Şüphe, yönetmen John Patrick Shanley’nin ödüllü tiyatro oyunundan uyarladığı, bu nedenle ikili diyalogların gücüne bolca sığınan ama aynı zamanda dört ana oyuncusuna da Oscar adaylıkları kazandıracak denli performanslara ağırlık veren kendine has, düşündürücü bir dram.
Yenilikçi ve ilerici Peder Flynn (Philip Seymour Hoffman), sıradışı karakteriyle öne çıktıkça, katılığıyla etrafına korku salan baş rahibe Aloysius’un (Meryl Streep) dikkatini çeker. Genç ve saf rahibe James (Amy Adams) Peder Flynn’in okullarındaki ilk zenci öğrenci olan Donald’a aşırı ilgi gösterdiğini görev bilinciyle Aloysius’a anlatır. Aloysius’un zaten varolan şüphelerini ateşlemek için bu basit gözlem yeterli olur. Artık rahibe Aloysius’un Peder Flynn’i kiliseden attırmak için yapmayacağı şey yoktur. Donald’ın annesine (Viola Davis) kadar gidip kendine yandaş toplamaya çalışan rahibe kararlılığını her daim sürdürür. Ancak Tanrı inancının sorgulandığı asıl şüphe, kilisenin üzerinde esen şiddetli rüzgar gibi Aloysius’un yüreğinde fırtınalar koparmaktadır.
Yönetmen Shanley, Peder Flynn’in ‘şüphe’ konulu vaazıyla açtığı filminde, yalnızca Flynn’in farzedilen suçuyla ilgili bizi sürüklediği ikirciğe değil, hepimizin kendi inançlarımıza karşı zaman zaman yitirdiğimiz güvene de değiniyor. Bir yanda Aloysius’a kin duyup Flynn’e inanırken, diğer yanda ciddi sonuçlar doğurabilecek bu yargıyı yalnızca basit bir iyi niyet yüzünden hafife alamıyoruz. Birçok sahnede Flynn, ideal ve aydın bir pederle kendini çok iyi kamufle etmeyi bilen bir sapık olmak arasındaki ince çizgide duruyor. Böylece yönetmen, izleyicinin de ahlaki değerlerini sorgulamasına, aynı Tanrı inancı gibi bize acılı bir gel-git yaşatan temel varoluşsal seçimlerimizi yeniden incelememize ortam sağlıyor.
Filmde aynı zamanda 60lar Amerika’sında dini kurumlarda yaşanan ırksal ve cinsel ayrımcılıklar satır aralarına bolca serpiştirilmiş. Aloysius’un gücü ve kararlılığının kadın olmasıyla sınırlanması; Donald’ın annesinin ayrımcılıkla mücadele etmenin güçlüğü karşısında oğlunun cinsel istismara uğramasına bile neredeyse göz yumabilmesi gibi kimi detaylarla Shanley, toplumsal bozukluklara da parmak basıyor.
Şüphe’yi benim için bir tiyatro oyunundan ayırarak sinema yapan; ahlaki, toplumsal ve dinsel çelişkileri tek bir motifte bütünleyen; şüphe duygusunun insanı iki uç nokta arasında savurması durumunu görselliğe taşıyan faktör, filmdeki ilahi ve kavrayıcı gücü simgeleyen rüzgar. Kilisenin etrafında fırtınalar estiren rüzgar, pencerelerden ve kapılardan sızarak karakterleri sarsıyor; aynı içlerindeki -ve içimizdeki- şüphe fırtınasının o sinir bozucu, kirletici, iteleyici gücü gibi.
Şüphe için birkaç karakter arasında esen düşünsel bir rüzgar diyebiliriz. Aralarından süzülerek her birini iyice dinleyip, her birine ayrı ayrı inanıp, sonunda kendimizle baş başa kalıyoruz. Film, böyle bir yolculuk yaşamak isteyen izleyici için büyük bir keyif. Performansların verdiği lezzet tartışılmaz. İyi seyirler...