63. Cannes Film Festivali Resmi Seçkisi Açıklandı!
29. İstanbul Film Festivali’nde Ödüller Dağıtıldı!
Arka Pencere, Şarlo İçin Yaşgünü Pastası Kesiyor!
29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Arka Pencere, Çocuk Oyunculara El Sallıyor!
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Arka Pencere, Son Samuray Kurosawa’yı Anıyor!
Arka Pencere Dergisi, Oscarlı Kötü Adamların Peşinde!
29. İstanbul Film Festvali’nin Programı Açıklandı!
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Arka Pencere, Oscar Arifesinde En İyi 11 Oscarlı Filmi Listeliyor!
Arka Pencere, Türk Filmlerinin Festival Karnesini Çıkarıyor!
Pera Müzesi’nde Fransız Sineması
Altın Ayı “Bal”ın!
Arka Pencere Recep İvedik’i Sorgu Masasına Oturtuyor!
Altyazı Sinema Seminerleri’nde 2010 Bahar Dönemi Başlıyor!
8. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali
Arka Pencere Sevgililer Gününü Kutluyor!
29.10.2007
44. Antalya Film Festivali ve 3. Avrasya Film Festivali 28 Ekim Pazar gecesi düzenlenen ödül töreninde altın portakallarını dağıttı. Bu yılki uluslararası seçki ne kadar çok renkliyse ulusal film seçkisi de o denli sönüktü. Yarışan Türk filmlerinin çoğu belli bir film çokluğu sağlansın diye yarışmaya alınmış, ama ödüllerin de gösterdiği gibi hiçbir onay alamayacak kadar keyifsiz ya da bütün bütün başarısız ‘film’lerdi. Bu nedenle festivalden ödülle dönen Yumurta, Yaşamın Kıyısında ve Mutluluk dışındaki filmlerin ödüle layık bulunmamasını büyük bir memnuniyetle karşıladım. Altın Portakal jürisine teşekkürlerimi iletirim.
Organizasyon
Festival yazılarımda organizasyondan bahsetmeden geçemiyorum. Antalya’nın da uluslararası festivaller arasında sağlam bir yer edinebilmesi için kuşkusuz organizasyonun etkisi çok büyük. İçerik bir festivalin kişiliğini ve ruhunu simgeliyorsa organizasyon da dış görünümünü ve alımını gösteriyor. Öyleyse 44. Altın Portakal’ın geçen seneden beri daha bir güzelleştiğini söyleyebilirim. Çalışanlar her ne kadar arada koordinasyon bozukluğu yaşasa da en azından daha bir neşeli, güleryüzlü ve yardımcıydı. Kataloglar, çizelgeler, programlar dikkatle hazırlanmış, film ve etkinlik saatleri daha başa çıkılır şekilde tasarlanmıştı. Sonuç olarak workshoplar, basın toplantıları, filmler ve partiler arasındaki koşuşturma makul zamanlamalar ve yoğunluklarda akıp geçti... Ayrıca Altın Portakal web sitesi de bu yıl gayet açıklayıcı ve yararlı oldu. Yetkililere teşekkür ediyorum...
Önemli birkaç gösterimde yaşanan teknik aksamalara da değinmeliyim. Birkaç filmde projeksiyon hataları ve ses bozuklukları gösterimin tadını kaçırdı. Benim katılamadığım gösterimlerde de görsel ve işitsel ayarların bir türlü tutturulamadığını duydum. Bunları çözmek bu kadar zor mu, gösterimlerden önce ses ve görüntü testlerinin yapılması gerekmez mi diye düşünmeden edemiyor insan...
Ödüller...
60. Cannes Film Festivali’nde izlediğimden beri hayranı olduğum, her yanıyla eksiksiz bulduğum ve Altın Portakal’da da favori filmim olan Yumurta’nın En İyi Film ödülünü almasına gerçekten çok sevindim. Geçen sene ödülün İklimler, Takva ya da Cenneti Beklerken dururken Kader’e verilmesine hiç anlam verememiştim. Bu sene de Cannes’da En İyi Senaryo ödülüyle taçlandırılan Yaşamın Kıyısında haksız yere ödülü alacak diye ödüm kopuyordu. Zira Yaşamın Kıyısında ne kadar eli yüzü düzgün bir film de olsa Yumurta’nın olgunluğuna ve sinemacılığına erişebilecek düzeyde bir film hiç değil.
Ancak elbette festivalin Fatih Akın’ın bu çok ses getiren filmini eli boş göndermesi beklenemezdi. Fatih Akın yine de En İyi Yönetmen ve Jüri Özelödülünü eve götürüyor. Türkiye ve Almanya arasında köprüler kurarak ilerleyen Yaşamın Kıyısında’da ikisi Alman altı karakter politik, dramatik ve ölüm kokan maceralara atılıyorlar. Tematik olarak ilgi çekebilecek öyküde üslup yetersizliği diğer her şeyi geride bıraktı benim için. Ne sinematografi ne oyunculuklar oturaklı bir yetkinliğin, ne de senaryo olgun ve bilinçli bir zihnin habercisiydi. Film, hayatın komplikasyonlarını basite indirgeyen bir rastlantısallık tavrını tutturmuş gitmiş. Dram olsun, radikal olsun diye şiddet ve ölüm; politik olsun diye sloganvari söylemler; ilgi çeksin diye lezbiyen bir ilişki kondurulmuş filme. Filmin Avrupalı seyirciyi tavlayacak nitelikleri Türk jürisinin ve izleyicilerinin de neden ve nasıl gözünü boyuyor anlamış değilim.
Yumurta, Semih Kaplanoğlu’nun üçlemesinin diğer iki filminde çocukluğu ve gençliği anlatılan Yusuf’un (Nejat İşler) olgunluk dönemini, karakterin annesinin ölümünün ardından köyü Tire’ye dönüşünü temel alarak anlatıyor. Alabildiğine sade bir öyküsü olan Yumurta, 40’lı yaşlarındaki şair Yusuf’un, ölümüne kadar annesiyle yaşamakta olan uzak akrabası Ayla (Saadet Işıl Aksoy) ile kurduğu suskun iletişimle filizleniyor. İkilinin arasında birbirinin yalnızlığına sessizce merhem olan bağ, uzun ve durgun planlarda bile capcanlı. Filmde diyaloglar karakterlerin dünyalarının farklılıklarına ve derinlerdeki devinime ışık tutacak şekilde ustalıkla tasarlanmış. Kimi sahneler, hatta ufak bakışlar ve duraksamalar filmde cüssesinden çok daha büyük etkiler yaratıyor. Semih Kaplanoğlu’nun Orçun Köksal’la birlikte yazdığı senaryosunun festivalin en büyük ödüllerinden olan En İyi Senaryo ödülüne sahip olmasını çok yerinde buldum.
Oyuncu Ödülleri
Festivalin oyuncu ödülleri de benim dilediğim adreslere gitti. Festivalin başından beri Mutluluk filmindeki rolüyle Murat Han’ın En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Nejat İşler’le beraber en çok hak eden oyuncu olduğunu düşünüyordum. Nispeten yeni bir yüz sayılan Murat Han’ın filmdeki tutarlı aksanı ve izlemeye doyulmayan anlamlı ifadesi, samimi ve sıcak, her daim sevdalı ve takıntılı anadolu erkeğinin sertliğini de ılımlılığını da taşıyordu.
Özgü Namal’ın Mutluluk’taki rolü için ise oyuncunun şimdiye kadar ki en az rahatsız edici performansı diyebilirim. Namal her boşluğu bir mimikle ya da hareketle doldurma alışkanlığından sıyrılabildiği oranda yeni başarılara imza atabilir. İki oyuncunun da belki festivalin diğer rollerine göre daha can alıcı noktalara temas eden zor rolleri festival başarılarını artırdı şüphesiz. Ancak Nurgül Yeşilçay’ın bir kez daha Altın Portakal’dan boş elle dönmesini oynadığı role değil performansının zayıflığına ve genel sevimsizliğine vermek gerekir. Festivalde en korkarak beklediğim sonuçlardan biri Yeşilçay’ın ödül alıp alamayacağı olduğu için bahsetmeden geçemedim.
Yardımcı oyuncularda Nursel Köse’yi ödüllendirmek de son derece yerinde bir karar. Zira Yaşamın Kıyısında’nın taşıyıcı performanslarından en önemlisi, en doğalı Nursel Köse’ninkiydi. Tuncel Kurtiz’in de aynı filmdeki rolüyle kazandığı sempatinin bir yerlere varacağı çok açıktı.
Festivalin bir başka anlamlı ödülü de Digiturk Behlül Dal En İyi Genç Yetenek ödülü oldu. Saadet Işıl AksoyYumurta’daki mahcup kasabalı kız rolünde hem son derece inandırıcı hem de güzelliğiyle filme gereken parlak yüzü sağlıyordu. Onu nice festivallerde izlemeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.
Teknik Ödüller
Yumurta’nın anne, ölüm, yalnızlık, geri dönüş, bekleyiş ve özlem temalarını anlatan abartısız senaryosuna duygu yüklü bir anlatım diliyle eşlik eden Özgür Eken’in sinematografisindeki sade estetik ve nadir görülen ışık başarısına verilen En İyi Görüntü Yönetmeni ödülü Altın Portakal’ın en doğru ödüllerindendi benim için. Günümüz Türk sinemasında hala az görülen bir gelenektir çerçeveyle, ışıkla, gölgeyle öykü anlatma. Eken’in Kaplanoğlu’yla kurduğu ortaklık festivalin de en kayda değer sonuçlarından birini doğurmuş oldu. Tebrikler...
En İyi Kurgu ödülünün diğerlerine göre en karmaşık ve dolambaçlı kurguya sahip olan Yaşamın Kıyısında’daki işiyle Andrew Bird’e gitmesi hiç şaşırtıcı değildi. Mutluluk’un sinemaya uyarlandığı kitabın yazarı Zülfü Livaneli’nin film için bestelediği müzikler, yazar ve müzisyenin sinemaya sunduğu bu duble katkısını taçlandırmış oldu. En İyi Ses Tasarımıda yine Mutluluk’daki işçiliğiyle Orçun Korluca’ya gitti.
Sanat grubunun ödüllerinden En İyi Sanat Yönetmeni ve En İyi Kostüm Tasarımı ödülleri de yine en temiz işçilikleri sergileyen Yumurta’nın sanat yönetmeni Naz Erayda’ya verildi. En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı ise Mutluluk’tan Songül İbrahim ve Fatma Kardeş’e gitti.
Bu son noktada festivalin tamamında gerekeni yapmanın dışında sanat tasarımı alanlarında hiçbir filmin öne çıkacak kadar bir başarısı olduğu söylenemez. Zaten öykülerin içerikleri ve hedefleri de bu alanda çığır açılmasına el verecek tarzda değildi. Festivalde aynı zamanda görsel efektlerin de yoksunluğu dikkat çekiyor. Bu alanda zaten jürinin çaresiz kalıp hiçbir ödül vermediğini görüyoruz. Türk sinemasının sanat grubunda ve teknik alanlarda daha çok yol katetmesi, daha cesur davranması, bu alanları da kendine araç edinerek daha derinlikli sinema dilleri yaratmasını bekliyoruz.
3. Avrasya Film Festivali Ödülleri
Bu sene renkli bir seçkiyle izleyenleri ve jüriyi karşılayan 3. Avrasya Film Festivali’nin en büyük ödülünü Eran Kolirin’in Bandonun Ziyareti adlı filmi aldı. Film öylesine basit bir öyküyü, her gönlü fethedecek kadar samimi ve güçlü bir mizah duygusuyla çevrelenmiş son derece dramatik bir dünyanın karakterlerini, öyle harika bir matematik ve sinema diliyle anlatmış ki, En İyi Film ödülü kaçınılmaz gibi görünüyordu. Öyküsü bu kadar spesifik olup da bu kadar evrensel duyguları ortaya çıkardığı için bu filmi, festivalin sinemanın gelmesi gereken noktayı hatırlatan yapıtaşlarından kabul ediyorum.
Uluslararası yarışmanın En İyi Yönetmen’i Buğdayın Sırrı filmiyle Abdellatif Kechiche oldu. Uzunluğu ve tekrarlı yapısıyla izlenmesi biraz zor olan film, radikal seçimleriyle dikkat çekiciydi. Avrasya Jürisi Özelödülü ise Roy Andersson’un Siz, Yaşayanlar’ı oldu. Bu filmi Cannes’dan beri sürekli kaçırıyorum, ama hakkında öyle güzel şeyler duydum ki, bu bölümün en doğru kararlarından olduğunu hissediyorum.
Avrasya’nın Eleştirmenler ödülü ve NETPAC jürisi ödülü de Philippe Aractingi’nin Bombalar Altında filmine verildi. NETPAC jürisi bu ödülü Semih Kaplanoğlu’nun Yumurta’sıyla paylaştırdı.
Bitirirken...
Öncelikle bu senenin benim ikinci Altın Portakal’ım olduğunu, bundan çok önceki seneleri yorumlayamayacağımı söyleyeyim. Ama bana bulunduğum yerden görünen, 44. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin daha derli toplu bir film festivali olma ve geleceğin önemli uluslararası film festivalleri arasına girme yolunda dikkate değer sinyaller verdiği.
Bunu belirtmişken, festivalin önemli bir eksik noktasını atlamak yanlış olur. Türk sinemasını yurtdışına da açan festivalimizin ulusal yarışma bölümünün filmleri, maalesef jüriyi zorlamaya yetecek bir yetkinlik ve ustalık sergilemekten çok uzak. Hatta izlenmeye değer birçok filmin içinde büyük bir zaman kaybı yarattıklarını söyleyebilirim. Bunun için olsa gerek festival bu sene bir senaryo geliştirme fonu açarak ve senaryo atölyeleri düzenleyerek sinemamızın bu gediğini kapamaya çabalıyor. Doğru olan da bu. Film festivallerinin kendi yaşamlarını sürdürebilmeleri ve sinema sanatını sürekli bir yenilenmeye itmeleri için misyonu tam da bu olmalı. Henüz doğum sancıları çeken sayılı atölyelerin daha da ciddiye alınması, daha da iyi tanıtılıp yayılmasını umuyorum. Daha çok film tartışılması, eleştirmenlerin gözünden bir film analizi atölyesinin açılması da sinemaya bakışı geliştirip beklentileri yükseltebilir.
Festivalin ödül sahibi filmlerine karşılık ödüle hak görülmeyen filmleri iyi düşünmek ve karşılaştırmak festivalin gelecekteki seçkilerini yönlendirmekte yararlı olacaktır. Böylece belki festivale kabul edilmek daha büyük bir öneme sahip olacak, çok daha sağlam bir seçkinin ‘en iyi’leri çok daha fazla şey ifade edecektir. Hem sinemacıları cesaretlendirmek hem de sinemamızı geliştirmek için Antalya Altın Portakal’ı yaşatan Türsak, Aksav ve Antalya Belediyesine çalışmaları ve sinemaya destekleri için teşekkür ediyorum. Nice Portakal’lara...