300 Spartalı filmiyle izleyiciyi hayranlık duyan ve filmi fazla abartılı bulan iki kutba ayıran Zack Snyder yine bol tartışmalara gebe iddialı bir filmle vizyonda. Perdeye uyarlanması imkansız olduğu düşünülen İngiliz çizgi roman serisini 163 dakikalık epik bir macerada toplayan Snyder, ihtişamlı yapımında hem bol sayıdaki karakterlerini tanıtmak için hem de izleyiciyi sürüklemek için enteresan yollara başvuruyor. Ama bu yöntemlerle ve yapımının görkemiyle ne kadar hedefe ulaştığı tartışılır.
1985lerde alternatif bir evrende geçen öyküde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında çıkabilecek olası bir nükleer savaş üzerinden, artık çoğu maskelerini indirmiş süper kahramanlar yeniden harekete geçiyor. Komedyen lakaplı süper kahramanın öldürülmesi tüm eski kahramanlar üzerinde ayrı bir gerginlik yaratıyor. Her an ölümle yüz yüze olan Watchmen ekibi hem kendilerini hem de dünyayı kurtarmak için yeniden kolları sıvamak zorunda kalıyor.
Watchmen’de nükleer savaş tehlikesiyle ilgili ana bir olay örgüsü olmasına rağmen çok sayıdaki karakterin kim olduğunu, başlarından ne geçtiğini, şimdi dertlerinin ne olduğunu anlatmak için sık sık öykü beklemeye alınıp mini tanıtım filmleri araya giriyor. Karakterleri anlamamız için onları olayların ortasında aldıkları kararlar, verdikleri tepkiler yoluyla değil de geçmişlerinden episodlarla tanımamız, Snyder’ın sinema yapmaya çalışmaktan çok çizgi roman canlandırması yapma çabasına işaret ediyor.
Bu tip sinemadan uzaklaşan yöntemler sayesinde filmin olay örgüsü temiz ve akıcı olmaktansa parça parça ilerleyen, dolayısıyla momentumu düşük bir hal almış. Ana olay örgüsünün kendisi de büyük bir çatışma önerse de izleyiciyi harekete geçirecek, karakterlerin arkasında olmasını sağlayacak kadar kuvvetli değil. Snyder karakterlerin şahsi öykülerine eğilmekten her birinin ana çatışmayla bağlarını, alacakları riskleri vs. ön plana çıkarmakta yetersiz kalıyor.
Olayların gidişatı ve karakterler bir yana Watchmen’de tam anlamıyla ne olduğu ve ne tarafa yöneldiği hiçbir zaman belli olmayan felsefi bir eğilim de var. Bir yandan ahlakçı ve barışsever bir yandan da kendini haklı çıkarır gibi kahramanlığa sığınan bir çizgide duran film, bulanık felsefesiyle dağınık olay örgüsünü beslemekten ziyade izleyiciyi yabancılaştırabilir diye tahmin ediyorum.
Önemli bir konu da filmin tam bir yeniyetme sömürüsü olarak dikkat çekmesi. Dejenere diyebileceğimiz postmodern bir gençliğin kahramanlığa, şiddete, kana, sekse, gerçeküstü evrenlere, kanunsuzluğa ve savaşa olan büyüyen ilgisini deşmek konusunda Watchmen sınırları zorlamış. Onca kesip biçme, çıplaklık, plastik kostümler ve popüler şarkılarla hafifletilmiş kahramanlık maskesi ardında vahşet ve suç arasında Snyder, çizgi roman uyarlamalarının en önemli faktörlerinden olan komediyi unutmuş gibi.
Watchmen günümüz gençliğinin dünyalarını sömürmek için özenle yaratılmış çok pahalı, bol efektli, şık olmasına şık ama günün sonunda cansız bir panayır. Ne sürükleyici ne komik -belki zaman zaman gülünç- ne de heyecan verici. İhtişamlı yapımları seven izleyiciyi çekebileceği gibi büyük çoğunluğu kafaları karışık ve tatminsiz bırakabilir.