29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
   
 

25.09.2006

Altın Portakal Resmi Site
Altın Portakal Türsak

43. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışan Türk filmleri yavaş yavaş sinemalarda gösterime girerken, aldıkları -ve alamadıkları- ödüllerin vizyon başarılarını ne kadar etkileyeceğini merak ediyorum. Nitekim Altın Portakal seyirciyi yönlendirme etkisine sahipse durum pek iç açıcı gibi gelmiyor bana. Ödüllerin dağılımının dengesizliği bir yana, doğru adreslere dağıtıldıklarını da söylemek zor. Sinema tadı, senaryo, oyunculuk ve genel tutarlılık açısından çok başarılı olan Derviş Zaim’in Cenneti Beklerken’i festivalden neredeyse eli boş döndü; Nuri Bilge Ceylan’ın zevk sahibi buluşları ve samimiyetiyle keyifli bir seyir sunan İklimler’i gereken ilgiyi görmedi. Bunun yanında, Türkiye’nin hassas konularına dokunduran Ömer Uğur’un Eve Dönüş’ü, Türk toplumunun duygusal çökme noktalarını deşen Zeki Demirkubuz’un Kader’i, anlatım tekniklerinin sığlığı, kurgu ve sanat yönetiminin özensizliği ve oyunculuklardaki derin boşluklar dikkate alınmaksızın ayakta alkışlandı. Geçen senelere göre daha göğüs kabartıcı bir sayıda Türk filmi seyirciyle buluşmaya hazırlanırken, Türkiye’nin film festivalleri arasında özel bir yeri olan Altın Portakal’ın ödül törenine bir göz atmak yerinde olur diye düşünüyorum.

Organizasyon

Organizasyon açısından da son derece düzensiz ve disiplinsiz başlayan festival, aleladeliğini her fırsatta ve her alanda hissettirdi. Şaşırtıcı sayıdaki çalışanına rağmen müthiş bir hazırlıksızlık gözleniyordu. Çalışanlar sorulan soruları yanıtlamakta büyük güçlük çektikleri için katılımcıları birbirlerine paslıyor, ancak -irtibatsızlık sonucu- nadiren tatmin edici bir sonuca varılıyordu. Kime kart verileceği, kimin konuşacağı, salona alınacak kişi sayısı, salonun teknik yetersizliği gibi sorunlar festival programına güvensizliğe ve seyir keyfinin dağılmasına sebep oldu. Ben festivale ilk kez katıldım, 43 yıldır ne kadar gelişim kaydetti kestiremiyorum. Ancak eğer ‘şimdi’si buysa, ‘dün’ü nasıldı düşünmesi acı veriyor. Festivali 43’üncü keredir amatör ruhunu koruyabildiği için tebrik ediyorum.

Ödül Dağılımı

Benim bu yazıda asıl değinmek istediğim Altın Portakal ödül töreni, festivalin organizasyonuyla paralellik gösteriyor. Nuri Bilge Ceylan’ın da ödülünü alırken söylediği gibi gerçekten ilginç seçimler söz konusuydu. İlk bakışta beni şaşırtan unsurlar şöyleydi: yarışan dokuz filmden dördünün ödül töreninde hiç adının geçmemesi; en iyi film ödülünü alan Kader’in bir özel ödül dışında başka hiçbir ödüle layık görülmemesi; bununla birlikte jüriye göre neredeyse bütün ödülleri hakeden Takva’nın her nedense en iyi film ve yönetmen ödüllerini alamaması dünya festivallerinde sık rastlanan durumlar olmasa gerek. Beş film, dengesiz de olsa ödülleri paylaşırken diğer dört film süs olsun diye mi ordaydı? Hiçbir alanda başarı gösteremeyen Kader neden en iyi film seçildi? Görünüşe bakılırsa on parmağında on marifet olan Takva’nın suçu ne? O halde filmi ‘en iyi’ kılan nedir?

Jürinin, bu anlaması güç tavrını maalesef filmlerin birbirinden güzel oluşuna bağlamakta güçlük çekiyorum, çünkü ‘iyi’ film olmaları bir yana, dünya kriterlerine göre sinema tadı verme, ‘film gibi olma’ başarısını yalnızca (kendi sıralamama göre), Cenneti Beklerken, İklimler ve Takva gösteriyor.

Favorilerim...

Derviş Zaim Türk sinemasında kolay kolay rastlanmayan bir titizlik ve tutarlılık sergiliyor Cenneti Beklerken’de. Diyaloglar ve oyunculuklar filmin geçtiği 17. yüzyılın gerektirdiği nitelikte ve film boyunca bozulmadan, çözülmeden akıyor. Mekanlar, kostümler, çerçeveler filmin dokusuna ve ruhuna uyacak şekilde titizlikle seçilmiş ve tasarlanmış. Zaim Osmanlı dönemi minyatür sanatını ele alarak, Osmanlı kültürünün değerlerini, dönemin baskılarını ve sanata bakışını diyaloglara ve çerçevelere de başarıyla yansıtmış; kahramanların maceralarından, minyatürlerle resmedilmiş yolculuk sekanslarına geçişler, filmin şiirsel havasını muhteşem ezgiler eşliğinde desteklemiş. Film ayrıca başrollerdeki Serhat Tulumluer ve Melisa Sözen’in çarpıcı performanslarıyla keyifli bir seyir sunuyor.

Derviş Zaim’in bu az bulunur başarısı Altın Portakal’da sadece Özel Efekt ödülüyle taçlandırıldı. Festivalde yarışan filmlerin hiçbirinde özel efektler bu kadar estetik olmadığı ve yerli yerinde kullanılmadığı için bu ödül şaşırtıcı değil. Ancak sinemayı sinema yapan sayısız öğeyi ahenk içinde bir araya getiren Derviş Zaim en iyi yönetmen kategorisini fethetmeliydi.

Öte yandan Nuri Bilge Ceylan’ın bu ödülü hak etmediğini kastetmiyorum. İklimler sadece Türk sinemasında değil, dünya sinemasında da örneği az görülecek belgesel tadında bir gerçekçiliğin usta yönetmenlere yaraşır bir kolaylık ve pürüzsüzlükle perdeye yansıtıldığı bir film. Uzun planlarında seyirci adeta karakterlerle yan yana oturuyor ve bir deneyimi birlikte paylaşıyor. Küçük bir hikayeyi anlatan senaryo, büyük buluşlar, ufak dokunuşlarla kocaman çelişkileri, büyük gelgitleri, herhangi bir insanın yaşayacağı noktadan, aynı sadelikle anlatıyor.

Bana göre en iyi senaryo ödülü, senaryo matematiğini kurmakta eksiklikleri olan Takva’nın senaristi Önder Çakar’dan çok Ceylan’ın hakkıydı. Ellerinde işlemesi güç bir konu olan Çakar, diyaloglarda sağladığı başarıyı, Erkan Can’ın canlandırdığı Muharrem’in çelişkisinin tırmanışını yansıtmakta sağlayamıyor. Dini bütün Muharrem kimi zaman, ister istemez içine düştüğü tarikattaki varlığını gerekçelendirip yeni hayatına ayak uydurmuş gibi görünüyor, kimi zaman da kendi kimliğinden tamamen sıyrılıp derin bir buhranın içine sürükleniyor. Kapalı ve tekdüze dünyasındaki tek suçu müstehcen rüyalar görmek olan Muharrem bu gelgitleri bir Dr. Jekyll – Mr. Hyde denkleminde yaşıyor. Yaşanan çelişkinin yoğunluğu ve Muharrem’in sonu doğru seçimler olsa da karakterin yolculuğundaki ivme, karakter evrimi bakımından Ceylan’ın İklimler’indeki kadar doğru tasarlanamamış.

Bunun yanında Takva’nın aldığı ödüllerin çoğunda gerçek bir başarı sergilediğini yadsımıyorum. Gerek görüntü ve sanat yönetimi, gerekse Erkan Can’ın performansı, Takva’yı festivalin seçkin filmlerinden biri yapıyor. Ancak yine ödüller açısından bakıldığında görüntü ve sanat yönetiminin yanı sıra müzik, kostüm, saç ve makyaj ödülleri de Cenneti Beklerken’le paylaşıtırılabilirdi.

Gecenin En ‘İyi’ Filmi

Geceden En İyi Film ödülüyle ayrılan Kader ise, benim için büyük bir hayal kırıklığıydı. Saplantılı bir aşk ve beraberinde gelen ebedi hasret Türk sinemasının sadık dostları olarak Kader’de de karşımıza çıkıyor. Film, hapse girmiş bencil sevgilisini diyar diyar takip eden alımlı bir kadın, ve onun körü körüne peşine düşen, uğrunda hayatını gözden çıkaran bir adamın hikayesi. Ne yazık ki izlediğimiz, aşktan doğan sıcak bir fedakarlık değil, sinir bozucu bir kısır döngü. Karakterlerin motivasyonları, idealleri, uğrunda savaştıkları tutkuları belirsiz ve inandırıcılıktan uzak olmakla birlikte ne oyunların, ne kurgunun, ne de görüntülerin ayağı yere basmıyor; film boğucu bir hal alıyor. Oyuncular doğru seçilmiş olsa da, oyunculuklar titizlikle işlenmemiş. Vildan Atasever üzerinde çok daha uğraşılması gereken acemi ve abartılı bir oyun sergiliyor; Ufuk Bayraktar tam rolünün tipi olduğu için kabul edilebilir bir oyun veriyor.

Oyuncu Ödülleri

Yeri gelmişken, Genç Yeteneklere verilen Behlül Dal jüri özel ödülünün de en doğru adrese gitmediğini düşünüyorum. Ufuk Bayraktar Kader’de ilginç bir oyunculuk sergilemiş. Ama Bayraktar ve Demirkubuz ikilisi karakterin evrimini fazla keskin çizgilerle anlatmışlar. Öyle ki karakterin özü filmin ikinci yarısında tamamen değişiyor; Bayraktar filmin başında mahsun, utangaç ve silik bir çocukken, ikinci yarıda gözünü karartmış delikanlı kesiliyor. Bana göre, bütünlük ve duygu açısından da çok daha etkileyici bir performans sergileyen Melisa Sözen, Cenneti Beklerken’deki oyunculuğuyla bu ödülün rakipsiz sahibiydi. Açıkçası zaten kadın başrolleri az olan festivalde tek kayda değer oyunculuğu Melisa Sözen gösteriyordu diyebilirim. Jürinin En İyi Kadın Oyuncu ödülünü Sibel Kekilli’ye vermesinin ardında da bir alternatif kıtlığı olsa gerek. Nitekim Sibel Kekilli’nin Eve Dönüş’teki rolü zaten iyi bir oyunculuk göstermesine engel. Sibel Kekilli hem fizik, hem de yaydığı enerji açısından mütevazi bir hayat süren, evli çocuklu bir fabrika işçisi rolüne yakışmamış. Aksanı, hareketleri, mimikleri eğreti ve yetersiz. Başka bir rolü çok güzel taşıyabilen oyuncu, bu filmde diyalogların da sıradanlığıyla sönük kalmış, yazık olmuş.

Jürinin tahminimde beni yanıltmayan tek kararı ise Erkan Can’ın ödülüydü. Çok zor bir rolün altından her zamanki saflığı ve samimiyetiyle kalkmış olan Erkan Can, seyirciyi sürüklemekte, yaşadığı çalkantıya inandırmakta usta bir oyunculuk sergilemiş. Erkan Can bu filmle, güzel diyaloglar ve yeterli bir yönetimle işlenmeye hazır bir oyuncunun perdede ne kadar parlayabileceğine örnek gösteriyor.

Jüri ve Ödül Takdimi

43. Altın Portakal Film Festivali’nin ödül törenine ilişkin önemli bir eleştirim de ödüllerin takdimiyle ilgili. Dünyada Altın Portakal ölçeğindeki hiçbir festivalde ödüller gerekçelerle sunulmaz, sadece takdim edilir. Bu, jüriye jüri olmalarından ötürü duyulması gereken bir saygının göstergesidir. Nedense Türkiye’de ödülün sahibi anons edildikten sonra insanlar doya doya alkışlayamıyor; araya jürinin mahçup bir çocuk gibi yazdığı gerekçeler giriyor. Aslında bu yazıda benim jürinin kararlarını kıyasıya eleştirmem, gerekçelendirme ihtiyacının doğmasında pay sahibi. Çünkü Türkiye’de kararlar genellikle yeterince düşünülmeden ve bilinçsizce alınıyor. Bu, toplum tarafından hissedildiği için de hiçbir karar güven oluşturmuyor. Derken kararları alması gerekenler de kendilerinden şüpheye düşüyor. Sonuç olarak soru ‘kim ödülü hakediyor’dan çıkıp, ‘kime ödül verilmeli’ye dönüyor. Jürinin seçimlerini gerekçelendirme ihtiyacının, seçimlerin bu kadar başarısız olmasını açıkladığını düşünüyorum.

Buna ek olarak bir filmin, yönetimin, kurgunun, ya da müziğin iyi olmasının tek nedeni ‘iyi’ olmasıdır. Bunu bir ya da iki nedenle açıklamak iyi olan şeye haksızlık olur; onun sayılan nitelikleri dışında pek de parlak olmadığını ima eder. Oysa ki jüri bir kararı aldıysa, onun arkasında durabilmeli, gerekirse durduğu noktayı tartışabilmelidir. Nitekim tek gerekçelendirilmeyen ödül Erkan Can’ındı. Ödül Erkan Can’a mükemmel oyunculuğu için verildi, çünkü tek tartışma kabul etmeyen karar buydu. Halbuki bütün ödüller zaten ortaya mükemmel bir şey çıktığı için verilmeli; laf kalabalığına gerek olmamalı.

Bitirirken...

Herkese 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışan tüm filmleri izlemelerini tavsiye ederim. Festival, Türk sinemasının geldiği noktayı görmek, yeni sinemacıları tanımak açısından ilginç bir yelpaze; endüstriyi desteklemek açısından da iyi bir fırsat sundu. Tek beklentim daha düzenli bir festival ve daha titiz kararlar. Ödülleri alanları tebrik ediyor, hak edenlere keyifli bir seyir için teşekkürlerimi sunuyorum.

Selin Sevinç


 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.