|
| |
|
| Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın son yıllarında geçen tarihsel-politik film İçimizdeki Düşman’da, Benoit Magimel ve Albert Dupontel idealist ve realist birer teğmen ve çavuşu canlandırıyor... İçimizdeki Düşman klişeleşmiş temalar benimseyen bir savaş filmi olarak beklenmedik anlarda dramatik olarak yükselen güçlü sahnelerle hem gerçeklik ve derinlik yakalıyor hem de izleyiciyi bunaltmaksızın çatışma sahneleri ve duygusal sahneler arasında rahat bir denge kuruyor. Üslup bakımından tüm kendinden eminliğine rağmen içerik bakımından çok daha çarpıcı olabilecek film, günün sonunda yoğun ve doyurucu bir dram. detay >> |
| |
|
| Filmde Juliette’in girdiği her diyalog, tanıdığı her insan, attığı her adım derinlerdeki bir yaranın salınımları, uzantıları, yansımaları gibi hissediliyor. Suçunu ancak filmin ortalarında, gerekçelerini ise sonlarında öğrenebildiğimiz Juliette her sahnede gerilmiş bir ok gibi, tüm sükunetinin ardında bir fırtına gibi filmin içinden geçiyor. Her ne kadar kılık ve volüm değiştirse de hemen her sahnede hüküm süren gerilim duygusu ilk yönetmenlik deneyiminde romancı Philippe Claudel’i takip edilmesi gereken isimler arasına alıyor... Gerilim ve trajedi hissi çoğu zaman satır aralarına yerleşmiş; film keskin olmasa da etkileyici, yalınlığıyla dinlendirici. detay >> |
| |
|
| Büyük beğeniyle takip edilen Buz Devri serisinin üçüncü filmi Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı’nda tanıdığımız sevimli kahramanlar bu kez yeraltında dinozorların hüküm sürdüğü bambaşka bir dünya keşfediyorlar... Serinin üçüncü filminde ne çok başka espriler ne de taptaze karakterler bulmak mümkün. Buzulların altından çıkan dinozor dünyasında yaşanan maceralar maalesef biraz zorlama duruyor. Ancak 3D teknolojisiyle seyirciyle buluşan film, çocuklar için şüphesiz büyük bir eğlence olacak, büyüklerin de salondan tatminsiz çıkacağını sanmıyorum. detay >> |
| |
|
| Pek Yakında, bir korku filmi kahramanının filmi izleyen ve korsan satışını yapmaya kalkışan iki gence musallat olması çevresinde dönen eski moda bir korku filmi. Aynı zamanda sinema izleyicisinin korku sineması izlemekten aldığı o voyeuristic (röntgenci/sapkın) haz duygusunu ele alarak modern bir sinema salonunda kurulmuş Tayland yapımı film, çoğu zaman beceriksiz oyunculukları, acemi sinematografisi ve tipik hayalet filmi klişelerine sığınan senaryosuyla bir öğrenci filmi havasında geçiyor. detay >> |
| |
|
| 2007 yazının blockbusterlarından Transformers’ın beklenen devam filmi Transformers: Yenilenlerin İntikamı, yine Shia LaBeouf, Megan Fox ve John Turturro gibi isimleri iki buçuk saatlik bol patlamalı ve çarpışmalı bir filmde bir araya getiriyor. Erkek çocuklarına hitap eden bir aksiyon ve mizah karışımı yine bu filmde de mevcut. Yönetmen Michael Bay, eğer bir yığın tenekeyle neler neler yapabileceğinden şüphesi olanlar varsa diye bu kez kendini bu alanda kanıtlamakta kararlı görünüyor. Bu film de kuşkusuz hedef kitlesine ulaşmak ve meraklısını tatmin etmekte eksik kalmayacaktır. detay >> |
| |
|
| Korku ustası Wes Craven’ın 1972 yapımı aynı adlı filminin yeniden çevrimi Soldaki Son Ev, yine soluk soluğa, bol sürprizli olay örgüsü ve yepyeni ve sapasağlam oyuncu kadrosuyla izleyiciyle buluşuyor... son zamanların zıplatma ve şok etme hedefleriyle yola çıkan korku filmlerine göre çok daha gerçekçi, karanlık ve sarsıcı... tecavüz, cinayet ve bol kanlı sahnelere tahammül edebilecek bir izleyiciyi tatmin edecektir, ancak intikam duygusu ve fantazisini körüklemesi nedeniyle sakıncalı bir film olabileceği konusunda da uyarmak yerinde olur. detay >> |
| |
|
| Teklif romantik komedi tür ve karakter özelliklerinin tamamına sahip, alabildiğine klişe bir film. Günümüzde orijinal bir film yapması en güç türlerden biri olan romantik komediyi ayakta tutan tek şey de yıldızlarının kimyası ve yan oyuncularının performansları. Teklif de dudak uçuklatıcı bir olay örgüsündense bu kulvarda yarışarak çıtanın biraz üstüne çıkmayı başarıyor. Sandra Bullock ve Ryan Reynolds zaman zaman şımarıklık sınırlarını zorlayan keyifli rollerle karşımızda. Meşhur Altın Kızlar’ın Rose’u Betty White gibi birkaç sürpriz yan rol de filme neşe katıyor, sağlamlık veriyor. detay >> |
| |
|
| Aksiyon filmleri için 12 sekans fikrinden oluşan filmin, en yakın spor salonundan bulunup sete götürülmüş kahramanı ve bombaların patlayıp çarpışan arabaların birbirini kovaladığı testesteron yüklü tasarımı, bu cümleyi iştahla okuyan izleyiciden ziyade kimseye çekici gelmeyebilir. Nitekim filmde karmaşaya bulanmış bir zeka oyunundan öte bir cevher bulmak güç... Mantığın bir tarafa bırakılıp etrafın bir kadın için yıkılıp döküldüğü maço bir aksiyon filmi için 12 Tuzak ideal. detay >> |
| |
|
| 17 Yeniden’de tam da bu telkin ediliyor: hayatı sorgulamayı bırak, sahip olduklarınla yetin, boynunu eğ, önüne bak. Aile kurumu, çalışıp para kazanma, sıradan bir vatandaş olma nosyonları desteklenmekle kalınmıyor, bir de Hollywood paketine sarılıp izleyiciye pazarlanıyor. 17 Yeniden bu paketin cazibesine elbette büyük özen göstermiş. Genç kızların sevgilisi Zac Efron ve birkaç Star Wars esprisi de bu amaca hizmet etmek üzere iş başında. Bu filmden yepyeni ve heyecan verici buluşlarla çıkmak mümkün görünmüyor, eğlence ve komedi oranı ise ortaokul seviyesinde. detay >> |
| |
|
| Aşk Ateşi’nin öyküsü ve senaryosu zayıf değil. Parçaların ayrışması ve yeniden bir araya gelişi -amaç buysa- karakterler ve öykü üzerinde bir esrar yakalamak ve onları son noktada bütünleştirmek adına yerli yerinde. Ama ister istemez bu tekniğin bayatladığı ve izleyiciyi şaşırtmaktan da uzaklaştığını görememek garip. Aşk Ateşi yine de son zamanlarda vizyona giren dramlar arasında belli bir naifliği ve duygusallığı yakalamış kimi hoş anlarıyla insanı sürükleyebilen bir film. Charlize Theron, Kim Basinger ve genç oyuncu Jennifer Lawrence’ın performansları etkileyici. detay >> |
| |
|
| Hain, yasadışı eylemleri FBI tarafından soruşturulan şüpheli bir adamın geçmişi ve ilişkileri üzerine giderek, komplolar ağında hainliğin kime, neden yapıldığını araştırıyor... Sonuçta yine terör temalı bir Amerikan filminde sözde dengeli ve özeleştirel bir yaklaşım, dikkatli bir izleyici karşısında tuzla buz oluyor. Amerika’nın terör propagandasına hizmet etmekten öte duramayan bir film daha izlemek isteyenler için Hain, ağır tempolu, kompleks, karakterleri ve olay örgüsü doğrultusunda tutarlı ve tatmin edici bir aksiyon gerilim. detay >> |
| |
|
| Kuzey, geçirdiği sinir krizinin ardından hüzünlü bir inzivaya çekilen Jomar’ı eski kız arkadaşını ve varlığından çok sonra haberdar olduğu dört yaşındaki oğlunu aramaya çıktığı bir yolculukta izliyor. Film, Norveç sinemasını, doğasını, kültürü ve mizahını merak edenler için iyi bir örnek. Katıldığı festivallerde büyük ilgi gören film, Norveç’te de ulusal ödüller kazandı. detay >> |
| |
|
| Öncelikle kıyamet-sonrası karanlık bir dünya çizerek yola çıkan Terminatör: Kurtuluş, bu bunalımlı dünyanın içinde Terminatör filmlerinin öncelikli hedefi olan gerilim yoluyla eğlendirme düsturunu unutmuşa benziyor. Terminatör: Kurtuluş’ta eğlence, heyecan ve gerilim dozu efekt bombardımanına tutularak yitip gitmiş aksiyon sahneleri gibi falzasıyla ruhsuz. Tek amacı belli plot noktalarını ve dönüşlerini tutturmakmış gibi yazılmış, ’insanoğlu makinaya karşı’ maço laflarıyla donatılmış, Bale’in zaten gölgede kalmış Connor karakterine hiçbir karizma katamadığı film, bir türlü doğru notalara basamıyor. detay >> |
| |
|
| Aşk Uğruna’nın enteresan tarafı şüpheli bir portre çizen Lisa’nın suçlu olup olmadığının uzun bir süre bulanık bırakılması ve Julien açısından gerçeğin ne kadar önemsiz, sevginin ise ne kadar değerli olduğu. Sıradanlığı sürekli vurgulanan çaresiz bir adamın büyük bir kayıp karşılığında neler yapabileceğini gösteren film, enteresan bir şekilde empati kurulabilen akıl almaz bir yolculuk. Aşk Uğruna herkesin farklı şekillerde karşı karşıya kalabileceği fedakarlık ve cesaret gerektiren bir durumu, herkes gibi bir adamın açısından ele alarak yalnızca bir gerilim olmakla kalmıyor, aynı zamanda da gerçekçi bir dram olarak başarı gösteriyor. detay >> |
| |
|
| Tanrı Kent (2002) filmiyle tanınan Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles bu roman uyarlamasında da toplumsal hassasiyetlerini öne çıkarıyor. Ancak Körlük kendi ahlakçı mesajlarına boğulmuş neredeyse can çekişiyor. Kendisini ve zaten hiç de üstü kapalı olmayan söylemlerini fazlasıyla ciddiye almaktan, üstüne üstlük -ironik olarak- gerçekçilikten çok estetiğe eğilmekten filmin tadı her geçen dakika kaçıyor. Körlük, amacından sapmış, fazla stilize ve dramatik gücü beklenildiğinden çok daha zayıf bir film. Sabırsızca diplere çöken bir bunaltının filmini izlemek kolay değil. Meraklılarına... detay >> |
| |
|
| Amerikalı yönetmen Courtney Hunt’ın ilk uzun metraj filmi her bakımdan hayranlık uyandırıyor. Herhangi bir dramatizasyondan kaçınan soğuk bir gerçekçilikle aktarılan iki kadının çaresizliği, tam da bu yüzden çok daha dramatik ve etkileyici. Yaşadıkları sefil hayatları gerçek bir kabullenmişlikle yaşayan iki kadının olağan durumlarının ta kendisi tüyler ürpertmeye yetiyor... Donmuş Irmak çok basit, lineer ve tanıdık bir öykü olmasına rağmen insan hayatının çok temel bir gerçeğine, ölüm-kalım savaşına odaklanıyor. detay >> |
| |
|
| Noel Coward’ın oyunundan perdeye uyarlanmış film, her ne kadar açıkça orijinal metnin marifetinden kaynaklanan keskin bir nüktedanlıkla artı puanlar toplasa da, eski moda laf oyunlarının, tipik gelin-kaynana sürtüşmelerinin ve yeterince zemin kazanmayan İngiliz aristokrasisi eleştirisinin yanında devleşen yüzeysel bir Amerikan dürüstlük ve yenilikçilik propagandasının kısa sürede tadı kaçıyor... Eski moda bir komedi olarak ve birkaç keyifli performans için izlenebilir. detay >> |
| |
|
| Wenders’in ayrıksılığı seçtiği mekanlar, müzikler ve karakterlerin yanı sıra ritim ve renk seçimleriyle gelen ‘başka’ bir atmosfer/evren yaratımı. Palermo sokaklarında yabancılık ve keşif duygusunun nasıl yerini tekinsizlik ve gerilime bırakabildiği; ‘kendi’yle ‘öteki’ arasında gidip gelen ‘düşman kim?’ karmaşası; tutunacak dal arayan bir adamın beklentisiz yolculuğunu izlerken yaratılan -izleyici için de öznel bir sorgulamaya yer açan- boşluk... Ölüm ve hayatın anlamlarını yeniden düşünmek için sakin bir kafa yorma, resimlere ve müziğe kendini bırakma için iyi bir fırsat. detay >> |
| |
|
| Kore yapımı orijinal filmin yeniden yapımı Davetsiz’in, gerek olay örgüsü gerekse artistik tasarımıyla orijinalinden daha az esrarengiz olduğu söyleniyor. Klasik bir Hollywood gerilimi olarak yeniden şekillendirilmiş film, her ne kadar öykünün tamamını tepetaklak eden son on dakikasıyla şaşırtsa da, uzak doğu korku sinemasının tüyler ürpertici bulanıklığından keyif alan deneyimli korku sineması izleyicileri için çocuk oyuncağı gibi gelebilir. Tüm gerilim gücünü ani zıplamalardan alan film, çocuksu bir korkutma taktiği seçtiği için zaman zaman itici ve banel kaçıyor. detay >> |
| |
|
| 62. Cannes Film Festivali’nde 24 mayıs pazar gecesi ödül sahipleri belli oldu. Gecenin galibi The White Ribbon filmiyle Michael Haneke oldu... Bu yıl Cannes Film Festivali belki de en dünyaca tanınmış ve tarzlarında ustalaşmış yönetmenlerin en yeni filmlerine ev sahipliği yaptı. Ana yarışma seçkisi her ne kadar önemli yapıtları içerdiyse de filmlerin çoğunluğu iki saati aşkın süreleri, tek ve dar bir konu üzerinden akan bitmek bilmeyen olay örgüleri ve stilistik hırslarla zayıflayan/sarkan dramatik yapıları dikkat çekti. detay >> |
| |
|
| 62. Cannes Film Festivali’nin son günlerine yaklaşırken yarışma bölümünün merakla beklenen filmleri kimi zaman beklentileri fazlasıyla karşılayarak, kimi zaman hayal kırıklığına uğratarak izleyici karşısına çıkmaya devam ediyor... Elbette yarışma filmleri arasında en heyecanla karşılanan film Quentin Tarantino’nun enternasyonel bir yıldız kadrosuyla basının yoğun ilgisini toplayan Inglourious Basterds adlı filmi oldu. Festival için ucu ucuna yetişen, çekimleri üç ay önce tamamlanmış, geçtiğimiz yaz sonuna kadar ise yapım için hiçbir hazırlık bile henüz yapılmamış filmin basın toplantısında Tarantino ve ekibi, neredeyse orada olduklarına inanamayan bir şok ve sevinç içindeydi. detay >> |
| |
|
| Müzede Bir Gece 2’de ne yazık ki ilk filmin orijinalliği ve sevimliliği yok. Yeni karakterler zorlama bir senaryoda bir araya getiriliyor ve eski filmin heyecanını ayakta tutmakta zayıf kalıyorlar... Filmin en üzücü yanı ise enerjisine ve mizah gücüne her zaman güvenebileceğimizi düşündüğüm Ben Stiller’ın donuk performansı oldu. Stiller sanki işinden ve karakterinden sıkılmış, filmin sonunu zar zor getiriyor. Azaria ve Adams’ın hareketliliği yanında hayatından bezmiş bir Stiller büyük bir hayal kırıklığı. detay >> |
| |
|
| 62. Cannes Film Festivali hızla devam ederken, resmi yarışma bölümünün iddialı başlıkları da belli olmaya başladı. Fransız yönetmen Jacques Audiard’ın filmi A Prophet, 19 yaşında ufak suçlar işleyip altı yıl hapis cezasına çarptırılmış Fransız-Arap bir gencin, hapishanenin mafya ağı içinde ayakta kalma, ve hatta bu beklenmedik hayat okulunda topladığı yıldızlarla peygamber-vari bir dokunulmazlık ve nihayetinde kendi kişisel krallığını kurma sürecini konu alıyor. detay >> |
| |
|
| 62. Cannes Film Festivali’nde yarışma filmleri yavaş yavaş sinemaseverlerle buluşmaya başladı. Un Certain Regard bölümünün de açılışı perşembe gecesi İranlı yönetmen No One Knows About Persian Cats adlı filminin gösterimiyle yapıldı. Resmi yarışma bölümünün ilk gösterimi Çinli yönetmen Lou Ye’nin filmi, Spring Fever’dı. Bir kadının takip ettirdiği kocasının sonunda bir erkekle yaşadığı eşcinsel ilişkiyi keşfetmesiyle başlayan film, bol bol eşcinsel cinsellik görüntüleriyle dolu iki saati aşkınlık süresi ve dijitalden 35 mm’ye aktarılmış çamurlu görüntüsüyle festivalin en tatsız ve sıkıcı filmlerinden olacağa benziyor. detay >> |
| |
|
| İlk uzun metraj filmini çeken Emre Akay, Adab-ı Muaşeret’le ülkemizde liseli kız eteğinin gördüğü rağbetten faydalanan okul filmleri furyasına yeni bir soluk olmak, biraz da Hababam Sınıfı mizahını yeniden canlandırmak üzere yola çıkmışa benziyor... Adab-ı Muaşeret, gençlik filmlerine merak duyan izleyici için ne olursa olsun hafif kutunun dışına çıkmaya çabalayan bir film olarak tatmin edebilecek, ancak sinema başarısı minimal düzeyde bir okul filmi. detay >> |
| |
| 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 |
| |
| |
| |
| |