlıkları adeta zincirinden boşanır. Yeraltı dünyasının anarşist ruhlu prensi Nuada, insanoğluna yüzyıllardır saygı göstermekten bıkmış usanmıştır. Binlerce yıldır uykuda olan ölüm makineleri ordusunu uyandırmanın çaresini aramaya başlar. Bunu başardığı takdirde kendi halkına ait olan herşeyi geri alabilecektir. Nuada’nın girişimleri sonucunda yeraltı dünyasının tüm büyülü yaratıkları serbest kalarak harekete geçer. Bundan sonrasında karanlık ruhlu prensi durdurarak dünyamızı yok olmaktan kurtarmayı sadece Hellboy ve ekibi başarabilir.
Pan’ın Labirenti’nden sonra çektiği bu fantastik filminde de Del Toro, yaratıklarla dolu fantastik bir evreni içinde yaşadığımız dünyayla karşı karşıya getiriyor. Ancak
Pan’ın Labirenti’nin başlı başına karanlık ve olağanüstü atmosferindense
Hellboy II’de fantastik elementleri olan ‘gerçek’ bir dünyada yaşam süren yaratıklar herhangi bir süper kahraman filmini çağrıştıran bir yapıda hareket ediyor. Halkı yabancı ve kötücül güçlere karşı koruyorlar. Tek tek sahneleri ilgi çekici olsa da, kostümler, makyajlar ve setler olağandışı bir yaratımın ürünleri olsa da film, klasik çerçevesine bakıldığında en nihayetinde klişe bir kahraman filmi olarak türün birçok örneğinin arasına sessiz sedasız katılıyor.
Ama elbette söz konusu yaratıklar bildiğimiz yeşil devlerden, örümcek adamlardan daha enteresan. Özellikle Abe Sapien karakteri kendine has duygusallığıyla hem güldürüyor hem de maceranın önemli bir çatışmasını taşıyor. Hellboy’un kız arkadaşı Liz Sherman’la olan problemleri filme romantik bir doku veriyor. Ayrıca Hellboy’un kendi ırkı ve insan ırkı arasındaki çelişkili konumu, kimin için ve neden savaştığını sorgulaması da filmdeki bayat kahramanlık teranesine farklı bir yön veriyor; potansiyel devam filmlerini besleyecek bir faktör oluyor.
Görsel olarak da filmin dünyasını en çok tamamlayan mekanizma jenerikte ve filmin düğüm noktasında karşımıza çıkan çarklar. Del Toro’nun hayranlık uyandıran karanlık vizyonu en çok bu sahnede kendini gösteriyor. Çarklar, her şeyin birbirine bağlı olduğunu, hayata ister iyilik ister kötülük hakim olsun, kaderimizin zincirleme bir şekilde o yöne doğru sürükleneceğini anlatıyor. Filmin hatası bunun gibi kavramsal ve artistik göstergelere gerekli ağırlığın verilmemesi.