Roberto Sara’ya büyük bir aşkla bağlıdır. Ancak o ilişkilerinde ilerlemek isterken Sara şüpheli davranışlarda bulunur. Sara’nın kendisini aldatmakta olduğunu öğrenen Roberto, terkedilmenin acısı içinde onu itmekle yeniden elde etmeye çalışmak arasında gelip gider. Alba ise Roberto’nun hayatında bambaşka bir yerdedir; Roberto adeta Sara’nın ona olan kayıtsızlığını kendisine aşık olan Alba’ya yöneltir. Tüm bu süreçte Roberto’nun yanında olup sıkıntılarını paylaşan erkek kardeşi Carlo’nun da Roberto’yu hayata farklı bir şekilde bakmaya itecek bir sırrı vardır.
Aşka Dair, sıradan bir adamın sıradan bir ‘aşık olma - terkedilme - acı çekme - gururla aşk arasında can çekişme’ sürecini son derece sıradan bir şekilde işliyor. Roberto’nun iki kadınla olan ilişkileri nedeni belirsiz bir şekilde kronolojik ve atmosferik olarak bir sır perdesi ardında bırakılıyor. Öyle ki kadınlar arasında şizofrenik bir bağlantıdan, ya da Roberto’nun Sara’dan sonra bir psikoz yaşayıp Alba’yı hayal ettiğinden şüphelenmek bile işten değil. Filmin sonunda deşifre edilen gerçek ise o ana kadar izlediğimizi sandığımız şeyin tüm manasını alıp götürürken, geride ne aşka ne de hayata dair bir tez/gözlem/felsefe kalıyor.
Carlo’nun son yarım saatte değişen yan karakter durumu da yine fonksiyonu bulanık bir şekilde bambaşka bir dram olarak yüzeye çıkıyor. Film bu son çeyrekte hem öykü değiştiriyor hem de ton. Böylece aslında ne anlatmaya çalıştığı, izleyici nezdinde nasıl bir film olmayı hedeflediği açıklığa kavuşmadan bir avuç karakteri yapbozun parçaları gibi bağlayıp şöyle bir süzen Aşka Dair, iddianın aksine aşka dair pek de bir şey söylemeden tükeniyor.
Öykü yeterince anlamlı ve derin, karakterler enteresan olmadıkça bir filmi önermek güç. İtalya’da bir atmosfer ve sınırlı da olsa bir aşk manzarası deneyimlemek için çarpıcı olmayan bir örnek.
Selin Sevinç