29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : The Departed
Yönetmen : Martin Scorsese
Senaryo : William Monahan; Siu Fai Mak
Oyuncular : Leonardo DiCaprio, Matt Damon, Jack Nicholson, Mark Wahlberg, Martin Sheen, Ray Winstone, Vera Farmiga, Alec Baldwin, Kevin Corrigan...
Yapım Evi : Warner Bros. Pictures
Ülke : ABD & Hong Kong
Dil : İngilizce
Süre : 151’
Tür : Suç / Dram / Gerilim
Gösterim Tarihi : 24.11.2006
Ayrıntılı Künye İçin : Imdb
  Resmi Site
 


Martin Scorsese 2004 yapımı Göklerin Hakimi’nden (The Aviator) sonra yeniden bir mafya filmiyle karşımızda. Hong Kong sinemasının Mou Gaan Dou – Infernal Affairs adlı başarılı yapımından uyarlanan film William Monahan’ın kaleminde baştan yaratılmış. Orijinal filmi izlemeden senaryoyu uyarlayan Monahan filme Scorsese’nin de katkısıyla özgün bir hava vermeyi başarmış. Filmin Scorsese’nin mafya klasiklerinden ayrılan tarafı bu kez İtalyan değil İrlanda mafyasını konu alması ve hikayenin mafya ailesiyle polis kurumunu eşit paylarla harmanlayarak yola çıkması. Köstebek, Scorsese sinemasının tadını arayanlar için düş kırıklığı yaratmadığı gibi, Hollywood macera filmlerinin karmaşık ve bol sürprizli senaryo ve kurgu yapısına uygun, alabildiğine sürükleyici bir tasarım harikası.

Oscar heykelciğini bir türlü kucaklayamayan Scorsese, Köstebek ile takipçilerine olgun ve usta sinemacılığının en güzel örneklerinden birini hediye etmiş. Filmin sayısız cazip özellikleri var: çok doğru anlarda, sahnenin duygusunu etkin bir biçimde aksettiren müzikleri; gerilimle tırmandırılan tadına doyulmaz anlar ve diyaloglar; müthiş bir oyuncu kadrosu ve beraberinde gelen unutulmaz performanslar; kusursuz bir montaj ve yönetim bunlardan birkaçı.

Scorsese’nin klasik dışsesiyle başlayan hikaye, şüphesiz parlak bir zekanın ürünü olan gelişmelerle devam ediyor. Polis akademisinden yeni mezun olan Colin Sullivan (Matt Damon) ve Bill Costigan (Leonardo DiCaprio) mafya-polis ilişkisinin iki yüzünü temsil ediyor. İkisi de Frank Costello’nun (Jack Nicholson) başını çektiği İrlanda mafyasının yakalanmasıyla ilgili gizli görevlere birbirinden habersiz getiriliyor ve film, farklı amaçlara hizmet eden iki köstebeğin birbirinin kimliğini açığa çıkartmak için verdiği zorlu savaşı zekice diyaloglar ve gerilim dolu dakikalarla anlatıyor.

Ne var ki böylesine hızlı ve karmaşık bir senaryonun akılda soru işaretleri uyandırması kaçınılmaz. Öncelikle Sullivan ve Costigan karakterlerinin içine girdikleri riskli görevleri neden üstlendiği konusunda motivasyonları yeterince açık değil. Burada tabii uzun psikanalitik çözümlemeler, aile dramalarıyla desteklenmiş ‘işte saf oğlumuz böyle kendini ateşe attı’ açıklamaları beklemiyoruz. Ama bu alanda belki birkaç ek vurgu filmin dokusunu zedelemeden karakterlerin psikolojilerine ışık tutabilirdi.

Ayrıca Sullivan’ın polis bürosunda, Costigan’ın da mafya çetesinde nasıl bu kadar kısa sürede güven kazandıklarını da anlamak güç. İki tarafın da yıllardır onlara hizmet veren sadık elemanları dururken neden bizim kahramanlarımız kimseye verilmeyen görevleri hak ediyor? Kaptan Ellerby (Alec Baldwin) gibi akıllı ve şüpheci bir adam Sullivan’ın neden bu kadar söz sahibi olmasına izin veriyor? Karşı tarafta da Costigan bir sene zarfında Costello’nun sağ kolu olmayı nasıl başarıyor?

Karakterler duygusal olarak da kimi zaman nedenlendiremediğim davranışlar sergiliyorlar. Örneğin Costigan karakteri çoğu zaman içinde bulunduğu durumun sanrılarını açık açık yaşıyor ve dile getiriyor. Hatta polis teşkilatının güzel psikiyatristi Madolyn’e (Vera Farmiga) açılıyor, ilaç reçeteleri dileniyor. Ama Madolyn’le aynı evi paylaşan sevgilisi Sullivan duygularını göstermekte sönük kalıyor. Bunalımın eşiğine gelme durumu Sullivan’a göre, sürekli mafyanın kirli işlerini yürütmek zorunda olan Costigan için daha geçerli olabilir. Yine de filmin sonlarına doğru aşırı stresli olaylara karışan ve hatta görevi için değil, kendi çıkarları için adam öldüren Sullivan’ı canavarlaştıran ve tüm bunları soğukkanlılıkla yaptıran nedir?

Filmde insanın hayal gücüne bırakılmış, açıklama ihtiyacı duyulmamış yerler mevcut. Ama tutarlılıkla ilerleyen senaryo ve güven uyandıran yönetim bu soruların zihinleri fazlaca meşgul etmesine engel.

Filmin en tartışmaya açık yeri ise finali. Köstebek’in izleyiciyi bol bol şaşırtan, nefes almasına bile izin vermeyen dinamik ve insanda filmin bütününe geri dönme, olanları kavramak için duraksama ihtiyacı uyandıran finali, binbir sonlu sıradan macera filmlerini anımsatması nedeniyle riskli bir son. Öte yandan filmin ilgi alanına ve ana temasına bakıldığında bu, mantıklı ve doyurucu bir final de aynı zamanda. Filmde polis olma onuruna layık bile görülmeyen karakter kimliksizliğe mahkum ediliyor; asıl karanlık geçmişe sahip, ama sınavları birincilikle geçen sevimli öğrenci ise yıllanmış polis memurlarının tepesine geçiriliyor. Sonunda da filmde saygın ve güvenilir bilinen tüm kişiler altında barındıkları kuruma ihanet ediyor. Bir tek tüm ailesi sahtekarlarla dolu azimli polis, onurlu ve baş koyduğu göreve sadık kalıyor. Filmin orijinal adındaki ‘departed’ sözcüğü de bu karakterin cenazesinde kullanılıyor. Film, bütün ‘bu kirli dünyadan göç edenleri’ konu alsa da bu karaktere ithaf edilmiş oluyor. Bu açıdan bakıldığında filmin sonunda safiyane duygularla kabullendiğimiz bütün karakterlerin birbirinin ardından iş çevirdiğini öğrenmemiz ve bunların teker teker birbirini alt etmesi öykünün geçtiği kirli dünyayı tanıtmakta başarılı. Dikkatli bakıldığında keşfedilecek alt metinde de yönetmenin bu dünyaya bakışı kendini gösteriyor.

Filmin oyuncu kadrosuna gelince... Scorsese’nin en hayranlık verici özelliklerinden biri de tabii ki çok doğru oyuncuları çok doğru rollere yerleştirip, onlardan maksimum verimi rahatlıkla alabilmesi. Artık Scorsese filmlerinin vazgeçilmez oyuncularından biri olduğunu kabul ettiğimiz Leonardo DiCaprio ve Köstebek’teki karakterine benzer rollerde görmeye alışık olduğumuz Matt Damon olağanüstü performanslar sergiliyorlar. İçinde bulundukları çelişki ve içsel buhranı taşırken yaşadıkları korku ve çaresizliği büyük bir başarıyla perdeye yansıtıyorlar. İkili, düşman taraflar için çalışırken olduğu kadar bir aşk üçgenin de iki ucunu canlandırırken görsel uyumlarıyla da göz dolduruyor.

Filmde Jack Nicholson son zamanlarda aldığı rollere bakıldığında bir sürpriz. Üstelik filmin ilk dakikalarında Scorsese’yle mafya filmlerinde geçmişi olan, bu role sık sık yakıştırılan oyuncular akla gelmiyor değil. Ama Nicholson artık unutmaya başladığımız ciddi ve sert ifadesini, son dönemlerdeki komik ve serseri imajıyla birleştirerek keyifli bir seyirlik sunuyor. Mafya patronunun güvenilmez ve huzursuz edici kimliğini iyi taşısa da Nicholson’un saç kesimi, giyimi ve fiziksel durumuyla ufak oynamalar yapılsaydı rolün inandırıcılığına olumlu bir katkı sağlanabilirdi.

Martin Sheen ve Alec Baldwin’in artık çok olgunlaşmış ve oturmuş birer sinemacı olduğu filmde çok öne çıkıyor. Genç yetenek Mark Wahlberg ise çenesi durmayan, küfürbaz ve duvar ifadeli polis rolünde daha başarılı olamazdı. Wahlberg tepeden tırnağa hayranlık uyandırıyor; acımasız görüntüsü saç stilinden dudak hareketlerine kadar işlenmiş; tüyler ürpertici.

Son tahlilde Scorsese’nin bu sene Oscar yarışını zaferle göğüsleyebileceğinden emin değilim. Köstebek her anlamda çıtanın çok yukarılarında bir film. Ne yazık ki Oscar’ların, tasarımı ve eğlendiriciliğinin yanı sıra politik ve sosyolojik göndermeleri olan filmleri, ABD’nin konum ve prensiplerini temsil ediyormuşçasına taçlandırması artık olağan bir durum. Macera filmi kıstasına fazlasıyla uygun düşen Köstebek’in usta tasarımı ve izleyenlere sunduğu sinema şöleni Akademi üyeleri tarafından göz ardı edilebilir. Ancak film pek çok alanda adaylığa ve ödüllere boğulmaya layık bir film. Herkese tavsiye ederim.

Selin Sevinç


 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.