Eskişehir’de üniversite öğrencileriyle tarih dersi için bir araştırma projesi yürüten öğretmen Asya (Ayça İnci), eski bir Osmanlı mahkemesinde sanığın beraatiyle sonuçlanan bir cinayet vakasını öğrencileriyle beraber araştırmaya girişir. Söz konusu katil Yengeç Salih, o dönemde Eskişehir’de belediye başkanlığı yapan Yengeç İdris’in dedesidir. Eski defterlerin karıştırılması Yengeç İdris’in hoşuna gitmez. Öğretmen Asya ve öğrencilerinin başları bu soruşturmayla ilgili derde girer.
Yengeç Oyunu söz konusu cinayetin varsayılan bir canlandırmasıyla açılıyor. Çarşaflı bir kadın gece evinin kapısı önünde bir kabadayı tarafından sıkıştırılıyor. Ebelik yapan kadının doğumdan döndüğüne inanmayan adam, beraber olma isteğine yanıt vermeyen kadını bıçaklayarak öldürüyor.
Böyle kimsenin ne tanık olduğu ne de herhangi bir şekilde belgelenme ihtimali olan şaibeli bir olayın üstünde duran gençler, aralarında kadının aslında gerçekten bir ebe mi yoksa fahişe mi olduğunu tartışıyor. Sanki fahişeyse adam haklı çıkacak, değilse suçlu olacakmış gibi. Hemen hemen bundan başka hiçbir şey konuşmayan gençler ve hocaları Asya, üstüne üstlük soruşturmayı hiçbir yere götüremeycek söylenti ve insanların şahsi fikirlerinin peşinde röportajlar yapıyorlar, sağdan soldan nasıl bir resmiyet ya da bilgi taşıdığı belli olmayan renkli leitz dosyalar topluyorlar. Ve bir de bakıyorlar ki koyu camlı arabalar etraflarında dört dönüyor, yok efendim resimleri çekiliyor, tehdit telefonları yağıyor.
Olacak şey değil! Hemen hemen yalnızca on kişilik bir grup arasında bir üniversite amfisinde cereyan eden, hiçbir şekilde dişe dokunmayacak, hem de ne araştırması ne kanıtlaması ne de yeniden yargılaması mümkün olamayacak bir davanın afaki tartışması, sözde memleketimizin adaletsizliğini gözler önüne sermek için -bunu yapmanın daha mantık çerçevesinde yolları yokmuş gibi,- öğretmen Asya’nın en sonunda tutuklanıp en az 7-8 ay hapis yatmasına kadar vardırılıyor. Bu resmen Osmanlı’nın -dolaylı olarak Türkiye’nin- adalet sistemine desteksiz, yersiz ve de kendini bilmez bir çamur atma.
Finali ele vermek istemezdim ama bu film müsveddesine hiçbir insanoğlunun maruz kalmasını istemediğim için belirteyim: sonunda şu gizemli leitz dosyalardan çıkan bilgilere göre kadının hem ebe hem de bir fahişe olduğu anlaşılıyor! ‘Gerçekler’in ışığı aziz Türk gençliği sayesinde yolumuzu aydınlatıyor!
Yengeç Oyunu’nun hiçbir tarafının sinemadan nasibini almamış olmasını bir kenara bırakmak durumunda kalıyorum bu inanılması güç mantık yoksunluğu karşısında. Bomboş ve zevksiz diyaloglarına, tasarısız derbeder çekimlerine, gelişigüzel kurgusuna, oyunculuk mesleğine leke düşüren performanslarına, hem senaryoda hem yönetimdeki amatörlüğe gelene kadar akıl almaz bir cehalet var ortada... Böyle bir filmin Kültür Bakanlığımız ve Eurimage’dan destek almış olmasının ülkedeki tüm sinemacılar ve sinemaseverleri, hatta tüm vatanseverleri yasa boğması gerekiyor.
Yengeç Oyunu ülke sinemamıza ve Türk izleyicisine düpedüz bir hakaret. Protesto edilmesini diliyorum.
Selin Sevinç