Görünen o ki, son zamanların en çok izlenecek ve konuşulacak filmi Cem Yılmaz’ın son numarası: Hokkabaz! Yılmaz’ın Ali Taner Baltacı’yla birlikte bu kez yönetmenliğe de soyunduğu film, ilk bakışta Her Şey Çok Güzel Olacak’ın sıcaklığı ve Gora’nın yavan espri bombardımanının eksikliği ile olumlu bir bileşim oluşturmuş.
Cem Yılmaz’ın alıştığımız üçkağıtçı, fırsatçı ve kaba bir ‘ortam adamı’ kimliğinden sıyrılıp; mahcup, ezik ve masum İskender rolüne bürünmesi, Cem Yılmaz-severlerin ilgisini çekecek kuşkusuz. Yeteneği ya da başarısı değil de, umutları olan insanların hikayelerinin halkta uyandırdığı samimiyet ve yakınlık duyguları zaten filmin başlıca taşıyıcı faktörü. İskender’in ‘on numaralı arkadaşı’, Maradona’yla (Tuna Orhan) olan çocuksu dostluğu; babası Sait Tünaydın (Mazhar Alanson) tarafından ciddiye alınmaması, destek görememesi; gözlerinin aşırı miyopluğundan kaynaklanan sihirbazlıktaki sakarlığı; yoldaşı Maradona’yla sürdürdüğü fukara yaşamı ve mesleğinde tutunamaması; üstüne üstlük Türkiye turnesine çıkarak para kazanma ve ameliyatla gözlerini açtırma hayalleri, seyirciyi ilk anda karakterlerle özdeşleştirecek, kaynaştıracak hikaye parçaları. Türk halkını bu şekilde sarmalama amacı güden bir hikayenin de, trakya kasabalarında geçen kahve ve düğün sahnelerini içermesi; oralı halkın tipik tepkilerinden, evlerine, aksanlarına kadar portresini çizmesi şaşırtıcı değil.
Filmde beni rahatsız eden şeyler filmin, hitap ettiği kitleyi avuçlarının içinde tutmak için kullandığı bariz dil ve seçtiği karakter profilleri. Babanın oğluna olan ilgisiz ve hiçe sayan tutumu çok iyi tanıdığımız bir konu olmakla kalmıyor, film defalarca son derece yavan diyaloglarla bunun altını çiziyor. Mazhar Alanson’un zaten hiç oturmadığı baba karakteri, gerek eski üsteğmen gururuyla, gerek yapmacık ‘delilik’leriyle, gerekse eski kafalılıklarıyla fazlasıyla tipik ve sıkıcı bir karakter. Baba-oğul arasında gidip gelen benzer espriler, filmin geneline yayılmış gereksiz ve abartılı mizah anlayışına sadece bir örnek. Özlem Tekin’in canlandırdığı Fatma karakterinin önce zorla evlendirildiği kasabayla, sonra turne üçlüsüyle olan ilişkisi hem klişe hem de –özellikle Sait Tünaydın’la olan sahnelerde– zorlama ve yapmacık.
Öte yandan senaryoda, hikayeyi ele vermek istemediğimden ayrıntılarına giremeyeceğim bir çok mantık hatası, ya da en azından filmin açıklama becerisini gösteremediği yerler var. Sonradan gerçek olmadığını anladığımız bir sahnenin flashback olarak, son zamanların montaj modalarına örnek bir sekansla sunulması da filmin dokusuna aykırı ve absürd. Ayrıca, maalesef Özlem Tekin’in oyunculuğu her an korkunç bir noktaya sürüklenmesinden korkulan patlamaya hazır bir bomba gibi insanı diken üstünde tutuyor. Kimi diyaloglar ise içten olma yolunda son derece eğreti bir şekilde karakterlerin ağızlarına zorla oturtulmuş gibi.
Ancak filmin çekilmez olduğunu, ya da hiçbir izleyiciye hiçbir şey ulaştıramayacağını, hissettiremeyeciğini kesinlikle söyleyemem. Nitekim, Hokkabaz, Sermet Erkin’in ilüzyonlarını izleyerek büyüyenlere hoş bir nostalji yaşatıyor; Yavuz Turgul’un Gölge Oyunu’nu andıran görüntüleriyle hüzünlendiriyor; Ertem Eğilmez filmlerinde sevdiğimiz kasaba halkı, şenlik, aile mefhumlarını tekrar beyaz perdeye taşıyor.
Hokkabaz’ı izlerken hoşuma giden bir şey de Cem Yılmaz’ın sihirbazlık numaraları yapmayı ustaca öğrenmeyi başarmış, karakterini canlandırmak için ciddi bir emek sarfetmiş olması. Bir Türk filmi izlerken oyuncuların, oynadıkları karakterlerin kılığına bürünmek, veya onunla özdeşleşmek için ne fiziksel, ne zihinsel, ne de psikolojik bir çaba sarfettiğini hissetmek güçtür. Oysa ki Cem Yılmaz, belli ki, yıllardır sihirbazlık yapan bir adamın el becerisini yansıtmak için hatrı sayılır bir emek harcamış; miyop gözlerinin ve beceriksizliğinin altını çizen kısık gözleri, ekşi ifadeli yüzüyle kendine başlı başına bir karakter yaratmış. Kimi zaman bildiğimiz stand-up mimiklerine ve ses tonuna dönüşler yapsa da, İskender özgün bir karakter olmaya yakın duruyor. İskender’in sempatik iş ve hayat arkadaşı Maradona ise, Tuna Orhan’ın samimi ve sevimli tipi ve hareketleriyle filmin en eğlenceli dakikalarını yaşatıyor.
Hokkabaz, eksiklikleri gözden kaçmasa da, son dönemin ümit vaadeden eğlenceli ve popüler filmlerinden. Sinemalarda gördüğü aşırı ilgi de, Türk seyircisinin Türk filmlerine olan sevgisini ve sadaketini gösteriyor. Hokkabaz’a vizyonda başarılar dilerim.
Selin Sevinç