SİYAD Emek Sineması İçin İlan Hazırlattı!
63. Cannes Film Festivali Resmi Seçkisi Açıklandı!
29. İstanbul Film Festivali’nde Ödüller Dağıtıldı!
Arka Pencere, Şarlo İçin Yaşgünü Pastası Kesiyor!
29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Arka Pencere, Çocuk Oyunculara El Sallıyor!
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Arka Pencere, Son Samuray Kurosawa’yı Anıyor!
Arka Pencere Dergisi, Oscarlı Kötü Adamların Peşinde!
29. İstanbul Film Festvali’nin Programı Açıklandı!
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Arka Pencere, Oscar Arifesinde En İyi 11 Oscarlı Filmi Listeliyor!
Arka Pencere, Türk Filmlerinin Festival Karnesini Çıkarıyor!
Pera Müzesi’nde Fransız Sineması
Altın Ayı “Bal”ın!
Arka Pencere Recep İvedik’i Sorgu Masasına Oturtuyor!
Altyazı Sinema Seminerleri’nde 2010 Bahar Dönemi Başlıyor!
8. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali
Arka Pencere Sevgililer Gününü Kutluyor!
 
 
 
 
 
   
 

19.05.2009

62. Cannes Film Festivali hızla devam ederken, resmi yarışma bölümünün iddialı başlıkları da belli olmaya başladı.

Fransız yönetmen Jacques Audiard’ın filmi A Prophet, 19 yaşında ufak suçlar işleyip altı yıl hapis cezasına çarptırılmış Fransız-Arap bir gencin, hapishanenin mafya ağı içinde ayakta kalma, ve hatta bu beklenmedik hayat okulunda topladığı yıldızlarla peygamber-vari bir dokunulmazlık ve nihayetinde kendi kişisel krallığını kurma sürecini konu alıyor. İki buçuk saat süresine ve çok sade prodüksiyon tasarımı, mekanları ve kurgusuna rağmen heyecanla takip edilen film, Malik’in yeri geldiğinde kendi kendini imha etmeye yaklaşan, yeri geldiğinde hassas, gergin ve neredeyse saf halleriyle yürek parçalayan karakterini, ulvi bir noktada, ödün vermeyen özgüvenli bir sinema diliyle ele alıyor. Film, halen festival izleyicisinin favorileri arasında.
 
Bir başka favori film ise iki Altın Palmiyeli İngiliz yönetmen Ken Loach’un filmi Looking for Eric. Fransız futbolcu Eric Cantona’ya, Fransa’ya ve İngiliz futbol kültürüne göndermeleriyle salonda bol kahkahalar alan film, Steve Evets’in ödül hak eden bir performansla canlandırdığı Eric adlı bir postacının öyküsünü anlatıyor. Oğullarıyla beraber yaşarken bir yandan da unutamadığı ilk karısıyla aşkını tazelemeye çalışan Eric, başından geçen talihsizliklerin üstesinden hayranı olduğu futbolcu Eric Cantona’nın hayaliyle geliyor. Özellikle apayrı dünyaların insanları olan iki Eric arasındaki diyaloglar, Eric’in matrak arkadaş çevresi ve yeniden kıpırdanmaya başlayan küllenmiş bir aşkın romantizmi filme güç veriyor. Neredeyse bir piyes gibi akan film sinema olarak olağanüstü tatlar vermese de Loach’u yeniden böyle insancıl bir öykünün başında görmek büyük keyif.
 
Von Trier Şoku!
Merakla beklenen ve festivalde en çok tartışmalara yol açan film, beklendiği üzere Lars Von Trier’in son filmi Antichrist oldu. İzleyiciyi ikiye bölen film, Von Trier’in kadın düşmanlığıyla suçlanmasına kadar uzanan ciddi tartışmalara yol açtı. Charlotte Gainsbourg ve Willem Dafoe’dan oluşan iki kişilik dev kadrosu, Oscarlı görüntü yönetmeni Dod Mantle’ın enfes resimleri ve Von Trier’in her zamanki dahiyane sinema dili filmin sindirilmesi konusunda etkili olamamış görünüyor.
 
Antichrist, çocukları ölen bir çiftin yas süreci ve hızla sürüklendiği cinnetin ve dehşetin öyküsü. Bir vajina hadım etme sahnesi başta olmak üzere birkaç katlanması zor şiddet sahnesi, filmin genel olarak gergin ve karabasan-vari atmosferini tamamlıyor. Kadın karakterini şeytan olarak resmeden Von Trier, bana göre kadın düşmanlığından çok uzak duruyor. Toplumsal olarak belirlenmiş kimliğini doldurmak konusunda yaşadığı başarısızlık onda derin bir psikoza neden olmuş bir kadının cinnetini anlatmak, -özellikle de filmin yerleştiği dinsel, felsefi ve cinsel içerikli çerçevede- son derece akla uygun göründü bana. Von Trier’in nerdeyse kendi alacağı kuramsal vb. eleştirilerin bilincinde kurduğu vurdumduymaz yaklaşımı da limitleri olmayan bir sinemacının dehasını izlemek için ayrı bir neden daha.
 
Antichrist, hiçbir şey için değilse de şok ediciliği ve her şeye rağmen müthiş bir olgunluk ve özgüvenle perdeye yansıttığı derin dramıyla takdiri hak ediyor. Ancak böylesine skandal bir filmin Altın Palmiye’yi alması, festivalin üstüne çekeceği kara bulutlar nedeniyle mümkün görünmüyor.
 
Almodovar’dan Rengarenk bir Dünya Daha...
Cannes’ın vazgeçilmez isimlerinden İspanyol yönetmen Pedro Almodovar’ın son filmi Broken Embraces de nihayet bu sabah festivalde görücüye çıktı. Bir kaza sonucu kör olduktan sonra sinema yönetmenliğinden yazarlığa geçiş yapan bir adamın geçmişte yaşadığı büyük aşkı ve çektiği sinema filmini tamamlama sürecinde yaşadıklarını konu alıyor. Ancak bu filmi, tek bir cümleyle anlatmak zor. Gerek yazarın yaşamı, gerek Penelope Cruz’un canlandırdığı sevgilisinin çetrefilli hayatı ve ilişkileri, gerekse çektiği filmin Almodovar’ın kendi filmografisine göndermelerle bezediği öyküsü filmin birçok tabakasını oluşturuyor. Bu karmaşık ve dursuz duraksız yapı içinde kaybolmamak mümkün olmasa da, Almodovar’da bulmakta hiçbir zaman güçlük çekmeyeceğimiz renklilik, lezzetli performanslar ve safiyane mizah bu filmde de eksik değil.
 
Festivalde hala Tarantino, Haneke ve Ming-Liang gibi isimlerin filmleri gösterim bekliyor. Festivalden haberler ve izlenimleri FilmButik’te takip edebilirsiniz...
 
Selin Sevinç

 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.