1980 ve 90’ların iki önemli filmi olan The Terminator (1984) ve Terminator: Judgement Day’den (1991) sonra gelen Terminator: Rise of the Machines’in (2003) ardından dördüncü kez perdeye taşınan Terminatör serisinin son filmi Terminatör: Kurtuluş, James Cameron imzalı ilk iki filmden ziyade büyük hayal kırıklığı yaratan üçüncü filmin izini takip ediyor gibi görünüyor.
2018 yılında bu kez yetişkin bir adam olarak karşımıza çıkan John Connor (Christian Bale), geleceğe gönderilmiş olan babası Kyle Reese’in (Anton Yelchin) hayatta kalmasına, dolayısıyla kendi geleceğinin ve insanlığın devamlılığının da mümkün olmasına çabalıyor. Kıyamet sonrası bir ortamda, insanlarla makineler arasındaki savaş süregiderken Connor’ın gelecekten mi yoksa geçmişten mi geldiğini anlaması gereken bir yabancı ortaya çıkar. Marcus Wright (Sam Worthington) adlı kimliksiz bir adam, insanlığın kaderini değiştirmekte büyük bir rol oynayacaktır.
Öncelikle kıyamet-sonrası karanlık bir dünya çizerek yola çıkan Terminatör: Kurtuluş, bu bunalımlı dünyanın içinde Terminatör filmlerinin öncelikli hedefi olan gerilim yoluyla eğlendirme düsturunu unutmuşa benziyor. Terminatör: Kurtuluş’ta eğlence, heyecan ve gerilim dozu efekt bombardımanına tutularak yitip gitmiş aksiyon sahneleri gibi falzasıyla ruhsuz. Tek amacı belli plot noktalarını ve dönüşlerini tutturmakmış gibi yazılmış, ’insanoğlu makinaya karşı’ maço laflarıyla donatılmış, Bale’in zaten gölgede kalmış Connor karakterine hiçbir karizma katamadığı film, bir türlü doğru notalara basamıyor. Arnold Schwarzenegger’in filmin sonuna doğru amacı bellisiz bir şekilde belirivermesi de filmdeki tasarı eksikliğinin göstergelerinden.
Terminatör takipçilerinin şüphesiz kaçırmayacağı film, ne yazık ki Cameron’ın sunduğu o eski tatları vermekten aciz. İçi pek doldurulamamış da olsa aksiyon sahneleri aksiyon-severler için heyecan verici olabilir. Ancak sıkı bir öykü/dram bu filmden çok uzaklarda.
Selin Sevinç