29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
Tek Başına Bir Adam
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Bal
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Aşka Yolculuk
Zindan Adası
Çılgın Kalp
Acı Bir Hayat Öyküsü
Parlak Yıldız
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Alis Harikalar Diyarında
Ses
Yenilmez
Nine
Cennetimden Bakarken
Veda
Aşk Dersi
Kurt Adam
Kan Arzusu
Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı
Arthur: Maltazar’ın İntikamı
Herkesin Keyfi Yerinde
Tanrının Kitabı
Romantik Komedi
İntikam Peşinde
İlişki Durumu: Karmaşık
Ada: Zombilerin Düğünü
Prenses ve Kurbağa
Morganlar Nerede?
Ejder Kapanı
Aklı Havada
Kim Kiminle Nerede?
Sherlock Holmes
Paranormal Activity
Gir Kanıma
Amelia
Kırık Kucaklaşmalar
Yahşi Batı
Aşkım
Adalet Peşinde
Arızalı Çiftler
Zombieland
Avatar
Vavien
Başka Dilde Aşk
Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi
Aşka Dair
Testere VI
Zamanın Tozu
 
 
 
 
 
 
 
 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 
 
29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu! 16.04.2010
29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin son haftasonuna girerken Akbank galalarına veda ediyor, yerli ve yabancı yarışma filmlerinin sonuncularını da festival hanemize işliyoruz. Bu Cumartesi akşamı gerçekleşecek olan ödül töreni öncesinde filmlerle ilgili son izlenimlerim şöyle... Belçikalı yönetmen Jaco Van Dormael’in filmi Bay Hiçkimse festivalin son Akbank galasıydı... detay >>
 
Tek Başına Bir Adam - Bir Son Nefes Şiiri 16.04.2010
Filmin senaryosunu yazıp yapımcılığını da üstlenen Ford, sinema sanatının olanaklarını şiirsel öyküsüne adapte etmekle kalmayıp, klasik bir film dilinin de sınırlarını zorlayarak, stil ve içeriği doğru dozlarda harmanlayan orijinal bir film çıkartmış ortaya. Filmdeki performansıyla Oscar adaylığı alan Colin Firth’ün dokunaklı yorumu da Ford’un kostümleri, kompozisyonu ve yönetiminin etkin bileşimi sayesinde parlıyor... Olgun, oturaklı, detaylı, zengin bir insan portresi; bir ölüm sancısı; bir son nefes şiiri. detay >>
 
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı 11.04.2010
29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde yol yarılandı. Heyecanla beklenen gala filmleri izleyiciyle teker teker buluşurken ulusal ve uluslararası yarışma filmleri de yavaş yavaş görücüye çıkmaya başladı. Mürekkep Balığı ve Balina ve Kızkardeşim Evleniyor gibi kara komedileriyle festivallerde boy gösteren Noah Baumbach imzalı Greenberg haftanın çıtanın üstüne çıkan Akbank galalarındandı... Uluslararası Yarışma bölümünden şimdiye kadar en iç ferahlatıcı yapım Nowhere Boy oldu. detay >>
 
Bal 09.04.2010
Film, çocuk oyuncu Bora Altaş’ın karşı konulmaz çekim gücünün yanı sıra pırıl pırıl görüntüler ve Kaplanoğlu’ndan görmeye alıştığımız usul usul bir akıcılık ve bilge bir üslupla üçlemeye altın değerinde bir final getiriyor. Küçük Yusuf’un okumayı sökmeye çalışan kendi halinde bir çocuk olarak tüm ayrıksılığı, doğaya ve çevresine duyduğu sessiz merakı, çekingen fısıldamalarının gizlediği koca dünyası, babasından ve dolaylı olarak çocukluğundan kopuş sancıları son derece detaylı ve lezzetli bir portre hayata getiriyor. detay >>
 
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu! 05.04.2010
2 Nisan akşamı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen törenle açılan 29. İstanbul Uluslararası Film Festivali geçtiğimiz haftasonundan itibaren iki hafta boyunca sürecek sinema maratonuna başladı. İlk haftasonu geride kalırken festivalin merakla beklenen filmlerinden Tek Başına Bir Adam, Julie & Julia, Ben ve Orson Welles gibi Akbank galaları izleyiciyle buluştu bile. detay >>
 
Aşka Yolculuk 26.03.2010
Aşka Yolculuk bildiğimiz tüm romantik komedi filmlerinin yapısını, ritmini ve hatta esprilerini bir bir takip ediyor. Filmdeki herhangi bir noktaya şaşırmak ne kadar mümkün değilse, Adams ve Goode çiftinin kimyaları ve aralarındaki sevimli tartışmalardan tat almamak da o kadar mümkün değil. Alaycı izleyiciyi filmde itecek çok şey var; romantik komedi hayranlarını ise bir kere daha tatmin edecek bir o kadar hoşluk var. detay >>
 
Zindan Adası 12.03.2010
Scorsese’nin nostaljik bir stil ve anlatıcılığı benimsediği enfes bir tür filmi. Dramatik iç ve dış çatışmaları bu kadar derin ve zengin, gerilim dozu bu kadar yüksek, olay örgüsü ve tonu bu denli esrarengiz ve sürükleyici bir filmle sık sık karşılaşmıyoruz... tam bir görsel, işitsel, zihinsel şölen ve de sinemanın ve bir insan öyküsünün -ki tüm psikolojik, politik, estetik elementleriyle örülmüş- rastlanabilecek en bütünlüklü ve kudretli yansımalarından biri... alabildiğine yoğun ve kalın bir anlamlar zinciri olan film, her nasılsa hiçbir zaman itmiyor, bıktırmıyor, yormuyor. detay >>
 
Çılgın Kalp 12.03.2010
Jeff Bridges’e Oscar adaylığı getiren Çılgın Kalp’i çok tanıdık ve bunaltıcı bir dram olmaktan çıkaran şey Bridges’in ta kendisi. Müzik dünyasının yorgun savaşçılarını, alkoliklerini, şöhretten fakirliğe, oradan da uçuruma sürüklenenlerini çok gördük, dinledik. Bridges’in performansı ise bu sıradan etiketlerin yapay trajedisinden değil, bulunduğumuz dünyada insan olmanın, hata yapmanın, pişman olmanın, kısacası mükemmel olmamanın hepimizin hissettiği doğal acılarından güç alıyor, kök salıyor. detay >>
 
Acı Bir Hayat Öyküsü 12.03.2010
Film, fantastik oranlarda berbat bir hayatı ele alırken, baş karakterinin başına gelen şiddeti, sefilliği, yolun sonuna gelmişliği en ince detaylarına kadar hem görsel olarak, hem de en ufak diyalog parçasındaki rahatsız edici nüanslara kadar akla gelecek her şekilde resmediyor ve dillendiriyor... görsel ve tematik renkleriyle, sinema anlayışıyla, cesareti ve pervasızlığıyla, özellikle Oscar adaylıklarının da açıklanmasıyla beraber günümüz sinema endüstrisinin ince damarlarından emin adımlarla tırmanmışlığıyla dikkat edilmesi gereken bir film. detay >>
 
Parlak Yıldız 12.03.2010
Şair John Keats’in kısa yaşamının son yıllarını, o dönemde büyük bir aşk yaşadığı kadının gözlerinden anlatıyor. Hiçbir kazancı olmayan zavallı bir şair olan Keats ile sevgilisi arasında ekonomik nedenlerden ötürü bir türlü evlilikle sonuçlanamayan ilişki, ikili arasındaki çekim hiçbir zaman keşfedilemeden, izleyicide iki sevimsiz karakterin arasında gidip gelen bir kısır döngüsünden öte bir duygu uyandıramadan son buluyor. Klasik bir Campion duygusallığıyla resmedilmiş film, tüm görsel şıklığına rağmen kaskatı oyuncularının ve tek notalık senaryosunun kurbanı oluyor. detay >>
 
08.03.2010
detay >>
 
Alis Harikalar Diyarında 05.03.2010
Burton’ın o her filminde tekrarlanan, dolayısıyla çoktan olağandışılığını da çekiciliğini de kaybetmiş olan fantastik dünyası Alis’in Harikalar Diyarı’nı da allayıp pullamaya elverişli; ancak bir o kadar da öngörülebilir ve sıkıcı... Burton’ın, öyküsünün teması, mesajı ve finaline bakmadan gotikleştirdiği güzelim karakterler, kafasına göre olmadık yere mührünü basma küstahlığı, bana bu yolculuğun Alis’in harikalar diyarına değil, Burton’ın kompleksler kuyusuna gideceğini anlattı... Burton filmi izlemek isteyenleri bir daha Burton filmi izlememek konusunda ikna edebilir. detay >>
 
Ses 05.03.2010
Ümit Ünal’ın son filmi Ses, dünya gerilim filmleri külliyatına Türkiye’den bir giriş yapmak yolunda atılmış hakkı yenilmeyecek bir adım. Selma Ergeç’in saf bir doğallıkla canlandırdığı Derya’nın buhranlı öyküsü, elbette dünyada benzerlerine çok fazla rastlansa da sürükleyici bir macera; içinde derinlere yerleşmiş korkular barındıran genç bir kadının içindeki şeytanla yüzleşme filmi... Türk filmlerinde sık sık karşılaştığımız türsel kararsızlık, estetik tutarsızlık ve matematiksel dengesizlikler eksik değil. Ama görsel ve işitsel olarak iyi kotarılmış. detay >>
 
Yenilmez - Eastwood-Mandela İkilisinden Hayat Dersleri 26.02.2010
Yenilmez, Eastwood’dan yine insanlığı eşitlik ve hoşgörüye davet eden ilham verici bir öykü, bir anlamda bir hayat dersi... Morgan Freeman’ın konuşması, duruşu, gülümseyişi ve tüm sıcak enerjisiyle ustalıkla canlandırdığı Mandela ne zaman perdeye gelse adeta hayatı nasıl algılayıp nasıl yaşamak gerektiğiyle ilgili alçakgönüllü olduğu kadar da unutulmaz birer ders alıyoruz... Mandela’nın bu dersvari söylemlerini aktaran sahneler dizisi aynı zamanda ister istemez filme bir monotonluk getiriyor... Mandela’nın tüm hayatındansa hayatının kolektif mesajını veren kısa bir süreci ele almasıyla örnek bir biyografi ve Mandela’yı anlatan filmler arasında da parlayacak bir inci. detay >>
 
Nine 26.02.2010
1963 yapımı Federico Fellini filmi Sekiz Buçuk’un müzikal uyarlaması Nine, bu fantastik dram ve müzikal bileşiminin vaat ettiklerinin aksine hayal kırıklığı yaratıyor. Birbirinden yetenekli, başarılı ve güzel kadın oyunculardan oluşan kadroyla beraber Daniel Day Lewis’i iddialı bir yapımda sahneye çıkartmak için zoraki uydurulmuş gibi bir his veren senaryo ve parçalarını oluşturan koreograflı sahneler, yamalı bohça gibi birbirine tutuşturulmuş, bir yüzeysel karakterden öbürüne sıçrıyor... Şarkılar ve koreografilere gelince, yapımın görkemi kadronun büyüklüğüyle örtüşüyor, ama şarkılar son derece sıradan ve unutulmaya mahkum. detay >>
 
Cennetimden Bakarken 26.02.2010
Cennetimden Bakarken, hayatın soğuk ve acımasız yüzüyle, sıcacık ve yaşanmaya değer yanlarını çarpıcı bir şekilde yan yana getiriyor. Fantastik görünen öğeler tam tersine hayatın ta kendisine, günümüzde sık sık duyduğumuz, alışageldiğimiz dehşet verici olaylar ise karanlık bir akıl dışılığa işaret ediyor. Filmde bu birbirine geçmiş kontrast ve çelişkilerden akla düşecek çok malzeme var. Filmin hem bu içerik zenginliğinin hem de görsel güzelliklerinin tadını çıkarmanızı öneririm.detay >>
 
Veda 26.02.2010
Şimdiye kadar gördüğümüz Atatürk portrelerinin tüm tuzaklarına hiç atlamadan teker teker düşmüş, klişeler ve beceriksizlikler yumağı bir portre... Mustafa’yı anlamak, gelecekteki yüceliğinin belirtilerini gözlemlemek şöyle dursun, Bozok’un onsuz bir hayat düşünemediği adama karşı ne sempati ne hayranlık duyabiliyoruz... ülkemiz ve dünya için yüce bir devlet adamını hayranlıkla ve kendi hayatlarımız ve günümüz Türkiyesi için de dersler çıkararak izlemek yerine sıkıntıya boğuluyor, saatin bir an önce 9’u 5 geçmesini bekliyoruz ne yazık ki. detay >>
 
Aşk Dersi 19.02.2010
Aşk Dersi muhafazakarlığın para ve güç karşısında yumuşayan parmaklıklarından, aile kavramının sarsılmazlığına, genç kız olmanın ve yetiştirmenin kaygan zeminine, insan zaaflarının yıkıcılığı ve öğreticiliğine kadar hayatın pek çok alanına erdemli bir bakış yöneltiyor. Bir genç kızın hassas bir çağında aşktan yola çıkarak hayata dair herkesin bir şeyler bulabileceği hem çok şık hem de renkli bir resim çiziyor. Hayatında öğretildikleri ve kendisinden beklenenler konusunda şüpheye düşmüş herkes için lezzetli bir beyin cimnastiği. detay >>
 
Kurt Adam 19.02.2010
Benicio Del Toro’nun Kurt Adam rolü için uygunluğu ve Anthony Hopkins’in ve yükselen aktris Emily Blunt’ın projedeki varlığı ilk bakışta başarının Kurt Adam’ın alın yazısı olduğu izlenimini veriyor. Ancak durumun hiç de öyle olmadığı yavaş yavaş kendini belli ediyor. 1990’ların basit öykülere dayanan ve tek hedefi kan ve vahşet saçmak olan ikinci sınıf televizyon filmleri gibi kuru ve ruhsuzca başlayan film, ilerleyen dakikalarda izleyiciyi şaşırtmayacağını daha bir kanıtlıyor. Artık göz alışkanlığından dolayı etkilenmemeyi öğrendiğimiz görsel efektler de fikrimizi değiştirmeye yetmiyor. detay >>
 
Kan Arzusu 19.02.2010
Ülkemizde de beğeniyle takip edilen Güney Koreli yönetmen Park Chan Wook’un merakla beklenen son filmi Kan Arzusu yine yönetmenin ayrıksı romantizm anlayışını, karanlık mizahını ve gerek görüntüleri, gerek sanat yönetimi, gerekse montajıyla yarattığı alışılagelmedik görsel dünyasını izleyiciye sunuyor. Film, iki saati aşkın süresi ve yer yer kanlı, daima absürd evreniyle izleyiciden belli bir tolerans görebildiği ölçüde kabul görecektir. Şaşırtıcı bir vampir filmi - tüyler ürpertici bir aşk öyküsü bileşimi olarak enteresan, ama dayandığı fikri hızla eskiten bir çalışma. detay >>
 
Percy Jackson & Olimposlular: Şimşek Hırsızı 19.02.2010
Harry Potter serisinin büyücülük çerçeveli konusunu Yunan mitolojisine adapte eden fantastik macera Percy Jackson, hemen hemen aynı kitleyi aynı yollardan tavlamaya çalışmasıyla rahatsız edici. Öte yandan Harry Potter’ın son derece bayağı bir seri filmi doğurabilmiş ve izlenmiş olmasına bakılırsa Percy Jackson’ın eksik bir tarafı neden olsun! En azından Steve Coogan, Uma Thurman ve Rosario Dawson’ın minik ama kurtarıcı performansları filmin fantastik aksiyon yüklü çehresine gerekli bir mizah katıyor. detay >>
 
Arthur: Maltazar’ın İntikamı 19.02.2010
Luc Besson’ın ikinci animasyon filmi, Arthur ile Minimoylar’ın (2006) devamı ve üçüncü bir Arthur filminin de habercisi. Bir filmi devam ettirip üçüncü bir film için merak uyandırmaya kalkarken Besson, ne başı ne sonu anlam ifade eden, kendi içinde de ne çok orijinal ne de heyecan verici olmayı bilen bir film yapmış. Minimoylar’ın dünyası her ne kadar yaratıcı hoşluklara sahne olsa da tüm bunlar filmin iki boyutlu karakterleri ve sıradan olay örgüsünü unutturmuyor. Çocukları götürecek çok daha iyi çizilmiş ve tasarlanmış fantastik filmler var, Minimoylar boşluk doldurmuyor. detay >>
 
Herkesin Keyfi Yerinde 05.02.2010
Film, 60 yaşlarındaki kahramanını gelecek misafirleri için ufak hazırlıklar yaparken gösteren ilk planlarından itibaren nedeni henüz bilinmeyen, ama izleyicinin boğazına koca bir düğüm yerleştirebilecek bir trajedi duygusuyla yüklü... Aile arasındaki yabancılık, ölümle beraber değişen aile dinamikleri, ebeveyn ve çocuklar arasındaki suçluluk ve pişmanlıklarla üzeri örtülen, ancak pratik hayata yansıdığından çok daha farklı olabilen sonsuz sevgi ve bağlılık, Herkesin Keyfi Yerinde’de çok yalın ve dokunaklı yöntemlerle anlatılmış. detay >>
 
Tanrının Kitabı 05.02.2010
Tanrının Kitabı’nda Hughes Biraderler kalkıştıkları aksiyon-western’in altını dolduramadıkları gibi ‘din günü kurtaracak’ masalının da potansiyel anlamlarının içini boşaltıyorlar. Ortaya iki taraftan da bir şeye benzemeyen, üstelik iç bunaltıcı olay örgüsü, çizgi roman’dan fırlamış iki-boyutlu karakterleri ve kendini bir şey sanmaya meyilli çamur gibi görüntüleriyle zaman kaybı bir film çıkıyor. detay >>
 
Romantik Komedi 05.02.2010
Romantik Komedi her tarafından sahtelik akan bir film her şeyden önce. Üstelik bir de ortada izlenmeye değer bir öykü, karakterler, oyuncular, tasarım ya da herhangi bir şey varmış gibi iki saat sürüyor! Bana göre sabır sınayan ve aşk, romantizm, mutlulukla ilgili çok yanlış ve de çirkin bir resim çizen bir film. Arkanızı döndüğünüze en pişman olmayacağınız romantik komedi bu olabilir. detay >>
 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 
 
 
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.