|
| |
|
| Film boyunca şunu düşündüm: Madem ki bir kadını merkeze oturtup iki adamı da çabucak (birini yalnızca fotoğraftan) ve sırılsıklam bu kadına aşık edeceksin, neden tüm filmi yalnızca Aybige’yi yüceleştiren, büyülü kılan bir yazarlık ve görüntü yönetimiyle işlemiyorsun. Ancak belki bu şekilde, akıl almaz olanı adı konulmaz bir kara sevdaymış gibi gösterebilirsin, ya da yaptığının arkasında durmak için kendine bir gerekçe satın almış olursun. detay >> |
| |
|
| Yılmaz Erdoğan, İbrahim Büyükak’la ortak yazdığı öyküde dolu dolu iki saat sunuyor sevenlerine. Rıza Şenyurt’un trajikomik öyküsü dalga dalga dertlerin içine sürüklendiği gibi adım adım çözümleniyor da. Tek bir alanda değil, iş ve aile hayatında olduğu gibi kişisel ve sosyal hayatında da teker teker sorunlar yaşayan Rıza’nın problemleri, kendini deşifre etmeye uğraşmayan doğallık ve özgüvenle ülkenin/dünyanın ekonomik ve politik durumuna da pencere açıyor... Neşeli Hayat, son zamanlarda vizyona giren, özellikle de gişe yapma iddiasıyla izleyiciyle buluşan Türk yapımlar arasında sevindirici bir sürpriz. detay >> |
| |
|
| Yeni Yıl Şarkısı, insanda ikili duygular uyandırıyor. Bir yanda filmin ihtişamlı görselliği, karlı ve ışıklı atmosferinin alımı, bir noel filmi izlemenin, hem de altın gibi işlenmiş enfes görüntüler eşliğinde bir şölen hissi deneyimlemenin tadını yaşıyoruz; öte yanda anime edilmiş hareketli görüntünün sentetikliği, öykünün çocuklar için fazla karanlık, büyükler için ise fazla monoton içeriğinden bunalıyoruz. Hem kalbi sıcak ve insancıl duygularla atan bir noel filmi önermesiyle o ruh halini yaşamak için hazırlanıyoruz, hem de noel neşesinden çok ihtiyar bir adamın kabusunu bol tekrarlı ve yorucu bir çerçeveden izlemeye terkediliyoruz. detay >> |
| |
|
| Yeni Ay’da vampirlerin tarihçesi ve kültürü daha bir derinlemesine anlatılıyor. Hem mistik ve çekici, hem de karanlık ve tehlikeli olan bu cemiyet Bella’yı içine çekiyor. Biz de açıkçası "şu kız bir vampir olsa da rahat etse" diye düşünüyoruz. Öte yandan kurtadamların öyküye eklemlenmesi, daha önce yalnızca vampirler arası olan çatışmaya yenilik getiriyor, renk katıyor. Üstelik birbirine düşman iki ırktan varlığın Bella’ya olan aşkı ve onu korumak için bir araya gelmeleri karakterler arası gerilimi ve ateşi artırıyor şüphesiz. detay >> |
| |
|
| Köfte Yağmuru, yeme kültürü ve alışkanlıklarının öneminin yanı sıra tüketim toplumunun kolay, bedava ve ilk bakışta güzel olan şeylerin çekimine ne kadar çabuk kapılıp kendini kaybettiğini, hırs ve tüketimin bizi yavaş yavaş nasıl felakete sürükleyebildiğini hızlı ve muzip bir dille anlatıyor. Esprileri ne kadar çocuklara uygun olsa da hedeflediği kapitalizm ve tüketim toplumu eleştirisi çocuk kitlenin algısının dışında kalabilir. Dolayısıyla film, genç izleyicileri başta çekebilecek komedisinin kısa sürede yerini tekrarlara ve monotonluğa bırakması tehlikesi altında. detay >> |
| |
|
| 2012 kıyamet filmleri içinde en pahalı ve kendini bilmezi heralde. Dünyanın yok olmasını bir dijital efekt tufanı için ağzına sakız yapmış, yeryüzünün bu hale gelmesiyle ilgili bir aydınlatmaya ihtiyaç duymadan, ne doğayla ve çevreyle ne de insanlığın durumuyla ilgili bir yorum yapmadan, izleyicinin gevrek gevrek mısır patlağı yiyeceğini, açıkça hiçbir şey hissetmeyeceğini öngörüyor. İnsanların genel umarsızlığı yüzünden mi bu öykü yoksunu, efekt çuvalı filmler delice paralara yaptırılabiliyor, yoksa bu tür filmler yapılagele mi kabul eder olduk dünyanın sonunu da, bu filmi yapan/yaptıranların ta kendisinin dünyanın sonunu getirmeye bizi bizzat yaklaştırdığını da. detay >> |
| |
|
| Turnuva’nın yapımı için tek gerekçe insan bedeni havaya uçurmak olsa gerek. Zira filmde başka bir şey olmuyor. Alkolik bir rahip var, nedeni bellisiz; bir yığın katil var, kendilerini böyle bir milyarder oyununa neden alet ederler akıl almıyor... tek yanıt, bir masa etrafında toplanmış, önlerinde milyonlar ağızlarında purolar kucaklarında sarışınlarla 30 kişinin birbirini havaya uçurmasını bekleyen zihniyet neyse, böyle filmleri insanların şeytani zaaflarını beslemek için yapıp sunanınki de ondan farklı değildir. Turnuva’nın değeri sıfır. detay >> |
| |
|
| Bornova Bornova küçük bir espri/dönüşe dayanan bir kısa film fikrinin karakterleri ve atmosferi biraz daha açılmış uzun versiyonu gibi. Hatta renkleri bile bir üniversite bitirme projesinin saf estetik arayışını çağrıştırıyor. Kaldı ki ne kısa filmler var, Bornova’nın anlattığından çok daha derinlemesine ve keskin öyküleri iki dakikada insanın kalbine işliyor. Bornova’da bu olmuyor, hatta istikrarsız birkaç fikir ve estetik seçim de bu zaten tam olmayan öykünün içinde göze batıyor... Yine de günümüzde gördüğümüz birçok uzun metraj Türk filminden daha çok sinema tadına yaklaşan bir yanı var. detay >> |
| |
|
| Coco Chanel’den Önce, Chanel’in tasarımlarının bir geçit töreni değil, ama Chanel’in dehasının tomurcuklandığı bir döneme tanıklık ediyor. Film ne bir aşk öyküsü olarak ne de zengin bir biyografi olarak dikkat çekici. Ama Tautou’nun her zamanki sevimli ve şık performansı ve filmin mütevazi Chanel kesitlerini izlemek için görülebilir. detay >> |
| |
|
| Filmde uzaylılar ve insanlar arasında yaşanan düşmanlık ve devamında gelen kavgalar, insanlığın ebedi ırklararası çatışmalarına ayna tutuyor. İnsanın -o ne olursa olsun- yabancı/bilinmezle kurduğu ilişkinin korku ve vahşetle dolu olduğunu anlatan film, yabancının da yerlinin de tanıdık psikolojilerini anlatmakta çarpıcı. Yasak Bölge 9, hem bir bilimkurgu ve aksiyon/gerilim olarak, hem kullandığı belgesel-haber teknikleriyle gerçekçi bir mizah/dram bileşimi olarak, hem de insan-uzaylı metaforuyla doğurduğu politik/etik/ahlaki tartışma alanları sayesinde ciddi bir film olarak çoğu izleyici kitlesini tatmin edecektir. detay >> |
| |
|
| Kıskanmak, abisi ve güzel karısının yanında sığıntı gibi yaşayan Seniha’nın onların hayatını mahvediş öyküsünü anlatıyor... Yapımcı Yerli Film’in basın bülteninde belirttiği gibi Seniha aslında yengesi Mükerrem’e kıskançlık duymuyor; her şeye sahip olan, gölgesinde yaşadığı, kaderi ona kul köle olmak olan abisini kıskanıyor. Ancak filmin yapımcısının bile bu hataya düşmesinden yapım şirketini değil bizzat Zeki Demirkubuz’u sorumlu tutmalı. Çünkü biz izleyenler de, değil Seniha’nın aslında abisini kıskandığını, filmin başlığı olmasa ortada bir kıskançlık duygusu olduğunu bile anlayamazdık. detay >> |
| |
|
| Jackson’ın müzik tarihinin unutulmayacak eserlerini ardı ardına prova hamlığında perdeye taşıyan filmi izlerken, hem Michael Jackson’ı son bir kez sahnede görmek ve dinlemek, hem de artık asla görme şansını elde edemeyeceğimiz bir gösterinin çıplak halinin keyfini çıkarmak mümkün. Kenny Ortega’nın hiç bitmesini istemeyeceğiniz şık ve dinamik montajı, Jackson ve ekibiyle ilgili bilgilendirici bir belgesel değil, ama sanatçının anısı için önemli bir yatırım. detay >> |
| |
|
| İki Dil Bir Bavul, toplumsal realiteleri yeniden düşünmek için; çok boyutlu ve çok kimlikli bir memlekette yaşamanın bazıları için ne demek olduğunu farketmek için; henüz toplumsal baskılarla tanışmamış, kent dünyasının sürekli bombardımanına maruz kalmamış, bir bakıma el değmemiş çocukların dünyasına bu denli yakından tanıklık etmek için eşsiz bir fırsat. Çok güzel bir konu ve elbette çok güzel subjeleri olan keyifli ve çok sevimli bir belgesel. detay >> |
| |
|
| Bir önceki projesiyle senaryo dalında Oscar kazanan Diablo Cody’nin yazdığı senaryo bu kez filmin kurtarıcısı değil, bir numaralı düşmanı gibi görünüyor... ‘İyi bir fikir üzerine kötü bir film çekilmiş’ görüşleriyle anılan Kana Susadım’da ben şimdiye kadar birçok kez düşünülmüş ve iyi ya da kötü defalarca tasarlanmış bir öykü gördüm. Ne arka planda bir eleştiri/görüş/fikir okuyabildim, ne de ön planda tabak gibi karşımızda duran tavlama hedefli popüler kültür imajlarından keyif aldım. Bana göre kollarını sıvadığı her türde ve alanda yetersiz kalan averajın altında bir film. detay >> |
| |
|
| Fame’in becerdiği başlıca şey de bu zaten: seçtiği yeteneklerin üzerine dinamik bir kurguyla ve masraftan kaçılmamış bir prodüksiyon tasarımıyla, ritim ve renkten oluşan bir resim çizmek. Film, her birinin hayallerini gerçekleştirmek yolunda belirli engellerle karşılaştığı, aileleriyle ya da girmeye çabaladıkları endüstriyle mücadele ettikleri, büyük emek ve çaba gerektiren bir hayatın çizgilerini yakalıyor. Bunların içini doldurmakta yüzeyselliğin ötesine geçemiyorsa da güçlü ritim ve rengi izleyiciyi tavlamakta etkili. detay >> |
| |
|
| Kanal-İ-zasyon, sinema için yazılıp tasarlanmaktansa sinemayı yalnızca kendine bir araç olarak alan kişisel fikir ve eforların zevksizce bir araya getirilmesi. Televizyonun yozluğunu eleştirirken kullandığı sanatsal ve düşünsel alanın hakkını veremeyen bir film. Filmin eleştirel fikirlerinin adresine ulaşabilmesi için önce kendi alanında saygı uyandıran bir çalışma olması daha doğru olurdu şüphesiz. detay >> |
| |
|
| Melekler ve Kumarbazlar, herkesin halihazırda dramatik algılayacağı bir trajediyi merkezine almış, her bir karakterin depremle ilişkisini, neler yaşadıklarının ötesinde neler hissettiklerini baz alarak araştırmaksızın izleyiciden gözyaşları bekliyor. Yazar-yönetmen bizim için dramı bulup çıkarmak, temellendirmek, büyütmek ve doruğuna taşımak zahmetine girmektense, seçtiği konunun hafızalardaki dramatik kalıntılarına ve izleyicinin tahmin ve sezgi yeteneğine güveniyor. Ama sırf bir adam çıkıp zanaatını çalışmadan bir film çekmeye kalktı diye izleyici onun yerine bu kadar işi yüklenemez, ateş olmayan yerden duman çıkaramaz. detay >> |
| |
|
| Raimi Kara Büyü’yle tekrarlar ve klişelerle batmakta olan bir türü yeniden canlandırıyor. Korku duygusunun yakın akrabası olan mizah duygusunu müthiş bir denge ve zevkle iç içe işleyerek türün sınırlarını genişletmenin, geliştirmenin ve hatta yeniden icad etmenin mümkün olduğunu hatırlatıyor. Bizi çıkardığı cehenneme doğru yolculukta bol miktarda iğrenme ve şok yaşayacağınızdan emin olabilirsiniz. Hazırlıklı olun ve bu korku şöleninin tadını çıkarın. detay >> |
| |
|
| Coco Chanel & Igor Stravinsky: Büyük Aşk, bir aşk öyküsü olarak lanse edilse de, Coco’nun olgunluk dönem portresi daha çok... Modacı olarak kariyeri ve yaratımları üzerine pek biyografik bir tarafı yok, bir aşk hikayesi olarak da doyurucu değil. Yine de ortada bir Coco var ve Coco yorumu var. Fransız modacıya ilgi duyanları çekebilcek bir portre ve şık giysiler geçidi için izlenebilir. detay >> |
| |
|
| Yukarı Bak Pixar animasyonları içinde belki de en dramatik ve gerçeğe yakın olanı. Mizahı, çizgisi, karakterleri ve elbette aksiyon ve macerasıyla çocuklara hitap ettiği kuşkusuz olsa da, artık vaktinin dolmakta olduğunu anlayan pişmanlıklarla ve acıyla dolu ihtiyar bir adamın kendini toplayıp yollara düşmesi fikri ister istemez risk taşıyor. Ancak Yukarı Bak’ın dengeli dram-komedi bileşimi bu riski kısa sürede olumluya çeviriyor. detay >> |
| |
|
| Ang Lee’nin son filmi Özgür Woodstock, meşhur Woodstock Müzik Festivali’nin 40. yıldönümünde festivalin yaratıcılarını perdeye taşımak üzere yapılmış bir film. Bir Ang Lee filmi olarak dikkat çekmektense karakterlerinin absürdlükleri ve hippi kültürünün yayılma sürecine dair ufak bir katkı olarak anılacağa benziyor. Festivalin oluşum süreci ve festivale ev sahipliği eden genç bir adamın müziğin özgürleşmesiyle beraber yaşadığı dönüşüm, çarpıcı bir olay örgüsü olmaksızın, sırtını tembel bir mizaha yaslayarak sinemaya yansıyor. detay >> |
| |
|
| Zaman Yolcusunun Karısı, sorgusuz sualsiz absürd bir olay dizinini kabullenebilen, birçok garipliği ve eksikliği göz ardı edip yalnızca iki insanın birlikte varoluş çabasını kendi bildiği ve yaşadığı pencereden metaforik olarak gözlemleyebilen bir seyirciye hitap ediyor. Film, bir bilimkurgu olarak darmadağınık ve anlamsız, bir dram olarak ise o bölük pörçüklüğün içinde aşka ve kadere dair bir şeyler bulabileceğiniz, Henry ve Clare gibi bilimkurguyla gerçeklik arasında gidip geleceğiniz bir zihin ve yürek egzersizi. detay >> |
| |
|
| Tom’un kartpostal tasarımcısı olarak çalıştığı iş yerinde çalışmaya başlayan Summer, onun yalnızca tutkuyla aşık olduğu ilk kadın değil, aynı zamanda da ilk kalp kırıklığı olacaktır. Aşka inanmayan Summer, Tom’a hayatının en güzel, karmaşık ve bulanık 500 gününü yaşatır... Aşkın (500) Günü, alışık olduğumuz romantik komedilere göre mutlu bir sona doğru gitmediğini daha en başından belli eden, bunu yaparken de hem romantik hem de komik olma sözünü vermeyi ihmal etmeyen taze bir fikir ve eğlenceli bir seyir. detay >> |
| |
|
| Aptallık Çağı, iş işten geçtikten sonrasından bakan yapısıyla hem içinde bulunduğumuz durumun vehametini, hem de aciliyetini aktarmakta etkili. Seçilen öyküler ve karakterler de acı bir mizahla, doğru bir uzaklıkla, ciddiyet ve özenle derlenmiş. Kimi zaman -belki haklı olarak- suçlama içerikli, kimi zaman da -yine belki haklı olarak- paniğe kaptırmak hedefli, karanlık ve huzursuz edici. Ne var ki, şu an dünya öyle bir noktaya gidiyor görünüyor ki, insanları uyandırmak ve harekete geçirmek için daha ılımlı yaklaşımlar için de fazla geç kalınmış olabilir. detay >> |
| |
|
| Uzak İhtimal, henüz senaryosu ilk provasındayken çekilmeye kalkılmış bir filmi andırıyor. Senaryo ve karakterler üzerinde detaylı bir çalışma, Coşkun’un yönetim yetkinliğinin ve filmin görüntü ve prodüksiyon başarısının hakkını daha iyi verebilirdi. Öyküsünün zayıflıklarına rağmen Uzak İhtimal Türk sinemasının son dönemdeki ürünlerine örnek olması gereken şık ve anlamlı bir film. Aynı zamanda yalnızca biraz daha zaman ve tasarıyla aşılabilecek sorunlarının olması, bir film için verilen emeği layık olduğu potansiyele ulaştırmanın sanıldığından çok daha kolay olduğuna işaret ediyor. detay >> |
| |
| 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 |
| |
| |
| |
| |