29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
Orijinal Adı : Man On Wire
Yönetmen : James Marsh
Oyuncular : Philippe Petit, Jean-Louis Blondeau, Annie Allix, David Forman, barry Greenhouse, Jean François Heckel, Alan Welner...
Yapım Evi : Discovery Films
Ülke : İngiltere / ABD
Dil : İngilizce / Fransızca
Süre : 94’
Tür : Belgesel / Suç
Gösterim Tarihi : 13.03.2009
Ayrıntılı Künye İçin : IMDb
  Resmi Site
  Fragman
 

 
 
81. Oscarlar’da En İyi Belgesel Film ödülünü kazanan Teldeki Adam, görevini en iyi şekilde gerçekleştiren yönetmen James Marsh’tan çok konu ettiği Philippe Petit’nin inanılmaz öyküsünden güç alıyor. Çocukluğundan beri cambazlık yapan Petit, İkiz Kuleler’in çizimini gazetede görünce iki binanın arasına bir çizgi çekiyor. Bundan böyle tek hayali ve tutkusu, henüz dikilmemiş kulelerin arasına bir tel gerip dünyanın en yüksek noktasında havada yürümek oluyor.

İki binanın arasında yerden 4 kilometreyi aşkın bir uzaklıkta ince bir telin üzerinde yürümek bir yana, İkiz Kuleler’e izinsiz olarak girip tonlarca ağırlıkta ekipmanı yukarı taşımak ve görevlilere yakalanmadan teli iki binanın arasına germek gibi problemleri de aşmak zorunda olan Petit ve ekibi, avuç terletecek cinsten bir gerilim yaşatıyor izleyenlere. Yaşam heyecanı ve enerjisiyle dolu Petit’yi dinlemek ve izlemek şaşkınlıktan hayranlığa, gerilim dolu yoğun duygulardan kahkahalı rahatlamalara götürüyor.

Teldeki Adam, havada yürümeye kalkan bir adamdan çok hayallerini gerçekleştiren bir insanı anlatıyor. O her ne olursa olsun hayaline doğru kararlılıkla koşaradım ilerleyen bir insanı izlemek gibisi yok. Hatta Petit’nin yapmak için doğduğu şey uğrunda basit bir ölüm korkusuna yenik düşmesi en büyük delilik olurdu diye düşünmemek elde değil. Kendisinin de israrla bunu neden yaptığını soranlara verdiği yanıt gibi, hiçbir şeyin çok özel bir nedeni olması gerekmiyor, çok istemek yeterli.

Petit, klinik bir vaka olmak şöyle dursun, tel üzerindeyken yüzünde beliren konsantrasyonla, cesaretiyle, hayat karşısında her anlamda kurduğu dengeyle insanüstü bir varlık gibi. Kararlılığı, kendisine ve evrene olan inancı ve bunları birleştiren insani gücü, ‘hiçbir şey imkansız değildir’ lafının yaşayan kanıtı olmasını sağlıyor. Teldeki Adam’la Petit ve Marsh, her insan içgüdüsel olarak bedeni ve zihninin potansiyelini Petit kadar derinden hissetse neler olabileceğinin resmini çiziyor.

Marsh, Petit’nin zengin fotoğraf ve video arşivinden yararlandığı gibi Petit ve ekibiyle yaptığı röportajlarla, gerçek haber görüntüleri ve resimleriyle ve yeniden canlandırmalarla destekliyor anlatımını. Petit’nin arkadaşlarıyla birlikte çektiği ev videoları karakterlerle izleyici arasında bir dostluk bağı kuruyor adeta. Katılımcıların ifade yetenekleri, ve yaşam enerjileri eşsiz. Neredeyse biz de orada olsaydık biz de bu dahiyane suça ortaklık ederdik gibi bir duyguyla sarmalanıyoruz.

Marsh’ın bu öyküyü daha ilk dakikasından bir banka soygunu ya da -doğa kanunlarına karşı- bir terör eylemi gibi ele alması filmi bambaşka yerlere taşıyor. Karşımızda bir belgesel değil yüksek gerilimli bir aksiyon filmi varmış gibi kendimizi kurguya, hazır arşiv görüntülerinin yumuşak bileşimine ve elbette filmin muhteşem müziklerine kaptırıyoruz.

Filmin finaline gelindiğinde en büyük korkum İkiz Kuleler’in yıkılmış olmasıyla ilgili röportajların yer almasıydı. Neyse ki, -sanırım yönetmenin Amerikalı olmamasının da etkisiyle- böyle bir ajitasyon girişimi hiç yapılmadan öykü Petit’nin yaşam felsefesine dayandırılarak sonlandı. Öyküsüne ve olduğu şeye bütünüyle sadık kalmayı başaran film, günün sonunda insanın kendine ve -incecik bir tel üzerinde de olsa- yürümek istediği yolda yürümesi için evrene inanmasının öyküsü olarak karşımızda. Herkesin izlemesini, hatta DVD’sini de alıp her pazartesi sabahı erkenden izleyip haftalarına bu olağanüstü enerjiyle başlamasını öneririm.

Selin Sevinç

 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.