Ron Howard’ın En İyi Film, Yönetmen ve Erkek Oyuncu Oscarları dahil beş Oscar adayı filmi Frost / Nixon, son dönemde George W. Bush’a devredilen ‘Amerika’nın en sevilmeyen Başkanı’ ünvanını 70lerde taşımış olan Richard Nixon’ın meşhur istifası sonrasında, televizyon talk şovcusu David Frost’la yaptığı tarihi röportajlar serisini konu alıyor. Yalnızca Nixon’ın değil, Frost’un da tüm itibarı ve geleceğini etkileyecek olan bu düello, aynı zamanda televizyon tarihine geçmiş izlenme rekorları kırmasıyla anılıyor. Howard ve olağanüstü bir oyuncu kadrosu, bu kulağa fazla kuru politika gibi gelen filmi, bol gerilimli, dramatik ve mizah dolu bir pencereden anlatmayı başarıyor.
Peter Morgan’ın kendi yazdığı tiyatro oyunundan sinemaya uyarladığı film, özellikle diyalogların gücünden yararlanıyor. Yönetmen Howard’a da şık ve akıcı bir sinema dili tutturup, ustalık timsali oyuncularına işi bırakmak ve koltuğuna yaslanmak kalıyor. Nitekim bu egolar çatışmasına bir de Howard’ınki eklenseydi film yara alırdı. Bunun yerine Howard, Amerika’yı yeniden fethetmek isteyen İngiliz bir şovmenle, adı türlü skandala karışmış, Amerikan halkını büyük hayal kırıklıklarına uğratmış bir politikacıyı aynı kefeye koyuyor ve hiç müdahale etmeden bizimle baş başa bıraktığı ikiliye aynı pencereden, belki de tam da bir televizyon camından bakar gibi bakmamızı istiyor.
Filmde Frost da en az Nixon kadar itibarını riske atmış durumda. Henüz satamadığı bir program için anlaşma imzalamış, kendi parasıyla bir ekip tutmuş, bütün şov programlarını bu uğurda kaybetmiş, bu röportajla sözde yaratacağı sükseye endekslenmiştir. Nixon ise malum, kendini nefret edilen bir adam olmaktan kurtarmak, adını biraz olsun temizlemek niyetindedir. Film, politik söylemlerden çok, hepimizin en karanlık düşmanı ve aynı zamanda itici gücü olan ‘ego’ya odaklanarak herkesin empati kurabileceği bir kişisel düello çerçevesinde dramatik bir gerilim yaratıyor.
Morgan ve Howard’ın buna ek olarak oluşturdukları bir katman da televizyon gibi bir iletişim aracının, hayatın kendisinden bağımsız olarak yarattığı gerçekliğe değinen bir anlatım kurmaları. Nixon’ın beklenmedik itirafı sırasında, Başkan’ın yakın planında ekran başındakilere verilen etkiyle herkesin kanını donduran o gerçek anın hissettirdikleri arasındaki fark, filmin iki kahramanına bakışında da gizli. Frost tam da bir şovmen gibi pozitif bir maske takınmışken, gerilimi damarlarında hissediyor; Nixon ise soğuk politikacı tavrıyla çaresiz ve yalnız bir adamı gizliyor. İki adam da sanal bir dünyada kazanacakları zafer için kolları sıvarken televizyonları bırakın, kendilerinin bile dışavurmadığı korkuları barındırıyorlar.
Tüm bunların izleyiciye ulaşmasında Morgan’ın 28 saatlik röportajdan özenle seçtiği, her lafın olduğundan çok daha fazla anlam taşıdığı diyaloglarının yanı sıra performansların da rolü büyük. Oscar adayı Frank Langella, çoğunun Nixon’ı fazla sempatik göstermekle suçlayacağı performansında, aslında ‘sevimli ihtiyar’ görünümünün ardında Nixon’a şeytansı, daha da kötüsü acınılası bir hal veriyor. Tam da bu ikiyüzlülük Nixon’a o altedilemez tavrı kazandırıyor. Özellikle son röportaj öncesinde Frost’la yaptığı telefon konuşması, bu iki taraflı kişiliği yansıtmakta çok etkili.
Michael Sheen’in karakteri de en az Nixon’ınki kadar kompleks. Başarı hırsı ve yenilme korkusu, Frost’un şov adamı rahatlığından ince ince sızıyor. Filmin Kevin Bacon, Sam Rockwell, Oliver Platt, Matthew Macfadyen ve Rebecca Hall’u bir araya getiren yardımcı kadrosu da rollerini tam on ikiden vuruyorlar.
Frost / Nixon bu yıl Oscar’ın güçlü adaylarından. Langella ve Morgan’ın da oyuncu ve senaryo ödülleri için büyük şansları var. Dram, gerilim ve mizahı enfes bir bileşimde tatmak ve tarihten bir parçaya şık bir prodüksiyon ve performanslar aracılığıyla şahit olmak istiyorsanız, Frost / Nixon uzun süredir karşılaşmış olabileceğiniz en iyi fırsat. Kaçırmayın!