29. İstanbul Film Festvali’nin Programı Açıklandı!
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Arka Pencere, Oscar Arifesinde En İyi 11 Oscarlı Filmi Listeliyor!
Arka Pencere, Türk Filmlerinin Festival Karnesini Çıkarıyor!
Pera Müzesi’nde Fransız Sineması
Altın Ayı “Bal”ın!
Arka Pencere Recep İvedik’i Sorgu Masasına Oturtuyor!
Altyazı Sinema Seminerleri’nde 2010 Bahar Dönemi Başlıyor!
8. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali
Arka Pencere Sevgililer Gününü Kutluyor!
Oscar Adayları Belli Oldu!
İstanbul Modern Sinema’da Sıfır Derecede Aşk!
SİYAD Ödülleri’ne “Hayat Var” ve “Vavien” Damgası!
Gene Hackman, Arka Pencere’de “Yokum” diyor!
42. SİYAD Ödülleri Törenini Cem Yılmaz Sunuyor
Cinedergi 22. Yayında!
Cannes’da Jüri Başkanı Tim Burton
Alin Taşçıyan ve Esin Küçüktepepınar FIPRESCI’de!
Sinematek Derneği’nden Sinema Kursları Şubat’ta Başlıyor!
!f’e 365 Saat Kala Buluşması
 
 
 
 
 
   
 

22.05.2009

62. Cannes Film Festivali’nin son günlerine yaklaşırken yarışma bölümünün merakla beklenen filmleri kimi zaman beklentileri fazlasıyla karşılayarak, kimi zaman hayal kırıklığına uğratarak izleyici karşısına çıkmaya devam ediyor.

Tarantino’nun Günü!
Elbette yarışma filmleri arasında en heyecanla karşılanan film Quentin Tarantino’nun enternasyonel bir yıldız kadrosuyla basının yoğun ilgisini toplayan Inglourious Basterds adlı filmi oldu. Festival için ucu ucuna yetişen, çekimleri üç ay önce tamamlanmış, geçtiğimiz yaz sonuna kadar ise yapım için hiçbir hazırlık bile henüz yapılmamış filmin basın toplantısında Tarantino ve ekibi, neredeyse orada olduklarına inanamayan bir şok ve sevinç içindeydi.
 
II. Dünya Savaşı’nı bir yahudi intikam fantazisiyle sonlandırdığı filminde Tarantino, iki saat kırk dakikalık süresini 20-30 dakikayı bulan bol diyaloglu sahnelerle dolduruyor. Her zamanki pop-art tarzının yanı sıra çok uluslu, çok dilli, ister istemez politik ve kalıplı tematik ve estetik bir çerçeveyle izleyenlerine hem tipik bir Tarantino filmi hem de yepyeni bir lezzet getiriyor.
 
Bu kez savaş filmi türüyle flört eden Tarantino bu türün yan türlerini de epik macerasına ekleyerek, hem gerilimi, hem komediyi, hem de dramı tadına doyulmaz bir şekilde birleştiriyor. Göndermeler ve referansları hayranlarından, düşmanlarına ve merakla takip ettiği eleştirmenlere kadar herkese hitap ediyor. Oyuncu kadrosu ise özellikle Alman oyuncu Christoph Waltz’un tüyler ürperttiği, Brad Pitt ve Eli Roth’un güldürdüğü, Melanie Laurent’in parladığı sayısız başarılı performansı içeriyor.
 
Genel kanı buna işaret etmese de bana göre yarışmanın en görsel ve içerik olarak tatmin edici filmlerinden, Altın Palmiye’nin de en kuvvetli adaylarından biri.
 
Festivalde Sessiz Sedasız Günler...
Festivalden fazla ses getirmeden geçip giden filmler arasında Alain Resnais’in Wild Grass adlı filmi de vardı. Fransız sinemasına eşsiz katkıları olmuş olan usta yönetmen bu kez 60lı yaşlarında olan evli bir adamın cüzdanını bulduğu bir kadına aşık olması ve aşkına karşılık bulduğunda ikilinin arasında değişen ilişki dengelerini konu alıyor. Kuvvetli bir mizah, etkileyici performanslar, ustalıkla kotarılmış eski moda bir görüntü yönetimine karşılık güncel ve modern bir müzik skoru Resnais’nin salondan çıkılır çıkılmaz geride bırakılan öyküsünü biraz olsun enteresan kılıyor.
 
Derinlik ve hafızaya çakılma konusunda birkaç adım daha ilerde bir film ise yine Fransız yönetmen Xavier Giannoli’den geliyor. Gerçek bir öyküden perdeye uyarlanmış In the Beginning, hapisten yeni çıkmış, dışardaki hayata tutunma konusunda sıkıntı çeken orta yaşlı bir adamın sahte belgeler kullanarak bir inşaat şirketi kurmasıyla beraber gelişen olayları konu alıyor. Onlarca insana iş sağlayan, kiraladığı ofisi ve araçlarıyla dört başı mağrur bir iş kuran Paul, bir otoban yapımı için kolları sıvadığında çoktan herkesin sevgisini ve minnetini kazanmıştır. Ancak her yalan gibi bunun da sonu trajediye doğru ağır ağır yol alır. Film, festivalin yine iki buçuk saatlik sabır isteyen filmlerinden olmasına rağmen özellikle başroldeki François Cluzet’in trajik performansıyla dikkat çekiyor.
 
İsrailli yönetmen Elia Suleiman’ın yarı biyografik filmi The Time That Remains 1940’lardan günümüze bir ailenin tarihsel evrimini episodik ve skeç-vari bir kurgu ve mizahla anlatıyor. Suleiman, İsrail istilası altındaki Filistinlilerin yaşamlarını, babasının günlükleri, annesinin mektupları ve kendi anılarından yola çıkarak, çarpıcı ancak hiçbir zaman akıcı olamayan bir yapıda mercek altına alıyor.
 
2002’de Irreversible adlı filmiyle sinema dünyasında kendine sağlam bir yer edinen Arjantinli yönetmen Gaspar Noé’nin filmi Enter the Void bana göre festivalin en büyük hayal kırıklıklarındandı. Anne ve babalarını bir trafik kazasında kaybetmiş iki kardeşin yıllar sonra Tokyo’da geçirdikleri karanlık günleri konu alan film, uyuşturucu ve rastgele cinsellik imgeleriyle doldurulmuş dejenere bir hayatı anlatıyor. Film, gerçek bir drama hiçbir zaman yaklaşamadan, yalnızca bunaltıcı psychedelic görüntülerle uyuşturucunun etkilerine ve geçmiş trajedilerden kurtulmak konusunda engelli bir psikoloji sergileyen iki gencin buhranına teğet geçiyor.
 
23 Mayıs Cumartesi gecesi Grand Lumiere Tiyatrosu’nda gerçekleşecek olan ödül töreninde dağıtılacak ödüllerle ilgili bilgi ve geniş bir festival değerlendirmesini FilmButik’te bulabilirsiniz.
 
Selin Sevinç

 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.