Amerika-Kanada sınırına yakın bir yerde hayatlarını güçlükle yürütebilen iki kadın, ayakta kalabilmek için yasadışı bir işe bulaşırlar. Donmuş bir ırmak üzerinden sınırdan göçmen taşımak için bir araya gelirler. Yaptıkları her yolculuk ekonomik getirisine rağmen daha zorlu ve gerilimli olur. Buz gittikçe incelirken her seferinde son seyahatlerini yapacaklarına söz veren iki kadını öngöremedikleri bir güçlük beklemektedir.
Amerikalı yönetmen Courtney Hunt’ın ilk uzun metraj filmi her bakımdan hayranlık uyandırıyor. Herhangi bir dramatizasyondan kaçınan soğuk bir gerçekçilikle aktarılan iki kadının çaresizliği, tam da bu yüzden çok daha dramatik ve etkileyici. Yaşadıkları sefil hayatları gerçek bir kabullenmişlikle yaşayan iki kadının olağan durumlarının ta kendisi tüyler ürpertmeye yetiyor. Suç dünyasına sürüklenirken de sonuçta kaderleriyle yüzleşirken de sarsılmayan pragmatik yaklaşımları filmi çok daha insancıl kılıyor.
Donmuş Irmak çok basit, lineer ve tanıdık bir öykü olmasına rağmen insan hayatının çok temel bir gerçeğine, ölüm-kalım savaşına odaklanıyor. Çaresiz insanlar çaresizlikten doğan kararlar alıyorlar ve ahlaki seçimlerini geride bırakıyorlar. Ancak tüm bu soğuk gerçekliğin finalinde insan olduklarına dair bir ışık yanarak karakterlerin insanlıklarıyla ilgili çok önemli bir mesaj iletiliyor.
Hunt’ın Oscar adayı kusursuz senaryosu ve oyuncu yönetimi konusundaki başarısı, yönetmenin bize armağan edeceği nice eşsiz sinema yapıtlarının habercisi. Mutlaka izleyin...
Selin Sevinç