Armageddon (1998), Pearl Harbor (2001), Bad Boys, Bad Boys II (1995 & 2003) ve son olarak da The Island (Ada, 2005) filmleriyle tanıdığımız bilimkurgu, aksiyon ve macera filmlerinin yönetmeni Michael Bay, Steven Spielberg’in de yapımcı koltuğunda oturduğu, son dönemlerin en çok ses getirecek çizgiroman adaptasyonu Transformers’la türün meraklılarıyla buluşuyor. 1980’lerde çizgiroman ve çizgi filmleriyle birçok çocuğun gönlünde taht kuran Autobotlar ve Decepticonlar kendi gezegenlerindeki kaynak azalmasından dolayı Dünya’ya iniyor ve Allspark adlı yaşam kaynağı kübü ele geçirmeye çabalıyor. Kübe ulaşabilmek için iki tarafa da yön verecek olan kırık camlı bir gözlük Sam Witwicky (Shia LaBeouf) adında bir lise öğrencisinin elinde. Bu arada ilk arabasını alan Witwicky de arabasının aslında bir robot olduğunu keşfediyor ve olaylara bir anda karışıveren hayallerinin kadını Mikaela’yla (Megan Fox) birlikte robotların savaşında önemli bir rol oynuyor.
Transformers’da Bay ve yazar grubu filme robot savaşlarının ötesinde bir derinlik ve güncellik katmaya uğraşmışlar. Film Qatar’da bir ABD ordu üssüne yapılan robot saldırısıyla başlıyor. Böylece robotların birbirlerine karşı yaşadıkları ezeli rekabetin yanı sıra insanlarla da mücadeleye girecekleri, ve hedeflerinin ABD devletinin bilgisayar ağlarındaki gizli dosyalar olduğunu anlıyoruz. Teknolojileri biz insanlardan yüzyıllarca ilerde olan uzaylıların ABD’nin top secret dosyalarıyla ne yapacaklarını düşüneduralım, bu yan hikaye filmi enternasyonel ve politik bir boyuta taşıyor. Son zamanlarda sık sık karşılaştığımız ABD’nin ‘yabancı’ paranoyası yeniden su yüzüne çıkıyor. Böylece ABD’nin, ve dolayısıyla hepimizin başının belada olduğu anlaşılmış oluyor.
Transformers gibi bir filmde altanlamlar aramak çok da akıllıca olmasa gerek. Ne de olsa bu film herkesten önce çocukları hedef alan, CGI bazlı, cool bir fantastik bilimkurgu. Bakışımızı bu dar alana sınırlarsak bile Transformers’ın çok da özel olmadığını görebiliriz. Filmde aksiyon sahneleri çok fazla, çok gürültülü ve çok uzun. Öyle ki karmaşanın içinde hangi robotların ‘iyi’ hangilerinin ‘kötü’ olduğu karıştırılabiliyor. Tüm bu hengameden sıkılmamak için aksiyon toleransınızın çok yüksek olması gerekiyor.
Dahası seks bombası Mikaela’nın öyküye girişi hiç organik değil. Yeniyetme gençliğin başını döndürmekten başka hiçbir fonksiyonu olmayan bu karakter, aynı Savunma Bakanlığı’nın tuttuğu güzel hacker Maggie Madsen (Rachael Taylor) gibi filmin işe yaramaz ve performans açısından da zayıf noktaları. Sevimli genç kahramanımız Witwicky (LaBeouf) ve ailesinin oyunculukları filme hoş bir mizah dalgası yaymış. John Turturro’nun asabi FBI ajanı olarak sunduğu absürd performans ise sanıyorum kasdedilenden daha slapstick bir komik etkisi yaratmış. Turturro’nun bana göre filmin en keyifli anlarını oluşturan sahneleri, ya Turturro’nun filmle dalga geçtiği şüphesini uyandırıyor, ya da bu filmin aslında bir çocuk filmi olduğunun altını çiziyor.
Transformers’da malum görsel efektlerden fazlaca bahsetmeye gerek yok. Robotların dönüşümleri elbette izlenmeye değer. Bundan daha keyifli olan yanı ise ses efektleriydi benim için. Küçük Decepticon’un yer yer gerçek kelimeler sarfettiği böcekimsi sesi ve robotların yüksek tonlu ürkütücü sesleri tam bir robot dünyası yaratıyor; hem büyüleyici hem komik anlar yaşatıyor. Öte yandan filmin tamamına yayılan heavy metal müzik zaten gürültüsü patırtısı eksik olmayan film için fazla ağır ve sevimsiz.
Transformers belli ki Örümcek Adam ve Terminatör gibi devamı getirilecek biçimde tasarlanmış bir macera serisinin başlangıcı. Nitekim Transformers II’nin 2009 yılında izleyiciyle buluşmak üzere yapım aşamasında olduğu konuşuluyor. Çocuksu tarafı ağır basan bu nostaljik adaptasyona fazla bir beklentiyle gitmemenizi öneririm. 144 dakikalık bir slapstick komedi ve robot savaşı bileşimi ancak çocuklar ve özlem dolu Transformers fanatikleri için çekilebilir sanırım.
Selin Sevinç