SİYAD Emek Sineması İçin İlan Hazırlattı!
63. Cannes Film Festivali Resmi Seçkisi Açıklandı!
29. İstanbul Film Festivali’nde Ödüller Dağıtıldı!
Arka Pencere, Şarlo İçin Yaşgünü Pastası Kesiyor!
29. İstanbul Film Festivali’nde Son Haftasonu!
29. İstanbul Film Festivali’nde Yolun Yarısı
Arka Pencere, Çocuk Oyunculara El Sallıyor!
29. İstanbul Film Festivali İzleyiciyle Buluştu!
Arka Pencere, Son Samuray Kurosawa’yı Anıyor!
Arka Pencere Dergisi, Oscarlı Kötü Adamların Peşinde!
29. İstanbul Film Festvali’nin Programı Açıklandı!
82. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu!
Arka Pencere, Oscar Arifesinde En İyi 11 Oscarlı Filmi Listeliyor!
Arka Pencere, Türk Filmlerinin Festival Karnesini Çıkarıyor!
Pera Müzesi’nde Fransız Sineması
Altın Ayı “Bal”ın!
Arka Pencere Recep İvedik’i Sorgu Masasına Oturtuyor!
Altyazı Sinema Seminerleri’nde 2010 Bahar Dönemi Başlıyor!
8. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali
Arka Pencere Sevgililer Gününü Kutluyor!
 
 
 
 
 
   
 

19.04.2008

27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin son günlerinde, ulusal ve uluslararası yarışma filmleri görücüye çıkmaya devam ediyor. Her zamanki gibi bu festival yazıma da, yarışma filmlerinin ikinci grubuyla ilgili yazılarıma geçmeden önce haftanın önemli Akbank galalarından biriyle başlamak istiyorum.

Usta yönetmen Michael Haneke’nin kariyerinin hala en başarılı filmlerinden kabul edilen 1997 yapımı Funny Games – Ölümcül Oyunlar’ın yine Haneke tarafından çekilen ABD versiyonu festivalin merakla beklenen gala filmlerindendi. Haneke bu çok tartışmalı radikal filmini, bu kez Amerika’da Amerikalı oyuncular kullanarak yeniden çekmiş. Başrollerde Naomi Watts, Tim Roth ve Michael Pitt var. Filmin senaryosu ve diyalogları ufak farklar dışında aynen kullanılmış; tüm kareleri hem kompozisyon hem de uzunluk olarak orijinaliyle hemen hemen aynı; sanat yönetiminde de ciddi benzerlikler var. ‘Sadece oyuncuları değişerek bir film aynı etkiyi ne kadar verebilir’ sorusu üzerine bir deney gibi tasarlanmış film, bu farklılıkla pek bir şey kazanmıyor, ama belki ruhundan ve toplumsal tezinin vuruculuğundan bir şeyler kaybediyor. Ayrıca Michael Pitt’in ‘Paul’ yorumu, orijinal filmde Arno Frisch’in bıraktığı sarsıcı etkiyle karşılaştırıldığında çok zayıf.

Bu yıl hem ulusal hem de uluslararası yarışma bölümlerinde yarışan, belgesel yönetmeni Hüseyin Karabey’in gerçek bir hikayeyi gerçek karakterlerle anlatan filmi Gitmek, dram ve belgesel türlerinin bir bileşimi olarak ilginç lezzetler taşıyor. İstanbulda bir film setinde tanışan oyuncu Ayça ve film sonrası memleketine dönen ve savaş patlak verince orada mahsur kalan Hama Ali arasındaki aşk hikayesi, Ayça’nın sevgilisine kavuşmak üzere çıktığı yol öyküsüyle devam ediyor. İstanbul’dan Diyarbakır ve Mardin’e, daha sonra İran’a ve Kuzey Irak’a uzanan bu özlem ve bağlılık duygularıyla örülmüş yolculuk, son derece doğal, akıcı ve dokunaklı olduğu kadar da mizahla yüklü bir serüveni anlatıyor.

Genç Alman yönetmen Dennis Gansel’in filmi Tehlikeli Oyun yarışma bölümünde bolca gördüğümüz gerçek hikayelerden uyarlanmış filmlerden bir tanesi. Günümüz Almanyası’nda bir lise öğretmeni, totaliter toplumları anlattığı proje haftasında öğrencilerin ilgisini toplamak için bir oyun kurar. Bu oyunda Nazi Almanyası’nın ardında bıraktığı faşist geçmişle yaşamak zorunda olan Alman gençliği, ‘aynı toplumda yeniden benzer bir faşist rejim hakim olabilir mi?’ sorusu üzerine bu olasılığı test etmeye girişiyor. Birdenbire üniformalar giyen, bir logo ve selam biçimi benimseyen, ve zamanla bir birlik oluşturmanın ‘öteki’leri dışarıda bırakmak ve en nihayetinde şiddet uygulamak gibi sonuçlarını da yaşayan öğrenciler, faşizmin her an içimizde uyandırılmayı bekleyen bir canavar gibi pusuda olduğunu kanıtlıyor adeta. Film, toplumsal zaaflar ve şiddet üzerine ilginç bir zihinsel egzersiz.

Bu yıl yarışma bölümünde bir ‘okulda şiddet’ filmi de Belçika’dan geliyor. Nic Balthazar’ın kendi romanından uyarladığı ilk sinema filmi Ben X, bu yıl aynı zamanda Belçika’nın Oscar adayıydı. Yalnızca oynadığı bilgisayar oyununda hayal ettiği gibi güçlü ve saygı gören bir kahraman olabilen sorunlu genç Ben, gerçek hayatta okul arkadaşlarının zorbalıklarıyla mücadele etmek zorundadır. Hiçbir zaman bir kahraman gibi davranamayacak olsa da, Ben’in çevresinden alması gereken ağır bir intikam vardır. Romanda tasvir edilen bilgisayar oyunu, filmde Ben’in gerçek hayatıyla paralel kurguda işlenmek için özel olarak yaratılmış.

Uluslararası yarışmanın adaylarından biri de Fransa’dan Darling. Christine Carriére’in filmi, gerçek bir öyküye dayanan bir romandan uyarlama. Kendine ‘Darling’ lakabı takmış, ismi dahil hayatındaki herşeyden kaçma hayalleriyle Normandiya’daki çiftliklerinin önünden geçen kamyon şoförlerinden biriyle evlenen Darling, beklediği gibi mutluluğu bulamaz. Bir çiftçi karısı olarak annesine benzemekten korkan Darling’i annesininkinden daha da korkunç bir hayat beklemektedir. Darling’i canlandıran Marina Foïs’in 20’li yaşlardaki bir kadını oynamak için çok yaşlı olması, filmin içine girilmesini zorlaştıran faktörlerden yalnızca biri.

Lars von Trier’in senaryosunu yazdığı, Jacob Thuesen’in yönetmenliğini üstlendiği Okul Yıllarım, Lars Von Trier’in film okulunda geçirdiği yıllardaki filmleri, deneyimleri, aşkları ve değişen sinemacı kimliği üzerine biyografik bir komedi. Film, her ne kadar bir sinema okulunda bir öğrencinin başına gelebilecek garip olayları ve ‘sanatçı’ geçinen öğretmenleri başarıyla yansıtabiliyorsa da bir sinema okulu parodisinin çok ötesinde bir lezzet vermiyor.

Krzysztof Kieslowski’nin Üç Renk serisinin de aralarında bulunduğu birçok önemli filminin senaryo yazarı Krzysztof Piesiewicz’in kaleminden çıkan Umut, Stanislaw Mucha’nın ilk yönetmenlik deneyimi. Polonya-Almanya ortak yapımı, küçük yaşta annesini kaybetmiş bir gencin kiliseden paha biçilmez bir tabloyu çalarken kameraya kaydettiği bir sanat tarihçisine şantaj yapmasını konu alıyor. Ana karakterin kimliğini belirleyen ölüm olayının filme nasıl bağlandığı film boyunca açık değil. Bu nedenle olsa gerek kahramanımızın motivasyonu zayıf ve davranışlarının nedenleri belirsiz. Usta kalemin yine bir üçlemenin parçası olarak yazdığı film, bildiğimiz filmleriyle benzer tatlar zaman zaman sunuyor. Ama ciddi kopukluklar bu filmi yazarın klasiklerinden çok ayrı bir yere koyuyor.

27. Uluslararası İstanbul Film Festivali 19 nisan cumartesi akşamı saat 19:30’da gerçekleştirilecek ödül töreniyle son buluyor. Ceyda Düvenci ve Yetkin Dikinciler’in sunacağı gecede bu yıl Aleksandra adlı filmiyle festivale katılan ve festivalde bir de sinema dersi veren Aleksander Sokurov’a Sinema Onur Ödülü verilecek. FilmButik’teki yazılarımda kısa kısa gözlem ve eleştirilerimi sunduğum 12 uluslararası yarışma filminin yanı sıra 11 ulusal yarışma filmine de çeşitli dallarda Laleler’in dağıtılacağı ödül gecesiyle ilgili haberlere de buradan ulaşabilirsiniz.

Mutlu bir festival haftasonu diliyorum…

Selin Sevinç
 
 
Henüz Yorum Yapılmamış
 
 
 
 
 
 
copyright 2007 © FilmButik
Tüm Hakları Saklıdır
Ana Sayfa   Vizyondakiler   Yakinda   Haberler   Kisa Kisa   Arsiv   Kütüphane   FilmButik
 
.